Barışa giden yol Heykel’de…

“30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır”. Bu sözler Abdullah Öcalan’ın.

Öcalan bu açıklamayı Lice’de heykeli dikilen Mahsum Korkmaz komutasındaki gerilla birliğinin 15 Ağustos 1984 Eruh-Şemdinli eyleminin 30. yıldönümünde yaptı.
Hükümet adına Beşir Atalay ise şunları söylüyordu: “Yol haritası Eylül ayına kadar netleşecek. İmralı’ya yeni heyetler gidecek, Kandil ve Avrupa ile görüşmelerin yapılmasında fayda var.”
Ancak Mahsum Korkmaz heykeli basında ifşa olunca Erdoğan şu açıklamayı yaptı: “İnsanların iradesine silah tehdidiyle el koyanlar karşısında bizler de tavrımızı en güzel şekliyle koyup, İçişleri ve TSK tüm imkanlarıyla buralarda neyse, hangi dilden anlıyorlarsa o dilden konuşmaya mecburuz. Çözüm sürecini onlar istifade etsin diye hazırlamadık.”
Başbakan’ın tehdidi üzerine HDP heyeti “Sorunu diyalogla çözelim” önerisi yaptı. Yetkililer, “Biz de durumun farkındayız, neler yaşanabileceğini biliyoruz” demelerine rağmen 19 Ağustos sabahı operasyon yapıldı.
Mahsum Korkmaz heykeli polis ve askerler tarafından yıkıldı. Yıkımı protesto eden Mehdi Taşkın askerler tarafından kafasından vurularak öldürüldü.
Gerilim ve çatışma önce Diyarbakır ardından Van’a sıçradı. Gerilla ve asker hareketliliği arttı. Askerler hayatlarını kaybettiler.
Erdoğan’ın ayağında potin, elinde tüfek ve başında yeşil beresi eksik!
Kaba kuvvetin dili ile olmaz bu işler. İçten, adil, eşit ve barışçıl bir dil ile olur ancak.
“Çözüm sürecini onlar istifade etsin diye hazırlamadık” diyor. “Onlar” dediği Kürtler ve temsilcileri. Sormak lazım: Peki Kürtler ve temsilcileri istifade etmeyecekte kim istifade edecek?
Kimi hükümet ve aydın çevreleri Heykel’in dikilmesini “provokasyon” olarak isimlendiriyorlar.
‘Madem heykel bir provokasyon o zaman provokasyona gelmeseydin’ demek lazım. Provokasyona teşne bir devlet sağlıklı müzakereler yapabilir mi?
Şunu sormazlar mı hükümete: ‘Madem süreç iki taraflı o zaman müzakerelerin bir tarafı olarak sorumlu davransaydın ve Heykel konusunda tavizkar olsaydın.’
Mahsum Korkmaz’ı “Agit” yapan devletin inkarcı, zorba, otoriter ve ırkçı aklı. Eğer Kürt-Kürdistan inkarı ve devletin zorbalığı olmasa Mahsum eline silah almazdı. Bu akıl değişim emareleri gösterse de Heykelini yıkarken çizdiği fotoğraf devletin inkarcı, otoriter ve ırkçı refleksinin korunması ile ilgilidir.
Türkiye’de Kürt, Rum ve Ermeni katliamında eli olan Osman Topal gibi onlarca katliamdan sorumlu yüzlerce heykeli kanıksayanlar ve normal görenler kusura bakmasınlar ama Agit heykeline provokasyon deme ucuzluğunu kimseye yutturamazlar. Sorgulanması gereken şu 30 yıllık savaşta hayatını kaybeden asker kişilerin isimlerini kışlalara-okullara verenler ve büstlerini dikenler neden 30 yıllık savaşta hayatını kaybeden bir gerillanın heykeline karşı bu kadar tahammülsüzler?
Devlet aklı insan öldürme pahasına heykel yıkıyor. Bu devlet aklı insanı mı merkeze alıyor! Elbette Hayır.
Diğer soru da şudur: Peki oraya Agit heykelini dikenler devletin bu gözü kara resmi aklını bilmiyorlar mıydı?
Mahsum Korkmaz heykelinin Lice’de dikilmesinin barış sürecine ve Kürt halkının özgürlük davasına nasıl bir katkısı oldu?
Heykeli bu süreçte oraya dikenlerin nasıl bir fayda sağladığını bu bakımdan kendilerine sormaları lazım.
İHD İstanbul Şubesi önemli bir tespitte bulundu: “Kürt halkına ve değerlerine saygı göstermeden barışı inşa edemezsiniz.”
Müzakere ve barış taraflarca savaşın enstrümanları devre dışı bırakılmadan inşa edilemez.  Şunu da not etmeden geçemeyeceğim: Gerilimin bölgesel ve uluslararası yanları da var. Bir yandan Erdoğan-Davutoğlu iktidarı yalnızlaşırken öte yandan Kürt hareketi itibar ve güç kazanıyor.
Heykel dikildikten sonra hükümete “buna nasıl izin verirsiniz”  olarak özetlenebilecek kampanyanın yerini, heykel yıkıldıktan sonra “bu hükümetle neyi nasıl çözeceksiniz” tutumundan uzak durmak gerekli…
Herkes barış ve özgürlük için çözüme mahkum.  Çözüm olmazsa Suriye ve Irak’a Türkiye’de dahil olur. Bu bizim çıkarımıza deniyorsa o zaman “eyvallah” demekten başka diyecek yok.
Heykel, Heykele saldırı ve ardından yaşananlar yalnızca bir provokasyon mu, yoksa hükümete ve hükümetten bir mesaj mı?
Bunu birkaç hafta içinde göreceğiz!

Yazarın diğer yazıları