AVA NEŞE KALP: Reis’in komutasındaki korsan gemisi I: Türkiye

Sanıyorum 1993-94 sıralarıydı, Diyarbakır’da bazı hakimler bir bildiri ile bölgede güvenlik güçlerinin de içinde bulunduğu, fidye karşılığı insan kaçırma olaylarını kamuoyuna açıklamışlardı. O dönem itirafçı-korucu-asker-polis ortaklığında oluşan çetelerden, günümüz Cumhurbaşkanlığına ulaşan devlet politikasıyla, Kürdistan’dan Amerika’ya kadar uzanan uluslararası bir korsanlık ağı örülmüş. Gülencilerle ortaklaşa on binlerce Kürdü KCK adı altında rehin almadan, AB’ye yapılan göçmen şantajına; oradan MİT ve DİB üzerinden Avrupa’da ölüm timlerinden, Rahip Brunson’un tutuklanmasına uzanan IŞİD’in Türk versiyonu olan Türk İslam Sentezinin gelmiş olduğu düzey. Suudilerin elinden alınan selefi İslam’ın yöntemleri ve ideolojisi ile şiddet ihraç eden bir devlet politikası ve devletin kendisi.

Cemaatle çatışmalarında, insan rehin alarak takastan, uçak gönderip adam kaldırmaya kadar uzanan bu korsanlıkla ilgili bir takım soru işaretleri var. Öldürme konusunda hiçbir tereddüdü olmayan bir devlet geleneğinde, neden ortadan kaldırmak yerine o kadar çaba ve para harcayıp cemaat mensuplarını kaçırıp Türkiye’ye getiriyorlar? sorusu önemlidir. Malezya, Bosna, Moğolistan örnekleri var. Örneğin Bosna’da yerel polisle hareket ederek yaptığı bu eylemin benzeri, cemaate bağlı bir okulun yerel polis ve Vali’nin de içinde olduğu bir girişimle Afganistan’da da yapılıyor. Moğolistan’da bekletilen uçak son anda boş dönmek zorunda kaldı.

Bu durumda yerel güçleri nasıl ikna ediyorlar mesela? Bunun, Cumhurbaşkanının kontrolsüz harcamaları, devasa örtülü ödenek, MİT ve Diyanetin korkunç bütçelerinin üst üste konduğunda ortaya çıkan dev bütçe ve harcamalarla ilgisi vardır muhakkak. Bu durumda bunlar, sadece cemaat elemanlarını avlamak için yapılmış olamaz. Daha büyük bir şey olmalı.

TC’nin artık bir TİS mafyası yönetildiğini biliyoruz ve bütün bunların anlamı ülke dışında da egemenlik alanları oluşturmak olduğu açık. Bu nedenle kaçırma olaylarının bir ayağının da orada tepki üreterek, yani özellikle milliyetçiliği yükseltecek provokatif şeyler yapmayla ilgisi olmalı. Çünkü esas istedikleri orada yabancı düşmanlığını körüklemek. Böylece Türk ve diğer Müslümanları otomatikman yedekleyecekleri -Kürtler hariç- bir konuma erişmek istiyorlar. Batılılar bence bunu yeterince ciddiye almıyorlar.

İkinci ayağı ise muhalifleri ve özellikle de Gülen cemaatini terörize etmek. Özel uçak ile kaldırma cemaatçiler üzerinde daha ağır bir etki uyandırmak için kullanılan psikolojik bir yöntemdir. Böylece cemaatin dışarıda toparlanıp karşı bir hamleye geçmesini önlemeye çalışıyorlar. Bunun ikinci katmanı ise dışarıda bir toparlanma durumunda bu insanları rehine olarak kullanmak. Muhtemeldir ki kaçırmaya çalıştıkları insanların örgüt içinde belli ağırlıkları vardır. Özel uçak ayarlayıp, yerli polis ve valileri ihya edip getirmeye kalkışmak için gerçekten önemli nedenleri olmalı. Belli ki pazarlık konusu yapılabilecek şeyler için lazımlar. Ya da kendileri için hayati olan bir takım bilgilere sahipler.

Peki bu durumda elinde koz olmasına rağmen cemaat ve iş birliği halindeki ülkeler hala neden sessizler ve bunların olmasına izin veriyorlar? Daha önce de yazdığım gibi Batı, gerekli gördüğü sürece bu tip diktatörlere dokunmaz, hatta onları korumaya-kollamaya çalışır. Çünkü yararlıdırlar kendileri açısından. Bir yığın işi fazla zorluk çekmeden tek adamın iki dudağı arasından çıkarıp, istedikleri kaynakları temin edip, ülkelerine şıp diye transfer edebiliyorlar. O ülkelerde diktatörler Allah’tan daha hükümlü olduklarından, karşılarına dikilecek tek Allah’ın kulu olmaz. Dolayısıyla yararlı bir korsan olarak Erdoğan’ın iktidarı bazıları için hala hayırlıdır. Merkel ve Theresa May ile Putin ve hatta ABD’nin Erdoğan’a seçim öncesi hayat öpücükleri bu yanıyla anlamlıdır.

Rehine krizini ABD’ye kadar uzattığına göre, Erdoğan’ın yaslandığı dağlar hayli güvenli olmalı. 15 Temmuz çift taraflı kumpasının, aslında ABD ve Rusya’nın vekalet savaşı olduğuna dair epey bir laf dolaşıyor ortalıkta. Rahip Brunson olayı, Yunan askerleri vs. belli ki hala Erdoğan’ın istekleri yerine gelmemiş. Rehin aldığı Yunan askerleri için de istediğini elde edemedi. Dolayısıyla Yunanistan’daki yangın olayının serbest bırakılan sığınmacı Türk askerler için bir cezalandırma ile ilişkisi olur mu bilemeyiz ama Türkiye’nin her yıl düzenli olarak Kürdistan’da ormanları içindeki tüm canlılarla ateşe verdiğini düşünürsek, bu konuda biraz tefekkür etmekte yarar var. Kendi ormanlarını vahşice yakan bir devlet, uğruna uçak yolladığı cemaat askerleri için ne yapar artık orasını da siz tahmin edin.

Saadete gelirsek, Türkiye her türlü yöntemi kullanarak ganimet edinmeye çalışan kara korsanı bir devlet olarak artık herkesin kara sularında. Reis, mürettebatı Kızıl Elmacılar/Ergenekoncular, MHP ve CHP’nin derin yönetimi ile dünyanın en korkunç korsan gemisinde yelkenler fora!.. Haydi hayırlısı…

AVA NEŞE KALP

Yazarın diğer yazıları