Barışçı devrim ve Hatay, Adana, Mersin

Dünyayı bilmem ama, “bölgeyi sarsan 10 günün” içindeyiz.
Demiryolu Çocukları’nın “savaştığı” Nusaybin’in güneyinde devrim süreci yaşanıyor. Hiçbir zaman Suriye devletinin “koalisyonunda” yer almamış olan ve “vatandaşlık haklarından” yoksun bırakılan Kürt halkı, Esad rejiminin zorda kalmasını “fırsat” bilerek, rejimin güçlerini “sırtından” vurmaya kalkmadı. Esad rejimine Batı Kürdistan topraklarında destek veren Alevi Arap halkına karşı “teröre” başvurmadı. Kan dökmedi. “İşgalci” rejim güçlerinin kendiliğinden bölgeyi terk etmesini, yani “barışçı çözüm” imkanının doğmasını sabırla bekledi. Bizim “şiddetin her türlüsüne karşı” çıkan maskaralarımız, Kürt halkını “neden Esad yanlılarının kanını dökmediği için nefretle suçlasalar dahi, Kürt halkı şimdi kendi topraklarında “barışçı bir devrim” gerçekleştiriyor. Sünni çoğunluğa ve rejime “barışçı çözüm” yolunu gösteriyor.
Devrim demek, ezilen halkın kendi kaderine sahip olması demek…
Devrimin azılı düşmanları şimdi bağırıyorlar:
“Suriye’nin toprak bütünlüğü kırmızı çizgimizdir.”
Nerede bağırıyorlar?
Örneğin Hatay’da bağırıyorlar; Hatay’dan Suriye’ye doğru, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin ettiği bölgeyi hedef alarak bağırıyorlar: “Suriye’nin toprak bütünlüğü mukaddestir…”
Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım: Suriye devletinin toprak bütünlüğünü tarihte yalnızca iki ülke ihlal etti. 1939 yılında Türkiye, Kemalist Misak-ı Milli haritasında yeri olmadığı halde, Naziler karşısında Fransa’nın çaresiz kalmasından “istifade” ederek, İskenderun “sancağını” yuttu. 1937 yılında, Fransa “Suriye’nin toprak bütünlüğünü” savunuyordu. Türkiye ise büyük bir Alevi, Hıristiyan, Ermeni nüfusuna sahip olan “İskenderun sancağı”, yani Hatay için “özerklik” talep ediyordu. Şimdi Batı Kürdistan’ın “özerkleşmesine” karşı Suriye’nin “toprak bütünlüğünden” söz edenler, Suriye topraklarının bir kısmını ilhak edenlerdir.
Suriye’nin toprak bütünlüğünü çiğneyen diğer ülke ise İsrail’dir. Alevi Arap halkının “Harb’el eyyam’es Sitte” dedikleri Altı Gün savaşının sonucunda İsrail, bugün de işgal altında tuttuğu Golan tepelerine el koydu.
Şimdi Suriye’de özerkleşme sürecine giren Kürt halkının temsilcileri ise, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve sınırlarının dokunulmazlığına saygılı bir çözümden söz ediyor. PYD Eşbaşkanı Suriye’den “ayrılma” gibi bir amaçlarının olmadığını ilan etti.
Kürt Özgürlük Hareketinin “demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik özerklik ve Konfederal ilkeler temelinde ‘Ortadoğu Ortak Evi’ programı” biricik demokratik, insani, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik kurtuluş programı olarak şimdi, “statükoyu yıkmak” aşamasından “yeniyi kurmak” aşamasına geçişin ilk adımlarını atıyor.
Suriye’de patlayan krizin başından beri, Suriye’deki Kürt halkı ile Arap Alevi ve Hıristiyan halkı arasına kan girmesine çalışan çevreler hüsrana uğradı. Kürt Özgürlük Hareketi Suriye’de bürokratik rejimin değil, ama bu rejim tasfiye olduktan sonra, bütün kazanımlarını, hatta varolma haklarını kaybetme tehlikesiyle yüz yüze olan Alevi Arap ve Hıristiyan halklarının dostu olduğunu gösterdi. Kürt halkı “kan dökücü fırsatçılığa” başvurmadığı için, geleceğin Suriyesi’nde azınlık halkları ve Sünni çoğunluğun ezilen kesimleri için en güvenilir müttefik olacaktır.
Suudi Arabistan’ın Selefi-petrol şeyhleri ve onların Suriye’deki “uzantıları”, Sünni çoğunluğun azınlık üzerinde, kendi ülkelerinde yaptıkları gibi kanlı bir diktatörlük kurması için, Esad rejimine karşı muhalefeti kanlı bir iç savaşa kışkırttılar. Bölgede Suudi şeyhleriyle içli dışlı Erdoğan rejimi de bu kanlı oyunun parçası oldu…
Antakya nüfusunun yarısı Arap Alevilerinden oluşuyor, Hatay’da Kürtler önemli bir azınlık. Mersin’de Nusayri Araplarla, Alevi ve Şafi Kürtler çoğunluktadır. Adana’da muazzam bir Nusayri topluluğu ile muazzam bir Kürt topluluğu var. Hatay’da, Adana’da ve Mersin’de birlikte yaşayan bu halkların gözü Suriye’dedir. Onların akrabaları, hısımları, soydaşları tarihlerinin en kritik anını yaşıyor.
AKP Hükümeti’nin ve medyasının savaş çığırtkanı kesiminin Suriye politikası, bu sayılan halkların akrabalarını, hısımlarını ve soydaşlarını tehdit ediyor. Batı Kürdistan halkı ve Lazkiye merkezli Nusayri ve Hıristiyan Arap halkının yazgısı ortaktır. Bu halklar, Sünni Arap çoğunluğu ile kardeşçe yaşamak istiyor.
Ne yapmalı? İç savaşı durdurmak, Suriye sorununa barışçı bir çözüm bulmak için halklar, en başta da Hatay, Adana ve Mersin’de birlikte yaşayan Kürtler, Nusayriler ve Arap Hıristiyanlar birleşmeli ve seslerini yükseltmelidirler. Şu anda, Suriye sorununda barış imkanı büyük ölçüde Batı Kürdistan’da yaşanan devrimin geleceğine bağlıdır. Devrimle dayanışma yalnız Kürtlerin değil, iç savaşta varlığı kanlı bir tehdit altına giren Alevi Arap halkının da geleceği ile ilgilidir.
Halkların Demokratik Kongresi o nedenle haklı olarak şu çağrıyı yaptı:
“Başta Suriye hükümeti ve muhalif güçler olmak üzere Türkiye, uluslararası güçler ve demokrasiden yana olan tüm dünya halklarını; Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı hakkını tanımaya ve destek sunmaya davet ediyoruz”…

Yazarın diğer yazıları