Barzani’nin o talihsiz açıklaması

Basın ve siyasi kaynaklar, Hewlêr’de üç Türk diplomatının öldürülemesiyle ilgili çelişkili bilgiler verdi. (Kimi kaynaklar ise ölenlerden biri Türk, biri Iraklı, biri de Güneyli Kürt olduğunu yazdı.)

Diplomatların, gizli servislerle ilişkilerinin olması doğal.
Böylece Türk diplomatlarının MİT ile ilişkilerinin olduğundan hareket edilebilir.
Ancak Hewlêr/Erbil sözkonusu olduğunda, MİT’in Türk konsolosluğunu karargah olarak kullanması, işin tabiatına uygun.

Güneyli kaynaklar, Kürdistan’ın üçte birinin TSK tarafından işgal edildiğini belirttiyorlar.
Diyar Xerîb, MİT eksenli ve en azından KDP bilgisi dahilinde, bir nokta operasyonu sonucu öldürüldü.
Kandil’e yakın köyler ve Mexmûr Kampı bombalandı.

Tüm bu gelişmeler, Güney Kürdistan Yönetimi’nin gönüllü Türk kolonyalizmi serumuna mahkum edildiğine işaret ediyor.

Bu durumda beklenen; Peşmerge Birlikleri’nin Güney Kürdistan’ı işgale devam eden Türk Ordusuna karşı direniş göstermesiydi.

Güney Kürdistan konusunda hükümranlık hakkında ısrar eden Bağdat sessiz kaldı.
“Başkan” olduğunu iddia eden eski ve yeni Barzani, sustular.
Sözkonusu olan fiili bir savaş.
Hedefin Gerilla güçleri olduğu ilan edilmişti.
Gerilla güçlerine destek veren köyler, köylüler hedef alındı.

Kuzey Kürdistan’daki “düşük yoğunluklu ve caydırıcı savaş” Güney Kürdistan’a taşındı.
Bu savaş koridorunda, Hewlêr’deki Türk Konsolosluğu’nun üç çalışanı öldürüldü.
Basında, öldürülen Türk diplomat Osman Köse’nin MİT görevlisi olduğu ve altı aydan beri Hewlêr konsolosluğuna atandığı belirtildi.

Mevlüt Çavuşoğlu, Hulusi Akar, Süleyman Soylu ve Hakan Fidan’ın cenaze törenine katıldıkları Köse’ye şehit statüsü verilmesi kayda değer bir gelişme oldu mu bilmiyorum ama, Mesud Barzani’nin harekete geçerek, talihsiz, ancak gelişmeler mantığı içerisinde, reel politikaya uygun bir açıklamada bulunması, çok doğal!
Buna rağmen, eski başkan Barzani, Kürdistan’ı işgal eden TSK’ye rağmen, “Tüm taraflardan, sorunlarını Kürdistan’a taşımamalarını ve Kürdistan halkının zarar görmesine sebep olmamalarını istiyorum” açıklaması, politikaya “şok” değerindeydi.
Mesud Barzani, neden sukûnete ve barışa dair bir açıklama yapmadı?
Neden, Türk Ordusu’nun bölgedeki operasyonlarını sona erdirmesini talep etmedi?
Ve neden Türk Devleti’nin savaşı Güney Kürdistan’a ihraç etmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtmedi?
İlginç olan, “Başkan” Barzaniler’in hükümranlık alanlarının Hewlêr ve az da Dihoq’la sınırlı hale getirilmesi.
Süleymaniye’nin YNK’de kalması doğal olarak görüldü.

Sonra beklenen tarihi gelişmelerle birlikte, daha önce de Güney’de varolan Gerilla politikası, Hewlêr, Dihoq ve Süleymaniye’de, özellikle de Kandil’den Halepçe’ye uzanan bölgede, başlangıçta gençleri ve kadınları etkileyerek, sosyal bir güce dönüştü.

Bu politik ve sosyal manzara Barzani’ye başka bir açıklama yaptırmalıydı.
Barzani’yi ilgilendiren, “Kürdistan halkının hükümranlık alanı nerede?” olmadı.
Barzani unuttu; Kuzey, Güney, Doğu ve Başur önce de şimdi de Kürdistan; yabancı ve işgalci baş güç kolonyalizm; Türkiye‘dir.

Barzani, Gerilla Komutanı Diyar Xerîb’in öldürülmesine sessiz kaldı. MİT elemanı Köse’nin öldürülmesini, “Kürdistan halkının zarar görmesine sebep” gördü.

Yazık! Başka bir yoruma gerek var mı?

Yazarın diğer yazıları