Asla yalnız yürümeyeceğiz

Kanal D programcısı İrfan Değirmenci’nin başkanlık rejimine “hayır” dediği için işten atılması ve ardından gelen açıklamalar oldukça önemli. Öncelikle gördük ki, AKP/Saray iktidarının şiddetin her türlü biçimi ve yalan propaganda ile kurmaya çalıştığı tahakküm o kadar da sağlam değilmiş. Ekonomik ve siyasi şiddet ile baskı altına alınmaya ve biata zorlanan ana akım medya dünyasında hala “Hayır”lı sesler varmış. Demek ki herkes “havuza” girmeye can atmıyormuş.

Hegemonya kırılgandır. Bunu bir kez daha gördük. Hele ki, şiddet ve yalanla kurulan hegemonyanın sonu hüsrandır. Her gün havuz medyasının yalanları ile kurulmaya çalışılan “fantastik gerçeklik” ile “yeni tarih” inşaasında işler hiç de iyi gitmiyor. Bir itiraz, hakikati göstermeye yetiyor. Bir itiraz, başka bir itirazın nedeni olabiliyor.

Yaşananların gösterdiği bir başka önemli nokta ise dayanışmanın manası. Değirmenci’nin istifasının ardından sinema oyuncusu Şevket Çoruh’dan gelen “Ben de ‘Hayır’ diyorum, beni de atsınlar” tepkisi hepimize iyi gelmedi mi? Çoruh, “Arka Sokaklar” adlı polisiye dizinin oyuncularından biri. Çoruh’u Değirmenci’nin programını hazırlayan sorumlu müdür Ertuğrul Albayrak’ın istifası takip etti.

AKP/Saray iktidarı ile “Hayırlı cephe” arasındaki çatlak büyüyor. Bu iyiye işaret. Tutsak HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın dediği gibi, “Korku gibi cesaret de bulaşacıdır.”

Akademisyenlere yönelik KHK kıyımına karşı gelişen tepkilerin yanı sıra, istifalar da önemli bir itiraz biçimi oldu. Atılan ya da istifa eden akademisyenlerin kurduğu dayanışma akademileri, bilimi, sokağa, hayatın içine taşıdı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde dayanışmanın güçlü örneklerinden biri de Özgür Gündem gazetesi, etrafında oluşturulmuştu. Gazeteye yönelik soruşturmaların son bulması için gazeteci, yazar, akademisyen, insan hakları savunucusu, sanatçı ve siyasetçi 100 kişi, nöbetçi yayın yönetmenliği yaptı. AKP/Saray iktidarı bu dayanışmayı cezalandırmak için yargısını devreye soktu.

AKP/Saray iktidarı herkesi “tek”leştirmek, başka bir ifadeyle “yalnızlaştırmak” istiyor. Bedenlerimizi, emeklerimizi, iradelerimizi nesneleştirirken, hepimizi “yalnızlaştırarak” teslim almayı planlıyor. Kadın, erkek şiddeti karşısında, işçi patron karşısında, vatandaş devlet karşısında yalnız kalsın istiyorlar. İnsana öznelliğini, değiştirme gücüne sahip olduğunu unutturmanın en sağlam yoludur bu. DİSK’e bağlı gençlik sendikası Genç-Sen’in kuruluş sürecinde kullandığı bir slogan vardı: Asla yalnız yürümeyeceksin. Bugün daha da önemli hale gelen bir slogan bu.

Spartacus filmindeki bir sahnede, “Hanginiz Spartacus?” sorusuna tüm savaş esirleri “Benim” yanıtını verir. Herkesin Spartacus olduğu yerde kimse köle olamaz..

Yalnızlaştırma ve nesneleştirme politikası, aslında AKP/Saray karşısındaki herkesi de nesnel olarak eşitliyor. KHK ile işten atılanlara bakın; genel müdürlerden şoförlere, çok geniş bir yelpazede onbinlerce insan işsiz kaldı. Elbette, işsizliğin sosyal sonuçları herkes bakımından aynı olmuyor. Ancak siyaset sahnesi sadeleşmiyor mu diğer taraftan? AKP/Saray iktidarı ile karşıtlarına dönüşmüyor mu? Saraydakilerin gözünden bakılırsa; Saray ve tebaa var. Şimdi kritik nokta şu; Saray’a kapıkulu mu olacağız yoksa kendi hayatlarımızın sahibi olacağız. Akademisyenler ile öğrencilerin geçen hafta gösterdikleri direniş, kapıkulu olmak istemeyenlerin çok önemli bir itirazıydı. Hapsedilenler ya da sürgünde yaşamak zorunda bırakılan gazetecilerden işsiz kalan İrfan Değirmenci’ye çok geniş bir gazeteci kesimi de Saray’ın basın danışmanlığını reddetti.

“Hayır” diyenlerin sesine önümüzdeki günlerde de yeni seslerin katılacağı aşikar. Ancak AKP/Saray iktidarının da bu sesi boğmak için siyasi ve fiziki şiddeti artıracağı ortada. Daha iki gün önce yüzlerce HDP’li gözaltına alındı.

Bu abluka ve zorbalığa karşı direniş kadar dayanışmaya da ihtiyacımız çok. Yoldaşlık duygusu herkese iyi gelecek.

Che ne güzel demiş: “Yapılması gereken direnişçilere şans dilemek değil; onların kaderine iştirak etmektir. Onlara ya ölüme ya da en iyisi zafere dek eşlik etmektir.”

Yazarın diğer yazıları