Avrupa’da halkların birleşik mücadelesi üzerine

Edî Bese Platformu’nun geçtiğimiz hafta sonu Almanya’nın Frankfurt kentinde gerçekleştirdiği “Temel haklar ve özgürlükler İçin” başlıklı sempozyumu hak ettiği ilgiyi bulamadı. Ancak ilginin azlığı, sempozyumun tartıştığı gündemleri önemsizleştirmedi elbette. AKP ve MİT’in Avrupa’daki siyasi ve milis örgütlenmesinden Kürt kurumları ve siyasetçileri üzerindeki Alman devletinin baskısına, Türkiye-Almanya arasındaki ilişkilerden Almanya’da muhaliflere karşı uygulanan ceza yasasına kadar üzerinde durulmaya değer gündem maddeleri vardı. Alman ceza davası avukatlarının da katıldığı sempozyumda öne çıkan vurgu ise, Almanya’da artan antidemokratik baskıların, sadece mültecilere yönelik olmadığı, başta Almanya olmak üzere genel olarak Avrupa’da temel hak ve özgürlüklere yönelik bir saldırı dalgasının olduğuydu.
Alman devletinin Osmanlı’dan bugüne Türk devleti ile “şiddetli kriz” anlarında bile kesmediği askeri, ekonomik ve siyasi ilişkilerin son 30-40 yıllık sonucu, PKK’nin yasaklanması ve bu yasağa bağlı Kürt halkı ve Kürt kurumları üzerindeki baskılar oldu. Örneğin geçtiğimiz günlerde Mezopotamya Yayınları’nı basan Alman polisi, Nazi pratiği sergiledi ve tüm kitapları götürdü. Efrîn ile dayanışma eylemlerinde Kürt halkına bayrak, afiş gibi kendi sembollerini kullanmaması için yapılan sayısız dayatmalara tanık olundu. Ancak Kürt göçmenlere yönelik bu baskıların ötesinde, genel olarak Avrupa devletleri, kendilerinin belirlediği “burjuva demokrasisi”nin sınırlarını ihlal ediyor. Bu ihlalin bir yönünü emekçilerin, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarına yönelik gasp politikaları oluştururken, diğer yönünde de söz ve eylem gibi temel hakların tehdit altında olması yer alıyor. Edî Bese Platformu’nun sempozyumunda Alman hukukçuların ortak fikri şuydu: “Almanya başta olmak üzere Avrupa’da temel hak ve özgürlükler tehdit altında.”
Avrupa burjuvazisinin bu saldırganlığı, Avrupa’nın yerli halkları ile göçmenlerin mücadelesinin ortak zeminini oluşturuyor. Devletlerin saldırgan politikaları ezilenlerin mücadelesini ortaklaştıran bir faktör oluyor. Burjuvazi bu ortak zemini bölmenin yollarını da bulmayı da ihmal etmiyor elbette. Bunun en somut örneği de, sosyal hakların kısıtlanmasının, işsizliğin ya da artan adli “suç” vakalarının sorumlusunun göçmenler olduğu üzerinden yürüttükleri politika ile ırkçılığı örgütlemesi. Avrupa’da ırkçı partiler seçimlerde azınsanmayacak oranlarda oy alıyorlar. Almanya’daki politikasını göçmen ve İslam karşıtlığı üzerinden kuran ırkçı AfD’nin gelişim seyri dikkate değer. Bu ırkçı yükselişe barikat olmanın yollarından biri de şüphesiz mücadele ortaklığı.
Efrîn direnişi ile birlikte halklar arasında bir mücadele ortaklığı sokakta, eylemde kuruldu. Avrupa kentlerinde aylardır Kürt halkı ile Türkiyeli devrimciler sokakta. Ancak eylemler sadece Kürtlerin ve Türkiyelilerin katılımıyla sınırlı kalmadı. Günlerdir süren direnişe destek eylemlerinin en önemli özelliği de bu oldu. Kürt halkı ve Türkiyeli devrimciler yerli halklar ile birlikte Efrîn için sokağa çıktı. Yerli örgütlerin tek başına çağrısını yaptığı eylemler de oldu. Ayrıca Fransa’nın en büyük sendikalarından SCF ve Almanya’nın en büyük sendikalarından IGMetall de Efrîn direnişine destek eylemlerinin içinde yer aldı. Özellikle İtalya’da yapılan eylemlere İtalyan halkının katılımı dikkat çekiciydi. Sadece İtalyanların örgütlediği eylemler de oldu. Sol Parti, Türk devletinin Efrîn’i işgaline karşı çıktığı için Alman devletinin baskısına maruz kaldı.
Avrupa Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nda yer alan temsilcilerin ortak görüşü şu: “Halkların devrimi olan Rojava Devrimi bir kez daha halkları birleştirdi.” DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısına karşı da Avrupa’da Kürtler ve dostları sokaktaydı. Ancak ilk kez bu kadar yaygın eylemler oldu ve hareket ulusal, mezhepsel ve politik kimlikler bakımından zengin bir bileşene sahip. Halkların mücadele birliğinin oluşturulması bakımından bu çok önemli bir sonuç. Almanya ile Türk devleti arasındaki silah anlaşmalarını da, NATO’dan Avrupa Birliği’ne tüm emperyalist kuruluşların Efrîn’in işgal edilmesine verdikleri desteği de bozan halkların bu mücadele ortaklığı olacaktır.
68 gençlik hareketinin 50. yıl dönümünde olduğumuz bugünlerde Vietnam’ın ABD emperyalizmi için cehenneme nasıl çevrildiğini hatırlamakta fayda var. İşgalciler için bu cehennemi, Vietnam halkının direnişi yarattı. Ancak sadece bu da değildi. ABD’nin Kaliforniya eyaletinde Berkley Üniversitesi’nde başlayan protestoların Fransa’daki sonucu 22 Mart’tan Mayıs ortasına kadar süren gençlik isyanı olmuştu. Amerika kıtasından Avrupa’ya uzanan bu isyanın mayası Vietnam işgalinin reddindeydi. Bu reddiyenin gücü, Vietnam halkının mücadelesi ile birleşince, Vietnam ABD için bir cehennem olmuştu.
Sadece Türkiye ve Kürdistan’da değil, Avrupa’da da yerli işçi ve emekçiler ile mültecilerin -özetle halkların- mücadele yoldaşlığını geliştirecek araçların bulunması önemli. Bu fikir HDK ve Edî Bese Platformu bileşenlerinde güçleniyor. Bu fikre pratiklik kazandırmak da yurtseverlerin, devrimcilerin, antifaşistlerin elinde. Çünkü hayat fazlasıyla fırsat sunuyor.

Yazarın diğer yazıları