Bağdadi’nin çetesi Trump ve Putin’in himayesinde

Ferda ÇETİN

Suriye’deki savaşın başından itibaren, ‘terörist örgütler’ konusunda BM, ABD ve Rusya arasında bir ortaklık vardı. El Kaide, El Nusra, DAİŞ, Ahrar’uş Şam, Ceyş-ül İslam ve türevleri her zaman ‘terör listesi’nin içinde yer aldılar.

Türkiye ise bu listelere kulak asmadığı gibi ‘terörist’ ilan edilen gruplarla aleni ilişkiler içine girdi. Öyle ki, bu ilişkilerini ‘yasal’ hale getirdi. TC Bakanlar Kurulu, 16 Haziran 2014 günü, El Nusra ve bağlı örgütleri terör listesinden çıkardı. Bu karar, 18 Haziran 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

28 Temmuz 2016 günü, Suriye’de savaşan cihatçı El Nusra örgütü lideri Muhammed El Culani, El Kaide’den ayrılarak Fetih el Şam Cephesi’ni kurduğunu ilan ettiğinde, El Kaide içindeki bu elbise değişikliğine Rusya Dışişleri Bakanlığı, 29 Temmuz 2016 günü; “teröristlerin imajlarını değiştirmeye yönelik tüm girişimler nafiledir. El Nusra Cephesi, kendisini nasıl adlandırırsa adlandırsın yasadışı bir terör örgütüdür” açıklaması ile yanıt vermişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın o dönem sözcülüğünü yapan John Kirby, Rusya ile aynı görüşte olduklarını açıklamış; “Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan ve Rusya’nın terör örgütü ilan ettiği DAİŞ ve Nusra Cephesi ile alt gruplarını, Ahrar’uş Şam ve Ceyş’ül İslam’ı, terörist grup olarak tanımlıyoruz” demişti.

Bugün ise BM, ABD ve Rusya, geçmişte terörist ilan ettikleri çetelerle, açık bir işbirliği içine girmiştir. 16 Ekim günü ABD-Türkiye arasında yapılan ‘Ateşkes anlaşması’, aynı zamanda ABD’nin daha önce terörist grup ilan ettiği çetelerle barış sözleşmesidir. Çünkü bu anlaşmaya göre, Kürtler Rojava sınırından 35 km geriye çekilecek, çekildikleri alanlara da Türkiye/DAİŞ yerleşecekti.

22 Ekim’de Soçi’de yapılan Putin-Erdoğan görüşmesi ile açıklanan 10 maddelik ‘mutabakat’ da ‘Ateşkes anlaşması’nı onayladı. Rusya da, Türkiye’nin taleplerine uygun olarak, Kürtlerin topraklarını terketmelerini, sınırdan 35 km uzaklaşmalarını kararlaştırıyor; daha evvel terörist ilan ettiği çetelerin, Türk devleti ile birlikte Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’yi işgalini desteklediğini açıkladı.

Böylece ABD ve Rusya’nın ‘terörist örgütler listesi’ne aldığı tüm çeteler listeden çıkarılmış, sahadaki yeni ortakları olarak ‘meşruiyetleri’ ilan edilmiştir.

Türk ordusu ile birlikte ‘Suriye Milli Ordusu’ adı altında, Kürtlere ve Kuzey Suriye’de yaşayan halklara saldırtılan bu çeteler, önceki gün, Rusya ile birlikte hareket eden resmi Suriye Ordusu’na ait 18 askeri gözaltına aldı. Bu gözaltı olayı BM Antlaşması’nı, uluslararası hukuku ve Cenevre Sözleşmesi’ni geçersiz kılan fiili bir durum ortaya çıkarmıştır.

Uluslararası hukukta hiçbir yeri ve tanımı olmayan, ancak BM, ABD ve Rusya’nın onay verdiği çetelerden oluşan ‘Suriye Milli Ordusu’, uluslararası hukuka ve Cenevre Sözleşmesi’ne göre savaşın meşru tarafı olan Suriye Ordusu askerlerini ‘esir’ almıştır.

1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 3. Maddesi, ‘çatışmalara katılıp da hastalık, yaralanma, tutuklanma veya başka sebeple çatışma dışı kalmış kimseler’e karşı insanca muamele yapma zorunluluğunu getirerek, aksi tutum ve yaklaşımları savaş suçu saymaktadır.

Dolayısıyla BM, ABD ve Rusya, Kürtlere karşı savaşa sürdüğü dünün terörist örgütlerinden, 14 Suriye askerine insanca davranılmasını isteyecek; çetelerden, sivillere karşı insanca davranma ve savaş suçu işlememe talebinde bulunacak.

DAİŞ lideri Bağdadi’nin öldürülmesini ‘terörizme karşı kazanılmış zafer’ ilan eden Trump yönetimi, Bağdadi’nin kanıyla, Suriye’de yarattığı kaosu gizlemeye çalışarak, Kürtlerin üzerine saldığı çetelerin kirini pasını temizlemek istemektedir.

Trump, Putin ve Erdoğan’ın elbirliği ile yarattıkları bu aşağılık ve adi tezgah, mücadele ile yıkılacaktır. Kürtler ve dünyanın dört bir yanından halklar, üç düzenbazın oldu-bittisine büyük bir öfke ile tepki gösteriyor.

Bu süreçte en büyük sorun, dünya çapındaki bu büyük dayanışmanın gücünü ve etkisini görmemek; bunca olan bitene rağmen, hala ABD ve Rusya’nın lütfuna ve himayesine sığınma gafleti olacaktır. Mücadele ve direniş yerine ikame edilmek istenen her türden beklenti ve vaad, Kuzey Suriye ve Rojava’daki kazanımları heba etmeye ve Türk/DAİŞ işgalini meşrulaştırmaya yarayacaktır.

Yazarın diğer yazıları