Aziz Ararat’ın hüznü

2010 yazıydı. Serhatlı heval Ararat ile beraber yeni şervan eğitimini görmüşlerdi. Ararat arkadaşın diğer adı Diljîn’di.

Ararat arkadaş Qereçox saldırısında şehit düşünce onun soyadını alıp “Aziz Ararat” oldu. Aziz adını ise şehit düşen gerilla ağabeyinden almıştı.

Bingöllüydü, Harran Üniversitesinden mücadeleye katılmıştı Aziz arkadaş; 2010 yazında Gerilla Komutanı Murat Karayılan’ı ilk kez gördüğünde hayretle:

“Vay be Heval Cemal’in ilk kez güldüğünü görüyorum” demişti.

O gün gerilla komutanlarının gülen hallerinin televizyonlara pek yansımadığını anlamış olduk. Oysa her gerilla ciddiyet kadar hayat dolu gülüşüyle gerilladır. Aziz arkadaş da güzel gülenlerdendi. Fakat çok hüzünlüydü. Çok masum bir yüz ifadesi vardı, işinde ve ilişkilerinde hep ciddiydi. Her sohbette Başkan Apo’yu soruyordu. Hüznünün sebebi buydu. Onun tutsaklığına son vermeden yaşamanın haram olduğuna inanmış ve bunun için gerilla saflarına katılmıştı. Nice yiğidin baş koyduğu bu yolda zaferin olduğundan kuşku duyulamaz. Fakat Aziz’in, Azizlerin anısını yaşatacak tek çare Önderliğimizin serbest kalmasını sağlamaktır.

20 yıldır tecrit ve işkence altındayken kendisine dair hiçbir şey istemeyen Önder Apo her fırsatta kendisini değil kendimizi özgürleştirmemiz gerektiğini söylemiştir. Onun özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür. Fakat bunun yolu da kendimizi özgürleştirmekten geçiyor.

Aziz arkadaş büyük bir özgürlük savaşçısı ve gerilla komutanıydı. Özgürlük arayışı derindi. Basit yaşam alışkanlıklarına asla tenezzül etmezdi. Adanmış ve arınmış kişiliğe örnekti. Bu duruş bizi özgürlükle ve Önderliğin özgürlüğüyle buluşturur.

Hüznünde saklı olan güçlü bir sevgi vardı Önderlik için. Bu sevginin yaşamda, ilişkilerde, eylemde ne kadar temsil edildiğini sorgulardı. Emekçi ve mütevaziydi. Samimiyeti, içtenliği ve güçlü arayışları nedeniyle küçücük bir övgü alsa yağız esmer yüzüne bir utangaçlık çökerdi. Önderliğin özgürlüğünü sağlamayan hiçbir başarıyı başarı saymayacağını söylerdi. Bu yüzden övünmekten kaçınırdı. Ne kadar iddialı olsa da böbürlenmezdi. Bu özellikler yaşlı bilgelerde bulunurken Aziz gibi genç gerillaların kişiliğinde yer edinmesi özgürlük ideolojisinin gücünü de göstermektedir. Türk devleti istediği kadar savaş araç-gereçleri üzerine dünyayla kavga etsin, bunları elde etmek için uğraşsın Aziz’in hüznü ve özlemi karşısında yenilmeye mahkumdur.

Bu kirli savaş zihniyeti Aziz gibi gençlerimizin hayallerine, iradesine, yaşamına dokunamaz. Onlar ölümsüz anılarıyla bizlere ışık olurken irademizi bilemekte; çürümüş sömürgeciliğin beyninde patlayacak gürzü sonuna dek taşıyacak bitimsiz enerji kaynağına dönüşmektedirler.

Aziz Ararat ölümü bin kez yenmiştir. O ve beraber yürüdüğü kervan ölümsüzler kervanıdır. Hayaller ölmez, inanç ölmez, Aziz ve Azizler ölmez; sadece üzüntüye, utanca, hüzne cevap olacak bir büyük eylemin sahibi olmamızı isterler. Onların vasiyeti budur. O acının, utancın, hüznün sebebi olan İmralı duvarlarını yıkacak kadar büyük düşünelim, kendimizi ve ülkemizi özgürleştirmeden yaşamayı haram sayalım. O zaman Aziz gibi kararlı ve onun gibi yiğit oluruz!

Çağımızın yiğitliği, köleleştirici tüm prangalardan kurtulmaktır; kendini özgürleştirmektir. Kulağımızı kolay çarelere dikmeyelim. Beklentili ruh hallerine kapıları kapatalım ve kendimizi özgürleştirecek zor yolları adım adım aşmaktan şaşmayalım. “Beklemek” demek gaflet demektir, iradesizliktir, köleliktir. Zindanlarda başlayan direniş özgürlük direnişinin nasıl olması gerektiğini ortaya koydu. Heval Leyla, Nasır, Fadile, İmam ve Fransa’daki 14 yoldaş başta olmak üzere açlık grevi direnişçileri beklemediler. Herkese ders olacak tarihi direnişe öncülük yaparak özgürleşmenin yolunu gösterdiler. Direniş kararını aldıkları gün kazandılar.

Beklemek ölümdür! Bu yolda zafere dek durmak yok! Ne mutlu direnenlere ve direnerek özgürlüğün yolunu açanlara!

Amed’de Nisan ayında heval Aziz Ararat (Mesut Aktaş) ve birlikte şehit düştüğü gerillaların ailesine başsağlığı diliyoruz, anılarını sonsuz dek yaşatma sözüyle, minnetle, saygıyla…

Yazarın diğer yazıları