Avrupa’da Kürt kültür-sanatına yaklaşım sorunları

Kültür ve sanata yaklaşım yaşama yaklaşımdır. Yaşam tarzımız ve anlayışımız kültür-sanatla şekillenir, belirginleşir.

Sanat camiamız açısından PolitikART’ta “Salên Bêberdêl HÜNERKOM” ana başlığıyla yayınlanan değerlendirmelere sahip çıkılması gerekli motivasyon ve perspektifi sağlamaya yeter ki zaten kültür demek “öze dönüş” demektir. Fakat yurt dışındaki farklı çevrelerin kültür-sanat çalışmalarının demokratik bir potada buluşturulması için bazı tartışmaların yapılması ve kazanımcı, birleştirici ölçülerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

21. yüzyılı boydan boya şiddet yüz yılına çevirip Kürt halkını yok etmeye yeminli faşist rejimlerle kıran kırana mücadele ederken dünyanın birçok bölgesine dağılmak zorunda kalmış olan halkımızın bir ülkesi var ama işgal altındadır. Avrupa ülkeleri, Rusya, Japonya bizim vatanımız değildir. “Vatansızlığı” başka ülkelere “entegre” olarak gideremeyiz.

İnsanlığın beşiği olan topraklarımız ve kültürümüz Avrupa’yı ve tüm dünyayı beslemiş olsa da insanlık Adem ve Havva’dan bu yana kardeş olsa da -ki Habil ve Kabil’den beri hiç kardeş olunamadı- tüm dünya vatanımız haline gelmiş değildir! Yeryüzünde yaşayan tüm halklar kendisi için bu tespitte bulunmaya kalksa bile Kürt halkı bunu yapamaz.

“Yaşadığımız yer neresi olursa olsun fark etmez, evrensel kimliğimiz var, dar sınırlara karşıyız” deyip vatansızlığın acısını bu şekilde çıkaramayız. Vatansızlık görmezden gelindiğinde Kürt kimliği de unutulur. Ülke, kimlik ve özgürlük birçok sebeple bizim için özdeşleşmiştir. Özgür Kürt kimliğini kazanmadan evrensel bir kimlik kazanamayız. Bu temelde yerellik ve evrensellik bağlantısı doğru kurulmalıdır.

Avrupa ya da diğer ülkeler bizden çok şey almıştır, biz de almışız, kültürel etkileşim güçlü olmuştur. Öte yandan şöyle bir gerçeklik vardır; Avrupa Doğu’nun “çocuğudur” fakat bu çocuk anasını inkar etmiş bir çocuktur!

Yakın zaman açısından ise Avrupa ülkemizin dörde bölünmesinin baş aktörü olmuştur. Bugün de sömürgeciliği her açıdan beslemektedirler. Bunlar bir yana tarihsel ve insani değerler bir yana! Yani Avrupa’nın demokratik değerlerini sahiplenmemiz gerekir ki o değerler bizimdir, toplumundur, insanlığındır. Bu değerleri sahiplenelim derken egemen devletlerin “entegrasyon” dayatmasına ve kapitalist yaşam tarzına da boyun eğilmemelidir.

Bu hatırlatmalarla birlikte Kürt kültür-sanat çalışmaları adına yapılan çalışmaların diğer halklarla buluşturulması ve yaşanılan ülkelerin olanaklarından doğru temelde yararlanılması gerektiği belirtilebilir. Bu zeminde çalışmaların daha sistematik hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Kurumsal çabalar güçlendirilmelidir. Sınırlı da olsa emek verilerek güçlükle geliştirilmiş bazı kurumsal çabalar Almanya’da Mezopotamya Yayınevi ve Mir Müzik örneğinde görüldüğü gibi siyasal kararlarla, devletin antidemokratik uygulamalarıyla kapatılabiliyor. Bu kurumlara sonuna dek sahip çıkılmalıdır. Alman hükümeti bu kararlarla Kürdistan’ı işgal altında tutan sömürgeci güçleri cesaretlendirmiş, kültürel soykırım politikalarına destek vermiştir.

Avrupa devletleri bazı kurumlara göz yumar, bazılarını destekler, bazılarını da hedef haline getirir. Kürt kültür-sanat kurumları arasında bu ayrımı yapmalarının sebebi açıktır: Entegre olmayana yaşam hakkı tanımak istememektedirler! Demokrasileri bu kadardır. Kürt kültürel soykırımına hizmet eden kararlarla demokrasiye değil faşizme yakın durduklarını kanıtlamışlardır. Bu durumda Kürt kültür-sanatı adına bireysel ya da kurumsal çaba içinde olan her kesimin ulusal duyarlılığı önem kazanıyor. Rekabetçi, dar, pragmatist, aşırı kişisel ve popülist anlayışlarla Kürt kültür ve sanatına hizmet edilemez. Tüm çabaların birbirini desteklemeyi esas alması, dışlayıcı olmaması gerekir. Aşırı merkeziyetçi yaklaşımlardan da kaçınılmalıdır. Fakat demokrasi adına dağıtıcı olan, ulusal değerler üzerinde tasarrufçu anlayışları geliştirmeye çalışanlara da prim verilmemelidir. Konfederal mantık demokratik prensiplerle en esnek ilişki tarzlarına açıktır. Bu temelde toparlayıcı olmak gerekir.

Sürekli bölünmek, parçalanmak kapitalizmin yaydığı bir hastalıktır. Toplumsal kültürümüz birliğimizin garantisidir. Toplumsal kültür zemininden kopan her yaklaşım Kürt kültür-sanatına darbe vurmaktadır. Çare demokratik ulus anlayışındadır.

Demokratik ulusun kültür-sanat yaklaşımında dışlama, ötekileştirme, kutuplaştırma yoktur. Farklılıkların birliği esastır. Din, mezhep, milliyet, dil vb. farklılıklar ayrılık gerekçesi yapılamaz. Fakat 40 yıllık mücadele değerlerimiz üzerinden kendini var ettiği halde bunları horca kullanmaya kalkan, inkârcı yaklaşan, demokratik ulusal mücadeleye zarar veren, tasarrufçu ve faydacı tutumlara karşı duyarlı olmak ve tavırsız kalmamak, samimi çabaları ise her düzeyde desteklemek, dostluk anlayışına değer vermek gerekir.

Yazarın diğer yazıları