Astana: Suriye’de iç savaşı bitirmek!

Rusya’nın inisiyatifi ile Suriye’de süren iç savaşa son verecek ve çözümün ilk adımı olabilecek “ateşkes” için “taraflar”,  Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya geldiler. Rusya’nın girişimi ve Kazakistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu uluslararası toplantı, başlamadan birçok tartışmaya yol açtı. Toplantı ABD’de yönetimin Obama’dan Trump’a devredildiği günlere denk getirilmesi elbette uluslararası alanda “manidar” bulundu. Kürtler ve Demokratik Suriye Muhalefeti bu toplantıya Türkiye’nin dayatmaları nedeni ile davet edilmediler. ABD son anda davet aldı. Bu koşullarda Suriye’de “çözümün” konuşulacağı bir uluslararası toplantıdan söz etmek elbette mümkün olamazdı. Nitekim sadece “ateşkesin” denetimi için “üçlü” bir mekanizmanın kurulduğunu deklere ettiler. BM kararlarına birçok atıf yapılması Suriye’de henüz çözüme hala yakın olmadığını kanıtlıyor.

"Taraflara” bir açıklık getirmek gerekiyor. Suriye’de, kimilerince vekaleten sürdürülen savaş olarak tanımlanan, iç savaş başladıktan bu yana “taraflar” son derece net. Savaşın bir tarafı; rejim ve destekçileri İran ve Rusya’nın oluşturduğu cephe. Lübnan Hizbullahı’nı da bu cepheye eklemek gerek. Diğer yandan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katarın oluşturduğu cephe ve Suriye içindeki selefist müttefikleri… Suudi Arabistan ve Katar bu toplantıya davet edilmediler. ABD’de son dakikada davet aldı ancak Büyükelçilik düzeyinde gözlemci sıfatı ile toplantıya katıldı. Kürtler hem Cenevre’den, ki Cenevre’nin sonuçsuz kalmasının nedeni Kürtlerin dışlanmasıdır, hem de Astana’dan davet almadılar. İşte Astana’da bu “taraflar” biraraya geldiler. Suriye iç savaşının gerçek tarafları.

Baştan itibaren eksik bir toplantı ve elbette etkili sonuçlar vermesi beklenemezdi.

Peki neden Astana?

Rusya bu toplantı ile Suriye’de ateşkesin sürdürülmesi için ağırlığını koyduğunun mesajını veriyor. Rusya, hem Suriye’de Esad Rejimi üzerindeki nüfuzunu ve hem de Türkiye üzerindeki etkisini kullanarak, Ortadoğu’da kalıcılığını pekiştirmek istiyor. Burada pozisyonu itibari ile durumu garip olan tek ülke Türkiye. Rusya’nın Astana manevrası ile Türkiye’nin, baştan beri, Suriye’deki iç savaşa taraf olduğu tescillenmiş oldu. Rusya, bu yaklaşımı ile sadece Esad rejimi ve Türkiye’yi biraraya getirmiyor aynı zamanda, Suudi Arabistan ve Katar gibi müttefiklerinden de ayırıyor. Suriye’deki iç savaşı bitirmek için bu son derece önemli bir hamle. Rusya aynı zamanda NATO ve Batı Koalisyonuna da Türkiye üzerinden mesaj iletmiş oluyor. 

Türkiye’nin Suriye politikasının çöktüğünü artık AKP hükümeti de kabul ediyor. El Bab seferinde ise deyim yerinde ise çakılıp kaldılar. Türkiye El Bab’ta, Rusya devreye girip rejim güçleri El Bab’a yönelirse belki bu durumdan sıyrılabilir. Astana, bir bakıma Rusya’nın Suriye’deki kalıcı pozisyonunu güçlendirmek ve taraflara yeni bir pozisyon aldırma girişimi olarak anılacak.

Astana görüşmeleri Rusya, Türkiye ve İran’ın, Suriye’deki ateşkesin denetlenmesi için üçlü bir mekanizma kurma kararı ile sona erdi. Böylece Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesi için toplandığı ileri sürülen ancak ateşkesin denetimi için karar verilen etkisiz bir toplantı olarak kalacak Astana. Bildiride “ateşkesin izlenmesi ve ateşkese tam riayetin temin edilmesi amacıyla tesis edilen üçlü mekanizma ve IŞİD ve El Nusra’yla ortak mücadele etmek ve askeri muhalif grupları bunlardan ayırmak konusunda” karar alındı

Toplantı sonrası yayınlanan bildiri ve katılımcı tarafların açıklamaları Astana toplantısının beklentileri karşılamadan sona erdiğini gösteriyor. Yayınlanan bildiri bir sonuç bildirisi değil. Ateşkese ilişkin üçlü bir mekanizmanın kurulması için bir niyet açıklamasından öteye geçmiyor. Ancak metinde ilginç vurgular var. Bu metin okunduğunda Türkiyenin Suriye politikalarından nasıl çark ettiği görülecektir.

Bildirinin 4. maddesi, “Somut adımlar atmak ve taraflar üzerindeki nüfuzlarını kullanmak suretiyle 29 Aralık 2016’da imzalanan düzenlemeleri müteakip tesis edilen ve 2336 (2016) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla desteklenen ateşkes rejimini güçlendirmeye, ihlallerin asgariye indirilmesine katkıda bulunmaya, şiddeti azaltmaya, güven artırmaya, 2165 (2014) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına uygun olarak insani erişiminin hızlı ve sorunsuz şekilde önünün açılmasını ve Suriye’de sivillerin korunması ve serbest dolaşımını sağlamaya çalışacaklarını”, söylüyor. Bu madde ile Türkiye açıkça baştan itibaren Suriye’deki silahlı muhalefeti desteklediğini yani komşu bir ülkede resmen iç savaş sürdürdüğünü kabul ediyor. 

Yine bildirinin başka bir maddesi; “Suriye ihtilafına askeri bir çözüm olmayacağına ve ihtilafın sadece 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının tamamının uygulanması temelindeki bir siyasi süreçle çözülebileceğine dair inançlarını belirttiklerini”, söylüyor. Baştan itibaren Suriye’de eğit -Donat -savaştır politikası güden Türkiye’nin bu politikalarının da çöktüğünün kabulüdür.

Sonuç olarak, Kürtleri, Suriye ve Ortadoğu’daki en önemli aktörlerden biri olduğunu bir kez daha duruşları ve tutarlı stratejileri ile bir kez daha göstermiş oldular. Kürtlerin Suriye’de demokratik bir çözüm projeleri var. Tüm Suriye halklarının geleceğini ve birlikte eşit ve demokratik  bir yaşam yaşam öneren bu proje Demokratik Suriye Güçleri ile sahada sonuç almaya çok yakın.

Kürtler ve Demokratik Suriye Güçlerinin katılımı olmadan ne Cenevre ne de Astana gibi barış girişimleri sonuç vermez. 

Yazarın diğer yazıları