Bağımsız Kürt Devleti

Güney Kürdistan, bağımsızlık için, 25 Eylül’de gerçekleştireceği referanduma hazırlanıyor.

Mesud Barzani, “Kerkük’ü, güç kullanarak ele geçirmeyi düşünen herhangi bir odak, bütün Kürdistan halkını karşısında bulacaktır" derken doğruyu söylüyordu.

Barzani’nin bu ön görüsünün boşuna olmadığını, örneklemek gerekiyorsa eğer, onlar Kuzeylilere mesafeli değil, dört başı bayındır biçimde karşıt, Türklerle ise birlik ve beraberlik ruhu ile candan dosttu. Türkler bu sırada, ilmikledikleri gülü bağlar sayesinde, Kürdistan’ın efendisi gibi davranıyorlardı. İki ülke yok, tek ülke ortak menfaat vardı. Bu amacın askeri stratejisi gereği olarak Türkler, Kürdistan topraklarında işgal gücü gibi davranıyor, gözlerinin tuttuğu tepelere, ortak düşmana (PKK) karşı birer askeri üs konduruyor, Barzani yönetimi de düşmanı ambargo ile köşeye sıkıştırmak için Rojava sınırına hendekler kazıyor, gümrük kapılarını kapatıyordu.

Türk-KDP ilişkileri o kadar sıkıydı ki, çalışmak ya da herhangi bir alanda iş kurmak için Güneye giden Kuzeyli bir Kürt, öncelik olarak aracılık etmesi için, “hatırlı bir Türk" arıyor, bulduğuna “hediye" adıyla rüşvet eşliğinde “arz-ı hal" eyliyordu.

Çünkü, arkasında “hatırlı bir Türk“ bulunmayan her Kuzeyli, muhtemel PKK’li idi. KDP, bu ihtimalden yola çıkarak, yakaladıkları Kürdü tutukluyor veya Türklere teslim ediyordu.

İşte bu devranda, Türklerin silahlandırdığı İslamo Faşist Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), bir gece ani bir hamleyle, Kerkük’e saldırıyor, kavşakları ele geçiriyordu. Erbil yönetimi, aldığı yara üzerine, pek tabii olarak öncelikle can dostu Türklere dönüp imdat sesi veriyor, yardım istiyordu. Ama pencereler kapalı, kapılar duvardı. Ankara’nın sesi, çaresizlikle kısıktı.

Dediklerine göre, IŞİD kendilerine de düşmandı. “Ellerinde rehine Türkler var"dı. Mazallah, yardım ettiklerini duyarlarsa, onlara zarar verebilir, Konsolos Öztürk Yılmaz’ın ölüsünü sokağa bırakabilirlerdi.

Dost kapısı kapalı ama, düşman bildikleri PKK, savaştaydı. Bölgedeki güçlerini derhal Kerkük ve Mahmur’a aktarmış, çatışmaya girmiş, pek stratejik alanı geri almış, Erbil yolunu da kesmiş, katillerin ilerlemesini önlemişlerdi.

Mesud Barzani, daha sonra bu iyiliğe karşılık olarak Mahmur’da PKK komutanlarını ziyaret edip, ağırlandığı evde bağdaş kurunca, Kürtler “nihayet kardeşlik pekişti" diye sevinmişlerdi. Ancak öyle olmadı.

Türk dostluğu şirin ve onlar Şengal’de, Afrin’de zamklanmış gibi birbirine yapışıktı. Türkler, bahçelerine girer gibi Kandil dağına bomba yağdırıyorlardı.

Buna rağmen, faşist çeteciliğin küçük ortağı Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, Güneyin bağımsızlık hayallerini boğmak için, bir gece ansızın Barzani’nin kellesini koparmaya heveslendiklerinde, hiç kuşku olmasın, öncelikle Kuzeyli güçler önlerine çıkacaklardır. Tıpkı Erbili, Kerkük’ü işgale heveslendiklerinde olduğu gibi…

Öte yandan bağımsızlık, Kürt dünyasının ortak hayalidir. Hiç kimse, Güney’in vakti gelmiş bağımsızlığına karşı değildir. Bu gecikmiş bir haktır.

Kürtler, kimseden toprak istemiyorlar. Bulundukları yerde işgalci değil, o toprakların kültürünü yaratan, binlerce yıllık derinliği olan konuda yerlilerdir.

Atalarının buğdayı keşfedip, keçiyi, atı, sığırı ehlileştirdikleri, Med imparatorluğunu kurdukları bu topraklarda, yanı öz yurtlarında özgürce yaşamak istiyorlar. Bu amaçla can feda savaşıyorlar.

Çünkü Türkler, kimseden üstünde değil, ama hiç bir halktan aşağı da değildirler. Nüfusu bir milyon kişinin altında olan onlarca devlet var, dünyamızda. Ve bu dünyada 50 milyonluk nüfuslarıyla, Kürtler ana yurtlarında hala esirdir. Sesini çıkarmamaya karşı rehine. Yolda yürüyen, itilip kakılan ve “keyfine" nişangah yapılan köledir, bu çağda.

Ne kadar onur kırıcı….

Ama bu, Kürtlerin utancı değildir. Bu kara utanç, Kürt halkını demir ökçe altında ezen ırkçıları himaye eden, onlara destek veren “medeni" dünyaya aittir ki, tuh olsun…

Ama, Musa Anter’in hayalleriyle süslediği “Kımıl" hikayesindeki çocuklar yetişti. Artık bugün, dün değildir. Yetişen çocuklar, bir ve beraber oldular. Modern ordular kurdular. Dünyada zaferlerinin şarkıları söyleniyor, bugün. İnsanlığa yaptıkları katkılar hikaye ediliyor.

Bu bakımda, önleri anılamaz bir güçtür, artık Kürtler. Bağımsız devletlerine kavuşmaları, gecikmiş haklarıdır. Güney, ilk sırada. Ötekiler, uç vermiş ardından geliyorlar…

Bağımsız olsun önce. Kalıcı olan budur. Bağımsız devletin, sonra örnek şekilde yeniden inşaası kolaydır…

Ne demişti usta:

"Evrende, değişmeyen tek gerçek değişimdir!.."

Yazarın diğer yazıları