Askerin isyanı: Bilsem devrimci olurdum!

‘Gerillacılık böyle bir şey işte!” dedirtecek birçok gelişme yaşanıyor fakat bunlardan bir tanesi dudak uçuklatacak cinstendir. Gerilla, Xakurkê’yi işgal için gönderilen Türk askerlerinin kendi aralarındaki konuşmaları dinleyecek kadar yakınlarında duruyor. Bazen de hiç ulaşamayacakları kadar uzaklarında…

Ellerindeki tüm tekniğe rağmen gerillanın nefesi enselerindeyken bu dağlarda daha ne kadar dayanabilirler ki? Gerilla vuracağı düşmanını istediği yere çekiyor, ayağına getiriyor ve her gün korkulu rüyası oluyorken askerin psikolojisi mi kalır? Kendi aralarındaki konuşmalar nasıl bir bozgun yaşadıklarını anlamaya yetmektedir.

Bu konuşmalarda neler yok ki! Kendine, komutanına, Erdoğan’a veryansın edenler; geceleri ne kadar çok korktuğunu anlatanlar, her çıtırtıda ödünün koptuğunu söyleyenler; gerillayı gördüğü halde çıtını etmeyip donup kalanlar…

Bunlar tüm gerillalar arasında hızla yayılıyor, duymayan kalmıyor. Halkımız da duysun hatta mümkünse “vatan-millet” edebiyatıyla gizlenen koltuk sevdası uğruna ölüme gönderilmiş askerlerin aileleri de duysun.

En dikkat çekici olanını bir kadın gerilla birimi dinlemiş. Yanlarında kayıt cihazı olmadığına hayıflanarak anlatıyorlar. Askerlerin komutanı olduğu belli olan birisi adeta öfke krizine girerek isyanını şu sözlerle dile getirmiş: “yeminle söylüyorum, bu dağlarda bu kadar kalacağımı bilseydim devrimci olurdum!” demiş.

Bunlar güya askerlerin en uzman ve özel olanları…

Devrimci olmanın ne demek olduğunu biraz olsun anlamış olmalılar. Bu dağlar devrimcilerindir, işgalcilerin değil.

Dağlardan korkun!

Kürdistan dağları hiçbir zaman işgalcilere yar olmadı. Bu dağlardan gerçekten korkun ve çekip gidin yoksa sonunuz sizden öncekilerden farksız olmayacak. Her memlekete bolca tabut akacak!

Gerilla bu kadar ölüm olsun istemiyor, her memlekete bu kadar çok tabut gitsin istemiyor. Bu savaş oyunu halklar arasında bir uçurum yaratmak isteyenlerin oyunudur. Fakat mecbur kalınca gerillanın neler yapabildiğini de duymayan-bilmeyen yoktur.

Gerilla efsanevi bir direniş içindeyken AKP-MHP faşizmi ancak belediyelere saldırabiliyor. Polislerinin “kahramanlığına” bakın, ancak analara saldırabiliyor. Bir rejim ancak bu kadar rezil olabilir, bu kadar yerlerde sürünebilir.

Gerillanın gürzü her gün enselerinde patlarken halka saldıran bu faşist iktidarın daha fazla ayakta kalma şansı yoktur. Bunu hızlandıracak tarz ise HBDH tarzıdır.

HDP öncülüğünde gelişen halkın demokratik eylem tarzı kendi mecrasında genişleyerek ilerlerken diğer yandan ise devrimci vuruş gerekiyor.

HDP öncülüğündeki halk eylemleri faşist şiddete rağmen sivil demokratik direniş tarzında büyük bir iradeyle gelişmektedir. Çok zorunlu olduğunda kendini savunmak dışında bu alana şiddeti karıştırmamak ne kadar doğruysa bunun dışındaki alanların tümünde faşizmin şiddetini parçalayacak devrimci yöntemlere başvurmak da o kadar gereklidir. Bunlardan sadece birinin yeterli olacağını düşünmek yanılgıdır. İkisi birbirine karıştırılmamalı, kendi mecralarında akmaları sağlanmalıdır.

Bunun için geçtiğimiz günlerde HBDH yani Halkların Birleşik Devrim Hareketi Türkiye metropollerinde bir dizi devrimci eylem kampanyası gerçekleştirdi. Faşizme karşı direnişin nasıl olması gerektiğini ortaya koydu. Şimdi Türkiye’nin her ilinde, her üniversitesinde, her fabrikasında, her tatil beldesinde faşizmi yıkıp yerle bir edecek eylemleri birkaç kişi bir araya gelerek yapabilir. HBDH ruhu budur. Başkasından beklemeden harekete geçmedir, her fırsatı faşizme darbe vurmak için değerlendirmedir, insiyatiftir.

HBDH demek tek başına gidip faşizmin bir ekonomik talan kaynağını yakmak demektir. HBDH demek üç kişilik bir tim oluşturup üç yüz eyleme imza atmak demektir. HBDH eylem içinde halkı örgütlemek ayaklanmaya kaldırmak demektir. HBDH demokrasiyi sandıklarla sınırlı gören reformist ve düzen içi anlayışlara karşı faşizmi kökten kurutacak radikal direniş demektir.

Faşizme karşı direnişi eylem alanında yükselten herkes HBDH onurunu taşıyan ve yaşatandır. Bu ruhla hareket eden herkes faşizme darbe vurabilir. Caddeleri tıkayabilir, elektrikleri ve her türlü iletişim ağını kesebilir, hayatı dondurabilir. Faşizm hiçbir yerde rahat hareket edemez hale gelince halkın direnişi çığ gibi büyür. Halkı savunmak böyle olur.

Faşizmin saldırılarına karşı kimse kendini savunmasız bırakmamalıdır. Analara kalkan elleri kıracak sopaları, taşları, hatta yeri geldiğinde faşist saldırganlara karşı etkili olabilecek ateşli-ateşsiz savunma silahlarını elde etmek hiç zor değildir; bunların sonuna dek meşru olduğundan da kimsenin kaygısı olmasın. Faşizm “köpeklerini salsın taşları da bağlasın” ve buna da “yasa” desin! Faşizm karşısında yasallık ve meşruiyet tartışmaları anlamsızdır. Yasalar faşizmin elinde işgal aracından başka bir şey değildir. Belediyeleri yasayla işgal ediyorlar, analarımızı yasayla copluyorlar, siyasi temsilcilerimizi yasayla tutukluyorlar, gençlerimizi yasal mermilerle katlediyorlar, ormanlarımızı yasayla yakıyorlar, askerleri de yasayla ölüme gönderiyorlar…

Yasayı bırakın, artık biliyorsunuz, buyurun devrimci olun!

Faşizm yıkılana dek:

Ne mutlu yasa dışı olanlara!

Yazarın diğer yazıları