Babanın hikayesini tekrarlamak

"Oğullar oğulluktan sessizce 

çekilmesini bilmelidir abiler."

Ece Ayhan

Orhan Pamuk Şubat ayında yeni bir kitapla karşıladı okurlarını: Kırmızı Saçlı Kadın. Kitap babasızlıktan, babayı öldürme isteğine uzanan bir dizi psikiyatrik altyapıyla örülmüş ama dil ve anlatım açısından yavan bir kitap. Yine de meselesi olan, bir derdin etrafında dönen kitapta, dünden bugüne "baba-oğul" üzerine göndermeler de var. 

Psikiyatrlar bu tür göndermeleri yapanların babaları ile kurdukları ilişkilerde sorunlu ve yaralı olduklarından bahsederler. En yakın örneklerden biri ruhsal şifreleri çözülmüş olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Henüz İstanbul Belediye Başkanı iken kendisi ile yapılan bir röportajda (F.Çalmuk-R.Çakır, Recep Tayyip Erdoğan – Bir Dönüşüm Öyküsü – 1980 Sonrası İslami Hareket 3, Metis Y.)  çocukluğunda babasından gördüğü şiddetin boyutunu, "gider ayakkabılarını öperdim, bana sarılır, ağlardı" diye anlatır. Babanın ayakkabısını öperek onu sakinleştiren oğul, bugün koca bir ülkeye çocukluğunun zalim babası olmuş, ayakkabılarını öptürüyor, öpmeyenleri de öldürüyor nihayetinde… (Gazeteci Müjgan Halis, 2 yıl önce haber için gittiği Amed’de bir anısını anlatır şu sözlerle: "Başbakan Tayyip Erdoğan’ı izleyen bir amca gözünü televizyondan ayırmadan şöyle bir yorum yapmıştı: "Millet kendisine başbakan seçiyor, biz sanki baba seçmişiz.")

Halk ayakkabıya değdirilmek istenen başını dik tutuyor o günden beri. Orhan Pamuk Nobel konuşmasını "Babamın Bavulu" adıyla da kitaplaştırdı biliyorsunuz. Babasının ölmeden iki yıl önce bir gün "Bavuluma bak, belki işine yarayan bir şeyler çıkar" dediğini ve bu sözlerin kendisini incittiğini yazar. Babasının kendisi kadar edebiyata değer vermiyor olabileceğini düşünür Pamuk. Bavulu hemen açamaz zaten. Korkar belki. Ya babası kendisinden daha iyi bir edebiyatçıysa?

Benzer bir yorum yönetmen Nuri Bilge Ceylan için de geçerlidir. O ilk filmlerinden itibaren kullandığı Anadolu, bozkır, bozkıra özgü sessizlik ve derinlik temasının sürekliliğini babası üzerinden anlattı. Bunu belki bertaraf etmek için "kökler", "arayış", "kabul-red" bağlamında bir yere oturtmak temel savunusu olsa da, babaya dair içinde küllenmeyen köz gibi duran bir şey vardı. Babasının hayal kırıklıklarını tamir etmek için titiz bir muhasebeci gibi geçmişi yeniden dizdi karşısına.  Babanın hikayesini tekrarlamak, oğlun kendi hikayesini başlatacak bir dilekti aynı zamanda. Babadan kendine doğru bir merdivendi filmleri. (RTE’de kendi hikayesindeki babayı diriltti ve bir despota dönüşerek öldürdü babayı.)

Bir tür iğdiş edilme korkusudur yaşanan. Orhan Pamuk’un da böyle hissetmesi muhtemel. Babasının özne olduğu bir çocuğun ilk yalnızlığından kuyuda ölümle biten yalnızlığına uzanan merdiven, Pamuk’un hayatındaki en önemli unsurlardan olmalı. Nobelli bir yazarsanız, içinizdeki tüm ezikliklere bir kahraman bulmanız kolay olmayacaktır elbette, ama bir gün sadece kendinizi anlatmanız gerektiğinde, aynanın karşısındaki çıplaklığınızı ürkütmemesi gerekir sizi. Şimdi o aşamada değil Pamuk, aynanın karşısına geçecek gücü yerinde değil henüz. Ama bir gün yapacak, yapmayı isteyecek. İçinde bir katil vardır ve babayı ruhsal olarak öldürmesi gerektiğini hatırlatacak. Kırmızı Saçlı Kadın, yüzleşmenin aynası gibidir bir bakıma. İçerde mitolojiden beslenen Oedipus ya da Şehname’den Rüstem-Sührab hikayeleri ila baba tarafından öldürülen oğul, oğul tarafından öldürülen baba mit’i beslenmiş bolca. Oidipus babayı öldürmenin hikayesi. (Denk geldiği için ekleyelim; Orestes kompleksi de kişinin annesini öldürme isteği olarak tanımlıdır.)

Kitaptan pek söz etmedik ama basit kurgusuyla Pamuk, kitabın arkasına gizlediği baba ile derdini açmış, bir kuyu kazmış şöyle 10 katlık, babayı da kuyuda öldürmüş. Babasız yaşayamaz kimse neticede, o babasız günlerinde Mahmut Usta’dan kendine baba yapmaya çalışmışsa da babasız çocuk iyi çocuk değildir ruh halinden kurtulamamış. Bir geri dönüş malzemesi olarak, babanın annesini aldattığı Kırmızı Saçlı Kadın ile yolları kesişmiş, onunla birlikte olmuş ve ondan çocuğu olmuş, o çocukla yıllar sonra ilk kez karşılaşmış ve çocuğun kendi oğlu olduğunu bilmeden, onun tarafından öldürülmüş falan filan…

Yazarın diğer yazıları