Astana öncesi ve sonrası

Suriye ve Rojava’da savaşın seyrini değiştiren, devrimin geleceğini belirleyen Kobanê zaferinin yıl dönümündeyiz. YPG, kentin 2014 yılının Eylül ayında başlayan DAİŞ’in işgalinden kurtarıldığını 28 Ocak’ta açıklamıştı. Bu ilan Rojava topraklarında savaşın tamamen bittiği anlamına gelmiyordu elbette. Ancak Kobanê, Rojava devrimi bakımından tarihsel ve stratejik bir zaferdi. Rojava’nın Stalingrad’ıydı. Bu zaferden sonra Kürt özgürlük güçleri, her şeyden önce devrimin geleceğini güvence altına alırken, bölgenin en temel gücü olduğunu da gösterdi.

Suriye rejimi bakımından ise kritik savaş Halep’in cihatçı çetelerden temizlenmesi oldu. Esad rejiminin, Halep’teki darbesi sadece cihatçı çetelere değildi. Halep’in rejim güçlerinin denetimine geçmesi, cihatçı çetelerin en sadık destekçisi AKP/Saray iktidarının da hayallerine son verdi. Ancak Türkiye, Demokratik Suriye Güçleri’nin Fırat’ın batısında ilerlemesine ve Kobanê ile Efrin kantonlarının birleşmesine engel olmak için Cerablus’u işgal harekatını genişletti.

Suriye ve Rojava halklarını, önümüzdeki dönemde El Bab, Rakka ve İdlip’de kritik ve stratejik savaşlar beklerken, diplomatik sahada da görüşmeler yoğunlaşmış durumda.

Günlerdir beklenen Astana toplantısı sonunda gerçekleşti. Suriye politikası çöken AKP/Saray iktidarının, Ortadoğu’da inisiyatif alma niyetiyle büyük önem atfettiği görüşmeler, elbette bazı ilkleri taşıdı. Örneğin Esad rejimi, cihatçı silahlı grupların temsilcileri ile ilk kez aynı masaya oturdu. Ancak basına yansıyan haberlere göre, aynı masada oturmalarına rağmen doğrudan görüşmeler yapılmadı.

Astana AKP/Saray iktidarı bakımından da ilk. “Emevi caminde cuma namazı” kılma hayalleri suya düşen AKP/Saray iktidarı, “Esad’lı geçiş olmaz” noktasından Esad rejiminin temsilcileri ile aynı masaya oturma noktasına geldi. Bu da Türkiye dış politikası bakımından çok dramatik bir durum.

Toplantının sonuçlarından biri Türkiye, İran ve Rusya arasında bir “üçlü mekanizma” kurulması oldu. Bu mekanizmanın amacı ise sürekli ihlal edilen ateşkesin sürekliliğini sağlamak olacak.

Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ortak deklarasyona göre, taraflar, askeri çözüm yerine siyasi çözümden yana taraf olduğunu belirtti. DAİŞ ve El Nusra’ya karşı mücadele edilmesi, DAİŞ ve El Nusra ile diğer askeri grupların ayrı tutulması konusunda anlaşma sağlandı. Ayrıca tarafların 8 Şubat’ta Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Cenevre’de biraraya gelmesi kararlaştırıldı. Bu cihatçı grupların da görüşmelere katılacağı anlamına geliyor.

Astana görüşmesi, Suriye ve Türkiye bakımından önemli bir adım olsa da, siyasi sonuçları bakımından Cenevre konferansının ötesine geçeceğini söylemek pek de mümkün değil. Bunun en önemli nedeni ise; hem Suriye hem de Ortadoğu’nun geleceği bakımından önemli bir güç olan Demokratik Suriye Güçleri’nin devre dışı bırakılması. Bu da AKP/Saray iktidarının dayatmasının sonucu olarak gerçekleşti.

Ancak yanıt bekleyen sorular var. Rojava’sız, Suriye krizi nasıl çözülecek? AKP/Saray iktidarının dayatmaları ile Kürt güçlerinin katılmadığı bir siyasi süreç, Suriye’de mümkün olacak mı? Kürtlerin ya da Demokratik Suriye Federasyonu temsilcilerinin katılmadığı bir toplantıda alınacak kararlar, bu güçler için bağlayıcı olabilecek mi?

YPG Genel Komutanlığı, alınacak kararların kendileri için bir bağlayıcılığı bulunmadığını zaten açıkladı.

Kürtlerin katılmadığı görüşmelerin ardından Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Beşar Caferi’nin “Kendimizle gurur duyduğum gibi Suriyeli Kürt kardeşlerimizle de gurur duyuyoruz. Suriyeli Kürtler, sadece IŞİD’e karşı mücadelede değil ülkemizin tarihinde önemli rol oynadı. Bin yıldır birlikte yaşıyoruz” şeklinde açıklama yapması da ilginç. Bu açıklama bir “gönül alma” mı yoksa Kürtlerin de sonraki toplantılara katılımının yolunu hazırlama mı olduğunu zaman gösterecek.

Rusya’nın resmi haber kanalı Sputnik’e göre, Rusya, bir anayasa taslağını da taraflara sundu. Ancak bu taslak henüz basına açıklanmış değil.

Suriye’de yeni bir anayasa yapılacaksa, bunun Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu dikkate alınmadan yapılması mümkün değil. Eğer Suriye krizine siyasi bir çözüm aranıyorsa, Demokratik Suriye Güçleri, bu tartışmalara bir gün davet edilmek zorunda kalacak. Aksi durum krizin ve çatışmaların devam etmesinden başka bir anlama gelmeyecek.

Yazarın diğer yazıları