Atını çaldıran bir Kovboy’un kuru-sıkı tabancası hakkında

CHP sözcüsü “yeri geldiğinde bizim en sert refleksimizi herkes görecek” dediğinde beni bir gülme tuttu.

Sonra düşündüm. Ve anladım ki, bu sözler bir itiraf. Yaptıkları muhalefetin “sert” olmadığını onlar da biliyor.

“Yeri geldiğinde” kaydı ise çaresizliğin ifadesi. Faşist rejim almış başını gidiyor. Atı alan Üsküdar’ı çoktan aşmış. Bizimki Üsküdar’da nal topluyor. Elindeki nala hüzünle bakıyor ve “işimiz üç nalla bir ata kaldı” diye mırıldanıyor.

Ortada artık ne üç nal var, ne de at. Şimdi ordunun kilit noktalarına geldiği söylenen Balyozcu “süvari paşaları” atsız, nalsız CHP’yi ne yapsın? Onlar Erdoğan’ın harasındaki atlara binmiş, önlerine Erdoğan’ın artık çaptan düştüğü açıkça görülen beygirini katmış, Rusya taygalarına, Çin yaylalarına doğru tırısa kalkmaya hazırlanıyorlar.

CHP yönetimi “bu defa olmadı, gelecek seçimde yüzde otuzu aşarız”la teselli bulmaya çalışırken, Saray Türk’ü yeniden geldiği Turan’a doğru, pan-İslamist, pan-Türkist bayrakların altında uçuruma sürüklüyor.

Lakin bu “süvarilerin” atları terkilerinde çok ağır yükler taşıyor. Bu yüklerin toplamı, Batıyla entegre Türk sermayesidir. Öylesine ağır bir yüktür ki bu, zavallı atlar kamçı altında kişniyor, lakin çamura saplanmış bir kamyonun patinaj yapması gibi, tüm tepinmelerine rağmen bir türlü ileriye doğru tek adım bile atamıyor. Trump atların mabadına şap sürüp, artlarını kızgın demirle dağladıkça zavallılar Asya’ya doğru şahlanıyor. Tam fırlayacaklarken Merkel’di, Macron’du derken AB atların ağızlarını yırtarcasına dizginlere asılıyor. Atlar kudurmuş, bir Avrupa’ya doğru, bir Çin’e Maçin’e doğru şaha kalkıyor ve ayaklarının altındaki toprak balçığa dönüştükçe, takatten düşüyor.

Bir krizdir derinleşiyor.

Nazım Hikmet “Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” demişti ya. İşte bu memleket batmak üzere. Kısrak başı çok romantik kalıyor; Zavallı memleket; çoktan gözlerinin feri gitmiş, yelesi süpürge sapına dönmüş, ahı gitmiş vahı kalmış bir katırın başı gibi serapa sallanıp duruyor.

“Sert refleks” için bundan beter bir “yer” mi var?

CHP bekliyor. Artık Godo’yu mu bekliyor, Orduyu mu, bilemem. Ama o beklerken ülke yıkıma gidiyor.

Aziz Nesin’in “Bir şeyler yap Med” adlı öyküsündeki bu cümleyi CHP tabanı her gün uyandıktan sonra Kılıçdaroğlu için tekrar ediyor. “Bir şeyler yap Kemal.”

O “yapıyorum ya” diyor. Bu rejim faşizmdir demedim mi? Erdoğan diktatör diye haykırmadım mı, OHAL darbesi yaptın, TBMM’nin bütün yetkilerini gaspettin, TBMM’nin hiçbir işlevi kalmadı diye bağırmadım mı? Daha ne diyeyim?

Adam haklı. Bundan daha fazlası zaten söylenemez. Hepsini söylemiş. Ama CHP tabanı “söyledin de ne yaptın, bir şeyler yap” demekten vazgeçmiyor. O da “yeri geldiğinde öyle sert refleks göstereceğim ki, tıpkı Zaloğlu Rüstem gibi, bir vuruşta bin aslan olacak, o kadar yani” diyor demesine de, taban “yahu bu adam Zaloğlu filan değil Zavallı Rüstem’e daha çok benziyor” demeye başlıyor. Başlayınca gelsin “devlet söz konusu olunca muhalefet teferruat” marşı. “Teröre karşı ne isterseniz yaparız” güftesi, “krizden çıkış için her türlü katkıyı veririz” güftesine dönüşüyor.

Ve CHP “ekonomik kriz masası” kurup, etrafında toplaşıyor. “Kriz nasıl çözülür” sorusuna cevap arıyor. O cevabı kim yitirmiş de CHP bulacak?

Kriz krizle çözülür. “Katkıyla” değil.

Tıpkı İskender’in Kılıcı ile yaptığı gibi. Efsanede Gordion’un atını bağladığı düğümü çözen kral olacak denmiş ya. Kimse çözememiş. İskender çekmiş kılıcını bir vuruşta “çözmüş”.

CHP şimdi TBMM’den birkaç vekili nöbetçi bırakarak çekilsin, komisyonları, TBMM divanını, oturumları boykot edip, halkın arasına karışsın, o dakikada kriz tsunami halini alır. Saray koalisyonu allak bullak olur. Böylece kördüğümün çözülme ve krizden çıkış yolu açılır.

Ama CHP “devletin partisi”. Öyle de artık o “devlet” CHP’nin “devleti” değil. Erdoğan’ın ve onunla kader birliği yapmış Ergenekon’un, Soylu’nun, Bahçeli’nin, Ağar’ın, Çiller’in devleti.

Kriz denince, Kürt denince, “atını çoktan kaybetmiş Kovboy, bir zıplayışta Erdoğan’ın beygirinde kendini terkide buluyor. Kendi kendime şu soruyu sordum: CHP’yi hangi nedenle eleştirmeliyim? Düşünüyorum, taşınıyorum, yeniden eski yanıtıma dönüyorum:

TBMM’den çekilmediği için.

Ne devrimcidir, ne de artık darbe yapabilir. Sokak lafı boş laf. Sadece TBMM’den çekilse, başkaca da hiçbir iş yapmasa, halk gereğini yerine getirir.

CHP, bunu yapmadığı için rejime meşruiyet sağlayarak en büyük desteği vermekte.

Atını çaldıran kovboy, elindeki boş tabancayla oynuyor. Türkiye’nin bütün atları ise tepinmekten çatlamak üzere.

Yazarın diğer yazıları