Barışı savunmak aza razı olmamak demek

Günler hızla akıyor. Kadınların isteklerini haykırmak için bir yıldır bekledikleri 8 Mart, Gazi Katliamı’nın seneyi devriyesi geçiverdi, Roboskî katliamına dair sabırsızca beklenen rapor hazırlandı.

Kadınlar yine, gerek devlet şiddetine, gerek erkek şiddete karşı tepkilerini dile getirmişler, savaşın son bulması ve barış umutlarını seslendirmişlerdi alanlardan. Bu isteklerine ‘zor’ dercesine şiddet gördüler. Onlarca kadın ırkçı saldırılara maruz kaldı, yaralandı İstanbul’un orta yerinde.
Gazi Katliamı’nın sorumlularının ve devlet bağlantılarının korunmasına gösterilen tepkilere, Roboskî raporuna karşı tepkiler karıştı.
Gördük ki; Gazi’de katilleri koruyan, katlettiklerini olayın sorumlusu ilan eden, katliamın hesabını sormak isteyenleri cezalandıran devlet, Roboskî’deki devletle aynı. Zira, bu rapor da yürekleri ferahlatmadı, aksine göz göre göre acımasızca katledilenler suçlu ilan edildiler. Devlet bırakın suçluluğunu kabul etmeyi, ölüm bombalarını o gencecik fidanların üzerine yağdıranlar haklı bulundu.
Katledilenlerin arasında PKK’liler vardı diyen Rapor ilan etti ki, bu ülkede halen Kürtlerin katli vacip. Üstelik sadece PKK’li olanlar değil onlarla yakın mesafede yaşayanlar için de aynı son hazır.
Roboskî katliamında suçüstü yakalanan, bu şaşkınlıkla kan parası ödeyerek sorumluluktan kurtulmak isteyen devlet bu gün, yükü tamamen sırtından atma kararında…Bu olanların her durumda önemi ortada. Ancak bu ‘süreç’te ayrı bir önemi var. Kürtlerin devlete güven duymaya olan ihtiyacı ortadayken, devletin bu tutumu filizlenen barış umutlarını kırmaz mı, bir yandan görüşmeler sürerken bu ne perhiz diye soranı yok mu devletlular içinde, bilinmez.
Devletluların düşüncelerini geçelim, bırakın Kürtlerin hak ve özgürlüklerini konuşmayı, yaşamalarına bile tahammül edilemediği ilan edilmişken, askeri operasyonlar ve KCK’li adıyla on bin Kürtün tutsaklığı devam ederken, PKK’nin silah bırakmasını beklemek akıllara ziyan değil mi?
Devlet ceberutluğundan ödün vermeden, bir yol haritası açıklamadan barış girişimlerinden söz edilebilir mi?
Kürtlerin tercihi bu olduğundan, barışı savunmanın elzem olduğuna inanıyorum.Ancak barışı savunmak eylemsizliği yada teslimiyeti savunmak değil. Devlet zulmederken susup oturmak değil. Bu güne kadar kanla canla kazanılanlardan vazgeçmek değil.
Bu gün barışı savunmak, zulme karşı daha kararlı bir mücadele içinde olmak demek.  Barış her durumda güzel bir hayal, ancak bu gün barışı savunmak gerçekleri göze sokmak demek.
Yeni anayasa çalışmalarının devam ettiği bu gün barışı savunmak, taleplerimizden hiç taviz vermemek demek.
Şu anda adını hatırlayamadığım için kendisinden özür dileyerek Güney Afrikalı bir sendikacının üçlü bir sohbette anadil mücadelesi konusunda dediklerini hatırlatmakta fayda görüyorum. “… devletin teklif ettiği, yarım yamalak iyileştirmeler yaratacak düzenlemeleri kabul etmedik. Çünkü bunu kabul ettiğimizde gerisinin geleceğinden emin değildik.  Bu yüzden hakkımız olanı tam olarak almaya kilitlendik, mücadeleye devam ettik ve başardık. Bu gün dillerimiz özgür…”
Orası yada burası, o zaman ya da bu zaman, ya hep ya hiç dememek ortasını da denemek lazım, aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz gibi argümanlarla yapılabilecek suni tartışmaları bir kenara bırakıp işin özüne bakarsak denilebilecek tek şey var; Bu gün o gün ve barışı savunmak, azına razı olmamak demek.

Yazarın diğer yazıları