Ayrışma hendekleri…

Kürdistan’da Türk tarihi kendini tekrarlıyor. Kürdistan’da kan bağlamış yangınlara "Takrir-i Sükun halleri" diyor kimileri, kimileri de "sıkıyönetim, olağanüstü hal şartlarına dönüş" diyordu.

Ancak şaşkın, şaşkalozdular. Yer yüzünde katliam ve yangınlarla gönül kazanma geri zekalılığı sadece bunlara mahsustu. Zulüm çarklarını döndürüp, ölümün sesi, yangınların nefesiyle üstlerine yürüyerek, Kürtleri kazanacaklarını sanıyor, durmadan öldürüyorlardı.

Kemalist dükkana İslami tabela asıp mal, mülk götürerek kısa zamanda gecekondulardan saraylara, yalılara taşınan AKP’lilerin egemenliği, bütün bir kirli geçmişin bir bileşkesiydi. 

Hükümranlığı sarsıntıya uğramış, Ankara’nın kırlığında saraylar, keyfi gelsin diye Rize’nin kuş bile konmayan dağının zirvesi, İstanbul’un manzarası geniş tepelerine cami inşa edecek çoğunluk gücü elinden alınarak, emziği yere düşmüş çocuk huysuzluğuyla orta yerde kalmış AKP, kaybettiklerinin sorumlusu olarak, Kürtleri görüyor…

Ancak, Faşizmin de kanunları vardı. Geçmişin kanlı izleri kanunlara dayanıyordu. Kemalist dükkana İslami tabela asıp mal, mülk götürerek kısa zamanda gecekondulardan saraylara, yalılara taşınan AKP’lilerin egemenliği, yasaya da gerek duymuyor, Kürdistanı emirle, parça parça "özel güvenlik bölgesi" olarak, Türk ordusunun top atışlarına açıyor, yayla ve meraların kullanışını füze atışlarıyla yasaklıyordu. 

İktidardan düştüğü, yetkisizleştiği halde darbeci konumuyla vaziyete el koyan AKP, Kürdistan’da hayatı, bir kere daha çavuşlar, onbaşılarla, polis İbiş’in insafına teslim ediyordu. 

Çavuşlar, onbaşı ve İbişler 1990’larda da tek kişilik karar veren mahkeme, ölüm kararını uygulayandı. Kürtler, saldırılarından korunmak için, evlerinin altında, bahçelerinde sığınaklar kazımışlardı. Gece karanlığında, top, tank ve helikopterlerin hücununa uğrayan Şırnak’da, birçok aile bu sığınaklar sayesinde zaiyat vermekten kurtulmuştu. 

Silopi’de olası hücum dalgasına karşı sığınak, tankları durdurmak için de hendek kazan mahalleler, şafak vakti uykusunda baskına uğradılar.

Tanıkların ifadesiyle Silopililer yurttaş değil düşman, baskıncılar IŞİD’çiler gibi sakallılardı. IŞİD çetecileri gibi kinli, zapt edilmez öfkeli…

Nişancıları, sivilleri nişangaha oturtarak tetik çekiyor, ilk anda üç kişi katlediliyor, on kişi yaralanıyor, çete edalılar bununla "zafer destanı yazıyorlar"dı.

İnternete düşen haberlerin başlıklarıyla, "Silopi yanıyor" , yangının kıyısında katliam yapılıyor, polis de yaralı taşıyanları dövüyor, arabalarını tahrip ediyor, yardıma koşan doktorun başına tabanca dayıyordu.

Silopi örneği, Kürdistan manzarasında, bir fotoğraf karesiydi. Bu karede Kürtler, yurttaş, insan da değil, yok edilmesi gereken düşmadı.

Genelde, düşman yurdu Kürdistan’ı yakıyorlardı. Askerler, siperlendikleri kalelerden topları ateşleyince karşı tepe ve bayırlar tutuşuyordu.

Nuh Peygamberin, kıyamet yolcularını taşıyan efsanevi Gemisinin konduğu Cudi Dağı, Cudi’nin eteklerinde çiçeklenip, koyun başı iriliğine erişince, mayhoş tadla çatlayan yaban narları yanıyordu.

Dêrsim dağlarının melemesi yaban keçi ve tekeleri, ateş topu şeklinde kayadan kayalığa atlıyor…

Kürdistan parça parça "özel güvenlik bölgesi" olarak, Türk ordusunun top atışlarına açılıyor, yayla ve meralar füze atışlarıyla sahiplerine yasaklanıyor.

Öldüremedikler için, toplama kampları inşa ediyorlar.

Bu, Kürtlerin kişiliğinde rejimin bir kere daha yabanileşmesi, insani değerlere yabancılaşmasıydı.

Kimi olanları, Türk tarihinin "Takrir-i Sükun" yapraklarına dönüş, kimileri de, "sıkıyönetim ve olağanüstü hal yıllarının yeni şekli" diye tanımlıyordu.

Tesbitler, ruh ve kalıba uygundu. O kanlı geçmişi yaratan ruh ve tarihi çamur çirkefle karan kalıp, egemenlik tahtında yaşıyordu…

Ve o yabani ruh, öldürme güdüsüyle kalıbından çıktıkça, Kürtler araya daha derin hendekler kazıyorlardı. Ama algılayacak zeka, görecek göz, derinleşen çatırdının sesini duyacak kulak yoktu, onlarda…

Oysa hendekler yüreklerde derinleşiyordu. Silopi’de, dün işlenen cinayetler, yeni bir derin yarılmaydı. Dipsiz hendek…

Yazarın diğer yazıları