Askerliği de satışa çıkardılar

Ahmet KAHRAMAN

Türklerin, yer yüzündeki bütün Kürtleri önüne katan, varlıklarına saldırırken sivil, gerilla, peşmerge, köylü ve şehirli ayırmayan, coğrafya tanımayan, ırkçı histerikli topyekün savaş tamtamları, elbette Kürtlere zarar verdi. Canlarını acıttı. Bu doğru.

Ancak, onların siyasal, sosyal ve ekonomik cephelerde devinen zararları daha da büyüktür. Bir kere dinbazlıkları, yani din tacirlikleri artık para etmez oldu. Dünya ortasında, ahlak ve dini değerler çıplağı olarak kaldılar. Ekonomik olarak da çöktüler, iflas ettiler.

Dünya Bankasından gelen Kemal Derviş’in, 2000 yılında uyguladığı formülasyonla, sağlanan maddi birikimler, Kürdistan dağlarına bomba olarak yağdı. Bitti. Tükendi.

Çünkü, her savaş uçağı, onbinler, hatta bazıları yüzbinlerce dolarlık maliyetle kalkıyor, yükü Kürdistan dağlarına boşaltıyordu. Karada, askeri mekkarelerin ardı gelmiyordu. Kürtlerin ülkesi karış karış yeni baştan işgal ediliyor, dağlar toplar, tank ve füzelerle vuruluyordu, kesintisiz olarak. Her atış dolardı. Damadın pazarladığı insansız uçaklar, Kürdistan ezmanlarından yere, 24 saat boyunca bomba boca ediyordu.

Türk askeri yerine ölmek üzere, IŞİD’den, ÖSO’dan katil taburları kiralanıyordu. Kısacası, Kemal Derviş’in birikimleri dağlara düşüyor, düştükçe Türk ekonomisi, gözüne “ak inmiş” beygir gibi tökezliyordu.

Çünkü, dağlara yağan bombaları karşılamıyordu, ekonomiyi. Sanayi hala “montaj” çağını yaşıyordu. Temel mallar, ithaldi. İçerde monte edilerek, ambalajlanarak piyasaya sürülüyordu.

Öte yandan, Kürtleri aç bırakma kini ile Kürdistan’da ambargo ile tarım ve hayvancılık kırıma tabi tutulmuştu. Kürdistan’dan et gelmeyince, Türk halkı at ve eşek etine bile hasret kalmıştı. Nohut, mercimek öte yana, saman bile ithaldi. Soğan ve patates ise “hediyelik” poşetlere girmişti.

IŞİD, ÖSO ile tekmil çeteler eliyle, Suriye’den gelen talan ve soygun gelirleri de bitmişti. Ne soyulacak tarih kalmıştı artık, ne de sökülerek aktarılan fabrikalar…

Kendini, Osmanlı Sultanlarının “bilmem neyi sanan” eski sokak simitçisi Recep, bu yüzden zordaydı.

Oysa, bazan beş bin kişinin katılımıyla, sofraların düzenlendiği Saraylarının masrafı ağırdı. Mafya usulü çalışan, yer yüzü tefecileri de gaddardı. Yeni borç vermeye yanaşmıyorlardı. Çare olarak Karadeniz dağları, Marmara’yı Kardeniz’e bağlayan boğazın arazileri, yalıları zevk sahibi zenginlere açıldı.

Seçim masrafları için de, şeker fabrikaları satışa sunuldu. Sonrasında ise deniz bitti. Sultan, “pum kuşu” öten viranede, yoksul düşmüş, dımdızlak kalmış bir mirasyediyi andırıyordu.

Halbuki özel harcamaları için, özel (örtülü ödenek) harcama kasalarının dolması, Sarayların düzeni ve ziyafetler için, para gerekti.

Kürtlere karşı ölümün efendisi görüntüsü için de…

Ve arayış başladı. Sonunda, aranan paranının pınarı bulundu: Adı, “bedelli askerlik”ti.

Diktatörler, savaşın kanıyla geçiniyorlardı. Düşmanın ölümünü zafer, kendileri, için zaferdi. Öne sürdükleri askerlerin ölümü, ailelerine şehitlik armağanı olarak sunuluyordu. Şehitliğin aileye maddi kazancı da vardı: İşsize iş, maaş, evsizine ev…

Savaş ölüleri, bazıları için de nutuk malzemesiydi. “Kanla suladıkları bu toprakları” diye övünüyor, arkada kendi kazançlarının toplamını yapıyor, öte yandan oğullarını savaşın yakıcılığı olan ölümden uzak tutuyorlardı. Onları kaçırıyor, askerliğe göndermiyorlardı.

Mesela ortalıkta dört dönerek “şehit kanı” güzellemesi yapan Erdoğan damat ve oğulları, “parasını vererek” askerlikten kurtulmuşlardı.

Bir hesaba göre, halen, 4 milyon asker kaçağı ortalıkta dolaşıyordu. Tamamına yakını savaşta ölüm korkusundan kaçaktı.

Sıfırı tüketmiş diktatörlük, şimdi firarilerin durumunu kazanca dönüştürme hesabındaydı. 15 bin lira (5 bin dolar) ödeyen askerlikten kurtuluyordu.

Asker kaçağı durumundan olanların sayısı 4 (dört) milyon olarak hesaplanıyordu. Bunların yarısı, bedel ödemek üzere baş vursa, Saray’ın kasasına girecek para, en azından 6 milyar dolar demekti. Bu bir süreliğine huzur içinde yaşamayı sağlıyordu, Sultana…

Örtülü ödenek harcamaları mesele olmaktan çıkacaktır. Sarayda sofralar, huzur içinde uzayacak, öte yandan polis ve asker doygunca beslenerek diktatörlüğün burçları takviye edilecektir.

Şimdilik, 6 milyar dolar, iyi bir paradır. Maaşlar, harcırah ve ödüller için de yeterli.

Sonrası mı? Önemli olan gününü kurtarmak. Sonrası için, satılacak bir şeyler bulunur elbette…

Yazarın diğer yazıları