Barzanilere, ‘kalk git’ deme zamanı

Güney Kürdistan (Başur) dediğimiz, Irak Kürdistanı Bölge yönetimin sonu mu geliyor?

Baksanıza, Barzani ailesinin dostu Recep Erdoğan önderliğindeki Türk devleti, aç kurtlar gibi dizlerini çak tak birbirine vurarak, etrafında fink atıyor.

Başur tanklar, top, füze bataryaları ve hücum helikopterleriyle takviyeli 23 askeri üsle, içerden işgal edilmiş zaten. Çevreden de, fırdolayı giderek daralan bir çember altında. Barzani yönetimi Hewlêr’e sığınmış. Başkaca bir egemenlik alanı yok. Ama, orada da huzurlu değil. İpler, dostları Türklerin elinde.

Kerkük, Kürt şehriydi. Amerikalılar bunlara teslim etmişlerdi. Orası şimdi, Türk- IŞİD (DAİŞ) ortak yönetiminin işgalinde.

Türklerin, öteki işgal kolu da, Hewlêr yönetimin oluru ve her türlü desteğiyle kuzeyden Hakurk mıntıkası, Bradost, Behdinan bölgeleri üzerinden gelişip yayılıyor. Buralarda, öldürülecek Kuzeyli gerilla arıyorlar, kendilerince.

Aralarında kuzeyli veya kuzeylilere gönüldaş vardır diye, insanları ölüm tehdidi ile yeri, yurdundan ediyor Türkler. Kürt topraklarını, Kürtlerden arındırıyorlar. Bir söylentiye göre, insansızlaştırma, yerlerine gezgin katiller, hırsızlar taburu olan IŞİD’lileri yerleştirmek içindir…

Olabilir. Efrîn’de de böyle yaptılar.

Ama, işgale ilişkin entrikanın adı, Partiya Karkerên Kurdistanê ve onun gerilla gücü ile mücadeledir. Dedeleri, babalarının yaptığı gibi öldüre öldüre Kürtleri bitirecekler.

Oysa, kanlı sorunun sebebi başkaldıran (gerilla) değildir. Sebep de, yeni değil, 200 yıllık zaman derinliğindedir. PKK’nin doğum yeri de bu topraklar değildir. Sorun ve sorunun davacıları Kuzey (Bakûr) Kürdistan’dır.

Güneyde katliam yaparak, kuzeyin sorunlarını halletmeye çalışmak, Türk aklına uygun olabilir, ama bir imkansızın peşine düşmektir. Bunların kafası almıyor, ama Türk ırkçılığı var oldukça, sorun büyüyecek, geriden gelen kuşaklar, çare olarak, daha artan oranda silaha sarılacaklardır.

Bugünkülerin 1800’ler ve 1990’ler kuşağından daha kinli olmaları gibi…

Öte yandan, Türk devleti hiç bir devirde, Kürtlerle savaşta dürüst olmadı. Bugün de öyle. Kuzey sorununu halletme bahanesiyle, Güneyi işgal ediyorlar. İşin garibi, yönetimden de destek alıyorlar. Ama Hakurk vadisi ve tepeleriyle, Bradost, Amediye bölgelerinin işgaliyle yetinmediler, yetinmiyorlar. Barzani ailesinin kalbi ve aile büyüğü Mele Mistefa Barzani’nin de yattığı Barzan topraklarını da ele geçirerek oradan Güneye sarkıp Kerkük’le birleşmek, Şengal’i işgal etmek istiyorlar.

Ama nihai hedef bu değil. Nihai hedefte Musul, Rojava ve kuzey Suriye var. Ve tabii ki Bakûr’un tamamı…

Ama Hewlêr yönetimi, o kadar da öngörüsüz ve gördüğünü anlamayacak izansız değildir. Onlar da her şeyin farkında. Fakat dizgini kaptırmışlar bir kere. Seslerini çıkaracak durumda değiller.

Yoksa, ülkeyi içten saran ve çembere alan durumu görüyorlar. Adım adım, Barzani ailesine “sen kalk ve git artık“ diyecekleri zamanın yaklaştığını da görüyorlar.

Bu adam, Kerkük’te IŞİD ile işbirliği şeklinde başladı. İçerde üs sayısının artırılması ve ağır silahlarla donatılmasıyla gelişti. Bütün bunlar spor olsun diye değildi.

Her adım, yığınağı yapılan her silah nihai amaç içindi. Nihai amaç da, bir gece yarısı ani bir baskın ile kışlasında uyuyan Peşmerge’nin gırtlağına diş geçirmek ve ardından Barzani ailesine, “sen artık, çek git“ demektir.

Nitekim, Ankara’nın Hewlêr’de eski Konsoloslarından Aydın Selcan da, elektronik Duvar gazetesinde yayımlanan yazısında, “kalk gitme“ deme vaktinin yaklaştığını ima ediyordu.

Çünkü, Türk hava gücü Hakurk, Amediye ve Bradost bölgelerini bombalamakla meşgulken, bir gece yarısı, aniden yönü değişiyor ve Erbil ile Mahmur arasındaki Karaçox tepelerini ateş altında tutuyor, Hewlêr yönetimi patlama seslerini dinliyordu.

  Aydın Selcan’ın, konuya anlam katan, Türk niyetini yerli yerine oturtan cümlesi netti:

“Bombardımanın yoğunluk, kapsam ve hedeflerine bakılarak, verilen mesajın, hedef alınan PKK’nin ötesinde, IKB (Irak Kürdistan Bölgesi) ve özelde KDP olduğu belirtilebilir.“

Daha ne desin, eski Konsolos. Barzanilere, uçakların hücumu ile “sen kalk ve git“ deme günlerinin yaklaştığını haber veriyordu.

Canavar besleyen eli ısırma aşamasını çoktan geçti. Can alma peşindeler. El kolla yetinmiyorlar.

Ülke ile imkanlarını kardeş katilleri hizmetine açanlar, şimdi kendi can derdindeler. Girdikleri yerlerde (Efrîn dahil) önce mezar taşlarına saldıranlar, Barzan topraklarında yatan Mele Mistefa’nın kemiklerine de işkence etmeye kalkışırlarsa şaşmayın.

Yapabilir ve yakışır…

Yazarın diğer yazıları