Başarmaya mecbur edilenler kazanacaktır

Aziz TUNÇ

Erdoğan’ın hempalarıyla birlikte faşist diktatörlüğü kurumsallaştırmak ve pekiştirmek istediği bir dönemde geçilmektedir. Bu sürecin bir parçası olarak çok yanlış ve çok tehlikeli bir algı, etkili medya organları aracılığıyla, topluma hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Erdoğan’ın her istediğini yapabilecek güç ve kudrette olduğuna toplumu inandırmayı amaçlayan bu algının aşılması önemli bir mücadele sorunu haline gelmiştir.

Bu nedenle mevcut konjonktürde, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan durumun ve sürdürülen mücadelenin düzeyinin ve gücünün, buna bağı olarak sahip olunan imkanların ve barındırdığı fırsatların tespit edilmesi gerekir.

Öte yanda Türk devleti açısından da mevcut durum, bundan önce benzerinin hiç yaşanmadığı bir özelliktedir.

Birincisi, Türk devleti, birçok yönüyle geleceğini sürdüremez bir dönem yaşamakta, bu gerçeği, devletin her kademe yöneticisi, bıktırırcasına tekrar etmektedirler. Haksız değiller, çünkü içinde bulundukları vahim duruma karşı toplumun desteğine ihtiyaçları var ve bu desteği alabilmek için de defalarca ve yalvarırcasına, geleceklerinin tehlikede olduğunu anlatmak zorunda kalmaktadırlar. Geleceği kurtarma kaygısı, devleti yönetenlerin uykularını kaçırmakta, savaş ve katliam politikalarına yönelmelerine yol açmaktadır.

İkincisi, Kürtler başta olmak üzere demokratik muhalefet güçleri, tarihlerinde ilk defa bugün mevcut olan imkan ve fırsatlara, sahip olabilmişlerdir. Demokratik muhalefet güçleri ilk defa bu denli etkili, güçlü ve kitlesel bir örgütlülüğe sahip bulunmaktadırlar. Bu imkanlara sahip olmanın tam olarak anlamı şudur, birincisi, devletin sürdürdüğü savaşa karşı direniş ve mücadele çok zorlu geçecektir. Daha önemli olarak ikincisi, bu defa demokratik muhalefet güçlerinin kaybetme riski azdır.

Bu koşullarda bütün demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten güçlerin, yeni sürecin karakteri konusunda net bir bilince ve ortak bir fikir birliğine varması önemlidir. Buna bağlı olarak mevcut sorunların rutinden farklı bir yaklaşımla ele alması, yeni bir heyecanın yaratılmasını sağlayacaktır. Bu nedenle sürecin karakterine uygun bir anlayışın ve pratiğin geliştirilmesi, bir tercih değil, mevcut durumun dayattığı bir sorumluluktur. Verili koşullarda mücadeleye sıradan ve basit yöntemlerle yaklaşılması telafisi mümkün olmayan sonuçlar yaratabilir.

Bütün demokrasi güçleri, karşılarına çıkan görevlere “katkı sunan” edilgen bir tutum içinde yaklaşamayacakları bir süreçten geçiliyor.

Dönemin görevi, “kazanmaya kilitlenmiş” bir ruh haline, böyle bir tutuma, zihniyete ve pratiğe ihtiyaç duymaktadır. Böyle bir ruh halinin, zihniyet ve pratiğin üretilmesi hayati bir önem taşımaktadır.

Kürdistan’da ve Türkiye’de yaşanan gelişmelere karşı sürekli bir teyakkuz hali içinde olunmalıdır. Bu anlamda, mevcut mücadelenin yanında, daha atıl olan alanlarda, Türk devletine karşı daha yaygın, sürekli ve soluk- soluğa bir mücadelenin gündemleştirilmesi, planlanması ve bu mücadeleyi pratikleştirmenin yol, yöntem ve araçlarının üretilmesi dayatmış bir görevdir.

Türkiye ve Kürdistan’ın her parçasında ve Avrupa’da, her türlü insan hakları, çevre, kadın, çocuk ve gençlere yönelik saldırı ve hak gaspları, işgal, katliam ve siyasal cinayetler, mültecilere yönelik saldırılar gibi insanlığa yapılan her türlü saldırıya karşı tutum alınabilir, uygun araç ve yöntemlerle mücadele geliştirilebilir, büyütülebilir.

Buna karşın mevcut durumun sorunlarından, zorluklarından söz edilebilir, bunlar doğrudur. Sorunlar ve sınırlı imkanlar, mücadelenin bir parçası olarak her zaman ve hep olacaktır. Unutmayalım ki yaratılmış imkanlar, zorlanmış imkansızlıkların ürünüdürler. Ancak bu zorluklardan hareketle, “kazanmaya en yakın noktada bulunduğumuza” dair yapılan tespitin yanlışlığından söz etmek doğru olmayacaktır. Çünkü kazanmanın gerektirdiği sosyo- politik bir zeminin varlığı, somut bir gerçeklik olarak bizim dışımızda vardır. Yapılması gereken bu durumun hakkını verip özgürlüğü avuçlarımıza almaktır.

Bütün demokrasi güçlerinin, hep birlikte bu zorlu görevin üstesinde gelmesi hem mümkündür ve hem de buna mahkûm olunmuştur. O nedenle “bu defa yenilgi yok”. Yıllardır halkların uğruna mücadele ettiği ve mutlaka gerçekleşeceğine inandığı özgürlük, artık Kafdağı’nın ardında değildir.

Herkesin, istisnasız herkesin, bir şeyler yapmasının gerektiği bugünde, tam tersine çok az insanın çabalarının açığa çıkıyor olması gibi çok ciddi bir sorunun aşılmasını sağlayacak olan da bu yaklaşım olacaktır. Erdoğan’ın, güçlü olduğu için değil güçsüz olduğu için zulme başvurduğunu bilmek, mevcut ataletin, isteksizliğin ve kaygıların aşılmasını sağlayacaktır. Çünkü gerçek, etkileyici, harekete geçirici, değiştirici ve devrimcidir.

Döneme bu bakış açısıyla yaklaşmak, ne mevcut koşullarda sürdürülen mücadelenin önünde bir engel oluşturur ve ne de mevcut mücadeleyi zayıflatacak bir etki yapar. Tam tersine bu yolla mevcut mücadelenin gerçek amacına varması sağlanacak, var olan sorunların aşılmasının önü açılacaktır.

Başarıyı sağlayacak olan ana argüman veya temel espri, bugün sürdürülecek olan mücadelenin “kazanmaya olan yakınlığının” yaratacağı motivasyondur. “Kazanmaya yakınlığın” bilince çıkartılması, buna uygun bir mücadele hattının örülmesi, istenen sonucun alınmasını sağlamakta etkili olacaktır. Başarmaya mahkum olduğumuzu bilmek, başarmayı sağlayacak olan çok önemli bir imkandır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found