Baharı beklerken…

32 yıldır Kürt özgürlük mücadelesinde yer alan gazi Haydar Gülçimen, “Baharı beklerken” kitabında hayatını ve mücadelesini anlatıyor.

PERVİN YERLİKAYA / DORTMUND

Haydar Gülçimen 55 yaşında Maraş Pazarcıklı. Çocukluğu köyde geçen Gülçimen, 1980’den 1986’ya kadar birçok şehirde, yurtdışında inşaatlarda, demir işlerinde çalışıyor. 1987 yılında Avrupa’ya gelişinde aktif çalışma hayatına başlıyor. 4 yıl Avrupa çalışmalarında kaldıktan sonra özgürlük hareketi saflarına katılıyor Gülçimen. 3 ay Mahsum Korkmaz Akademisinde kalan Gülçimen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan da dersler alıyor. Öcalan’la ilgili “Önderlik çok hareketli bir insandı. Eğitim verirken sürekli bir hareket halindeydi, eğitim dışında bizlerle top oynardı. Ama beni en çok etkileyen şeylerden olaylardan biri biz nöbet tutardık. Bazen 1-2 nöbetinde olurdum, bazen de 4-5 nöbetinde ve Başkan hep sahada geziyordu. Kendi kendime acaba Önderlik hiç yatmıyor mu diye düşünüyordum” diyor.

Pazarcık’tan Bingöl’e

Gazi Haydar Gülçimen, anılarını ve yaşamını kaleme aldığı “Bahara beklerken” kitabı ile okuyucu karşısına çıktı. Kitabında Öcalan’la diyaloğuna ilişkin şunları kaydediyor: “Tarih 29 Austos 1991. Mahsum Korkmaz Akademisi’nde eitim devremiz bitti. Tüm yoldalarla kucaklatık. Son kez Önderlikle görütük, ‘Güneybatı Pazarcık’a git’ dedi.

‘Yok Baş̧kanım, ben Bingöl’e gitmek istiyorum’ dedim.
Orayı nerden tanıdığ̆ımı sordu.
‘Baş̧kanım tanımıyorum ama oraya gitmek istiyorum. Çünkü Kürdistan’ı hem coğ̆rafi olarak tanımak, hem de halk gerçekliğ̆ini tanımak için istiyorum.’
‘Tamam olur, sen zaten alış̧mısşsın sürgün hayata, senin için her yer Kürdistan!’ dedi”

Anılarını anlatırken 1979 yılında Bingöl’de MHP’liler tarafından katledilen Mehmet Dirlik’in cenazesini hiç unutamadığını anlatıyor Gülçimen. Bingöl’e gitme isteğinin de özgürlük hareketinden ilk etkilendiği anlara dayandığını anlıyoruz.

Yalnız geçen 3 ay

Özgürlük hareketi saflarında mücadele yürütürken iki ayağını ve parmaklarının bir kısmını kaybediyor. O süreci şöyle anlatıyor Gülçimen: “1992 Mart ayında bir çatışma yaşandı. Bu çatışmadan sonra bir arkadaş şehit düştü. Birkaç arkadaş yaralandı. Birkaç kişinin de vücudunda benim gibi kar yanıkları oluştu. O şekilde 3 ay bekledim. Bu 3 ay içinde ilk 45 günde arkadaşlar ile bir kere buluştum ve sonrasında arkadaşlar beni almak için bir yere bıraktı ama operasyonların devam ediyor olmasından kaynaklı tekrar 25 gün sonra buluşabildik. İkinci buluşmadan sonra ayaklarımı arkadaşlar kesti. Daha sonra 28 Haziran 1992’de İran’da yanıkların oluşmasından 107 gün sonra ilk ameliyatını oldum.” Bu sürecin diğer detaylarına da kitabında genişçe yer veriyor Gülçimen.

Avrupa’da 3 yıl tutukluluk

Yaralandıktan sonra Avrupa’ya geçen Gülçimen, tedavi süreci sonrasında çalışmalarına devam ediyor. Ama baskılar burada da peşini bırakmıyor, tutuklanıyor.

“Artık ellerimin ve ayaklarımın bir kısmı olmadığı için tekrar Avrupa’ya dönmem gerekti. 7-8 ay boyunca yurtsever ailelerin evinde kaldım. Tekerlekli sandalye ile bir yerlere gidebiliyordum. Daha sonra protez bacaklar yaptırdık. Burada tekrar aktif olarak çalışmalarda yer almaya başladım. 1 Temmuz 1994’te Almanya’da tutuklandım. 10 ay Stammheim ve daha sonra Frankfurt cezaevlerinde kaldım. Frankfurt’ta yargılanma sürecim başladı. 2 yıl boyunca toplam 141 duşuma görüldü. 3 sene 3 ay 13 gün tutuklu kaldım. 13 Ekim 1997 tarihinde tahliye oldum. Tutukluğum süresince ciddi sağlık sorunları yaşadım. Bir mahkeme esnasında bayılıp düşünce hastaneye götürmüşler ve orada kalp kapakçığımın iflas ettiği tespiti yapılmış, o zaman cezaevinin revir bölümünde kaldım, ancak ameliyat olmam gerektiği halde yapılmadı. Tahliye olduktan sonra ameliyat olabildim.”

‘Gidiyorum bu ince ve uzun yolda’

Uzun yıllar kitle çalışması yürüten Gülçimen, kitlenin insanı her daim güçlü tuttuğunu belirtiyor. Kitap yazım sürecine ilişkin de anılarını anlattığı arkadaşlarının onu teşvik ettiğini anlatıyor. “Baharı beklerken” adını verdiği kitabında 1987’den bugüne 32 yıllık mücadelesini anlatıyor Gülçimen. Yolculuğunu ise arka kapaktaki mısralarda dile getiriyor:

“…Kâh derelerdeyiz,

kâh tepelerde

   Bazen yağmur, bazen gündüz

   Gidiyorum bu ince ve

uzun yollarda

   Arama beni anne,

özgürlüğümü arıyorum

   Ölürsem sorma beni

   Adsız bir ülkenin

çocuklarıyız…”

Yazarın diğer yazıları

    None Found