Barbarları Beklerken

Cevat Çapan’ın çevirdiği “Barbarları Beklerken” isimli Kafavis şiiri şöyle bitiyor:

Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.

ve sınır boyundan dönen habercilere göre,

barbarlar diye kimseler yokmuş artık.

Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?

Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.

Çözüm olarak düşman yaratma fikri sadece soğuk savaş döneminden aşina olduğumuz bir siyaset yöntemi değil. Her dönem muhafazakar ideolojinin krizler karşısında ayakta kalış ve sorunlar yerine “hayali bir düşmana” ilgiyi çekerek iktidarlarını sürdürme zemininin de temeli. Üstelik bu hayali düşmanlık iki taraftan birden geldiğinde ve taraflar ikna olduğunda gerçekliğe dönüşerek şiddeti yaratıyor ve pek çok ilgisiz insanı da sürece dahil edecek kitlesel yıkıma dayalı eylemlilikleri beraberinde getiriyor. Terör denilen kitlesel yıkım ve ölüme dayalı eylemler, bir devlet tarafından yapıldığında operasyon denilerek, olayın asıl anlamı ortadan kaldırılsa da aslında kimsenin doğruluğuna ve hedefine inanmadığı tüm bu şiddetin ortasında tahribatı görmek oldukça zor.

İran’da hayat pahalılığı ve yaşam tarzı kısıtlamaları nedeniyle pek çok eylem ve kitlesel/bireysel direniş görüyorduk son zamanlarda, Şili, Lübnan ve Irak gibi. İnsanlar demokratik haklarını, çağdaş dünyanın ihtiyaçlarına göre tercüme edip talep etmek konusunda neredeyse ortaklaşıyor artık. Şili’deki isyanın sloganlarından biri olan “neoliberalizm burada doğdu, burada ölecek” ise tüm dünyanın isyanlarının ortak dili neredeyse. Trump’ın ise başkanlığının son senesinde görevden azli gündemde ABD’de. İran’da özellikle beyaz Çarşamba eylemleri denilen kadınların, kalabalık bir kamusal alanda baş örtülerini çıkarıp saçlarına sahip çıkması ise dinsel baskıların patriyarkal özlerini açığa vurduğu için olsa gerek, kadınlarda umut, eril-iktidarda büyük bir kızgınlık yaratmakta büyük etkiye sahipti… ve İran devletinin resmi komutanı, başarılı bir ABD operasyonunda, bir Irak komutanı ile birlikte öldürüldü.

İran muhalif medyasında, diz çökmüş gözleri bağlı kadınları öldürmek üzereyken öldürülen bir asker şeklinde çizilen karikatür sosyal medyada önüme düştüğünde, İran saldırıya karşılık vereceğini, ABD ise İran’da çeşitli “hedefleri” vuracağını açıkladığından daha fazla şey öğrenmek mümkün oldu benim açımdan.

Radikal sağcıların, özellikle ırkçılar aynı dili konuşmak, aynı cümleleri özneleri farklı şekilde kullanmak, aynı tepkileri vermek gibi huyları, hayatlarını çok kolaylaştırıyor, kanımca. Yönetilmesi kolay sanılan ve şiddeti yüksek krizleri yaratıyor. Bu süreçte insanlığın kültürel belliğinin yok edilmesi, ekolojik tahribat ve insanların ölmesi ise bir istenmeyen yan etki olarak görülmesinin kibri ve vahşiliği de tüm dehşetiyle ortada.

Kavafis elçilerin olmadığını söylediği barbarları bekleyen Romalılardan, medeniyetin temsilcilerinden bahsediyordu şiirinde. Roma uygarlığından bu yana çok ilerleyen medeniyet, barbarlarını yaratmayı öğrendi uzun zamandır, kendilerini de vahşileştirerek.

İstanbul Üniversitesinde yemekhane protestosunda kalkan copların nasıl öğrencilerin kafasına indirildiğini görmüşsünüzdür. Orada okurken her zaman aynı şiddette saldırılanlar arasındaydım, gururla anlattığım hikayelerimden bu. Polislerin de öyle midir diye hep merak etmişimdir hatta. Ali İsmail Korkmaz’ı öldüren sopaların hikayesi bu aynı zamanda veya Berkin Elvan’ın. Bu şiddet yalnızca cop ve silah ile yaşanmıyor toplumda, yoksulluğu marjinalleştirme ve fizikselleştirme eğilimi ile de içiçe.

Güzelliğin ne kadar sınıfsal olduğunu düşündünüz mü mesela, veya yoksulluğun koku ile görünür olduğunu. Sadece ülkeler arası bir düşmanlık değil yaratılan, egemenler tarafından belirlenen toplumsal normallerin dışında olanlara karşı da yaratılıyor. Çok yakın bir zamanda öğrendiğimiz 20 yaşında bir genç kadının intiharını tetikleyen güzellik zorbalığı hikayesi bu aynı zamanda veya KHK ile hayatın dışına atılmaya çalışılan herkes gibi. Mehmet Fatih Traş gibi meslektaşımızın asla unutamadığımız intiharı aynı zorba düzenin karşısında çaresizliğimizin sembolü hala.

Yazarın diğer yazıları