Aydın Aslı gibidir

Öyle günlerden geçiyoruz ki, insanın insan gibi kalabildiği, insan olma onurunu koruyabildiği, onurunu koruyabilmek için özgürlüğü ve yaşamı dahil her şeyini feda edebildiği bir insanlık hasleti sanki sadece masallarda yaşanabilir bir şeymiş gibi. Sadece masal, destan karakterlerine hasmış gibi yaşamımızın çok çok uzağına düşmüş durumda. Hatta öyle ki onuru için kendinden feda etmek, kendini feda etmek bir enayilik, iktidara göre kılık ve görüş değiştirmek, güç sahiplerinin yalakalığını yapmak ve bunun karşılığında kendine bir ikbal temin etmek insanın en üstün meziyetlerinden sayılır olmuştur. Yalakalığın, kılık ve fikir değiştirmenin, tükürdüğünü yalamanın, kendini inkar etmenin, dün dediğinin tersini demenin velhasılı kelam çukurlaşmanın, düşkünleşmenin bir sınırı yok artık. İşin en acı yanı da böyle bir insan olmanın toplum nezdinde bir yaptırımı olmadığı gibi, bu tür insanlar gibi olamamanın bir beceriksizlik sayılması, buna hayıflanılması işçisinden burjuvasına, milliyetçisinden solcusuna, dindarından sekülerine nerdeyse tüm toplum katmanlarının ortak tepkisi, ortak özelliği haline gelmiş bulunuyor. 

Ortadoğu toplumları duygusal toplumlardır, kendisi için çok irrasyonel, çok yarar dışı durumlar yaratsa da onurlu olmak, onuruna sahip çıkmak vazgeçemeyeceği bir davranış şeklidir. Onurlarını ellerinden alırsan, onlar için tutunacak çok bir şey kalmaz geriye. Turgut Özal ile başlayan ve sonraki iktidarlar döneminde gelişen Türkiye toplumunu, onursuzlaştırma, tüm öz değerlerinden boşaltma konsepti AKP iktidarı döneminde doruklaşmış ve toplumun tüm kılcal damarlarına kadar işlenmiştir. Bir “Erdoğan şöyle demişti: “Biz Türkiye’yi bir A.Ş. gibi yönetmek istiyoruz.” Türkiye bir şirket olunca, iktidar da bunun sahibi olunca, bu şirketin kar etmesi her şeyin önünde gelir. Ahlak ve vicdan ancak karı artırmaya hizmet ederse değerlidir. Ama şükür ki bir başka “Erdoğan”, aslı insan olan bir Erdoğan onurun, insan için vazgeçilmez bir değer olduğunun farkındaydı ve tüm Türkiye’ye, tüm çukurlaşmışlara mazlumun yanında durmanın, haksızlığa, zulme itiraz etmenin ertelenemez bir insanlık görevi olduğunu gönderildiği parmaklıklar arkasından haykırdı. İnsanlığın ancak onurla payidar kalacağını gösterdi. 

Siyasetçi Erdoğan’nın yarattığı çukurlaşmaya ve çürümeye, sanatçı ve aydın Aslı Erdoğan, onur ve erdemle, inat ve sabırla itiraz etti. Bir aydın Aslı gibi olmalıdır. Aydın olunmadan, sanatçı olmanın, siyasetçi olmanın hiçbir kıymeti yoktur. Ve aydınlar asla iktidarlara, onların dağıttığı ulufelere, ikbal vaatlerine ram olmazlar. Onların tek kıblesi vicdanlarıdır. 

Bütün bu faşist iklimde, bu çürüme yozlaşma denizinde Aslı’nın sesi bir özgürlük adası, bir onur vahasıdır. Akademisyenlerle başlayan, Aslı’nın itirazı ve tutuklanması ile devam eden, ona destek olan yazarlarla büyüyen bu itiraz kar topu bir çığa dönüşerek bu ülkenin kurtuluşunun yolunu açacak güçtedir. Bilinmelidir ki Kürt Özgürlük Hareketinin yarattığı halkların eşit ve onurlu birlikteliği umudu, Türkiyeli yazar, sanatçı, akademisyen ve aydınların Kürt Özgürlük Hareketinden de feyz alarak yarattıkları onurlu duruş eğer boğulursa Ortadoğu coğrafyası insanlığın bataklığına dönüşecektir. 

Yazarın diğer yazıları