Başında kokartlı fes ayağında postal!..

Aziz Üstel adında bir adam var. Gazete köşebazlarından. 

Dünkü yazısını okudum. Gülmekten kırıldım.

“Emekli Albay Uğur Attila ikinci darbe için İngiliz İstihbarat Teşkilatı’nın (MI6) Doğu’daki aşiretlerle görüşmelere başladığını ve yapılacak darbeye destek olmaları için yüklü miktarda para sözü verdiğini” söylemiş.

Ardından da, bu “çok ciddi istihbari bilgi”yle ilgili Kenan Karataş adlı bir başka “tıklatmışın” sözlerini de alıntılamış:

“Ben MI6’nın 2. darbeye yönelik çalışma yaptığı görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Biz, hendek çatışmasından bu yana emperyalist ajanların Doğu’ya yerleştiklerini, yöreye özgü kıyafetlerle dolaştıklarını Kürtçeyi ana dilleri gibi konuştuklarını bütün taşeron örgütleri yöreye kaydırdıklarını belirtmiştik. Sadece MI6 değil, CIA, MOSSAD, KGB ve diğer haber alma örgütleri şu an Doğu’dadır. Aşiretlerle konuşulmakta, askeri üsler, karakollar, ve hükümet binaları gibi önemli merkezlerle ilgili, ayrıntılı bilgi toplamaktadır”.

1925 Şeyh Sait isyanıyla ilgili uydurmanın yeni varyantı İngiliz casusları “isyan” çıkartacaklarmış.

Mizah öyküsü gibi değil mi?

Ben bu kafadan kontakların yazılarından, her şeye rağmen bazı sonuçlar çıkarmaktayım. Şöyle ki:

Birincisi, bunlar, Erdoğan gidici olduğu anda “ikinci bir kontrollü 15 Temmuz darbesi” için ortam hazırlıyorlar. SADAT başkanı “tıklatmış” mütekait paşanın “Mehdi’nin gelişine hazırlanmalıyız” sözlerini hatırlayalım.

İkincisi, bunlar Erdoğan gidici olduğu anda, “ikinci bir 1938 soykırımına, ortada isyan misyan olmadığı halde “isyan var” diyen “tulumbacılar” gibi, elde benzin bidonuyla koşturmaya hazırlanıyorlar. Tıpkı ortada “hendek mendek” yokken, 2015 savaşına, 2014 Ekimindeki MGK toplantısında aldıkları “çöktürme” kararıyla hazırlandıkları gibi.

İyi de, bunlar çok “ciddi namussuzluk.” Fakat yazarlar bir o kadar cıvık.

Sanırsınız ki, MİT, bir zamanların Sovyet GPU’su, İngiliz istihbaratının Türkiye masasına, tıpkı İkinci Dünya Savaşı öncesinde Kim Philby’i sızdırması gibi, “asri İngiliz Kemal’i” sızdırmış da, İngilizlerin planlarını ellerine geçirmişler. Sallayıp duruyorlar.

Öyle bir sallıyorlar ki, ünlü Sovyet istihbarat örgütü KGB’nin çoktan tarihe karıştığını, şu anda Putin’in, Erdoğan’ı Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisinin “dondurmacı” kılığındaki casusları tarafından denetlendiğini bilmiyorlar. (Putin Erdoğan’a Moskova’da dondurma yedirtmişti.)

Zırtabozlar, muhalefete karşı tasarladıkları “yeni darbe” ve Kürdistan’a karşı hazırladıkları “yeni soykırım” planlarını işte böyle milleti mabadıyla güldürecek bir avanaklık içinde ağızlarından kaçırıyorlar. Bunların peşine İngilizler neden James Bondları taksın ki, ağızlarında bakla ıslanmıyor.

Quto bana dedi ki, “Veysi abe, geçen gün Sur yıkıntıları arasında bir şarapçıya rastladım. Kafayı çekiy. Rojbaş dedim, İsmini sordum. Adamın adı Cezmi soyadı Bond’muş. Cezmi’yi anladım da Bond nedir hala bilmiyem…”

Mesele tastamam böyle… Devletin sarhoş ettiği “qırık ayakçılar”, kafayı bulunca kendilerini “Cezmi Bond” sanıyor, bizim dangalaklar da İngiliz istihbaratının Kürdistan’da bunları hakiki James Bond gibi kullandığına inanıyor.

Yakalasanıza bre benamuslar.

Bu faslı geçelim. İkinci fasıl “darbenin sivil ayağı”.

Bu bir tuzak. “Darbenin” ne ayağı var ne kolu. Çünkü ortada “darbe” yok. “Yurtta Sulh Konseyi” de yok. Olmayınca bunun ne “askeri ayağı” ne de “sivil ayağı” var. Buna karşılık “Darbe oyununun” rejisörleri, artistleri ve bir de boğazları kesilerek köprüden atılan “figüranları” var.

Bahçeli ansızın çıkıyor “nerede ulan bu darbenin sivil ayağı” diye hönkürüyor.

Kılıçdaroğlu “sazan” gibi. Hemen bu lafa atlıyor; “ben kim olduklarını biliyorum” deyiveriyor.

Erdoğan lafa karışıyor. “Darbenin sivil ayağı CHP’nin, İyi Partinin, HDP’nin içinde”…

Neden “darbenin sivil ayağı Davutoğlu’nun ve Babacan’ın içinde” demiyor. Dese daha “inandırıcı” olmaz mı? Tıpkı Erdoğan gibi bu sayılan isimler de yıllarca Cemaat’le haşır neşir değil miydi?

Öyleydi.

Öyle olduğu için MİT, Ergenekon ve Erdoğan, bir “baskın seçim” öncesinde, Davutoğlu ve Babacan’ı “darbenin sivil ayağı” diye kodese tıkmanın ısınma turlarını yapıyor. Millete “CHP, İyi Parti, Sözcü ve hele de HDP sivil ayak ise Davutoğlu ve Babacan ‘ayak oğlu ayaktır’ dedirtecekler.

O halde muhalefet “sivil ayağı” araştırma tuzağına düşmemeli.

AKP ayağındaki “mesi” çıkartmış, “asker postalını” giymiştir. Tepesindeki takkeye bir general kokartı eklemiştir. Siz ayağındaki postalı çekip alın, takkesini düşürün, Erdoğan’ı başı kabak, ayağı çıplak bir yerlere salın…

Yazarın diğer yazıları