Basının hal-i pür melali

Türkiye, birçok açıdan olağanüstü bir yıl yaşadı. Yıl boyunca çok sayıda cana ve acıya sebep olan bombalı saldırı görülürken, siyasi tartışmalar da devam etti. 15 Temmuz günü yaşanan lanetli darbe girişiminin etkisi sadece girişim olarak kalmadı sonrasını da etkileyecek bir dönüm noktasına dönüştü. Akabinde ilan edilen OHAL yüzünden hak ve özgürlüklere büyük oranda yasaklamalar geldi. Bu yasaklardan en çok etkilenen alanların başında medya ve gazeteciler geldi. Zaten sorunlu olan bu alandaki baskı ve yasaklamalar ağırlaşarak devam etti.

Bu konuda iki gün önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) 2016 basın raporunu açıkladı. Açıklamada şu çarpıcı gerçekler yer alıyor: 

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak hazırladığımız rapora göre 2016 yılında 780 gazetecinin basın kartı iptal edildi, 839 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle açılan davalarda hakim karşısına çıktı. 189 gazeteci sözlü ve fiziksel saldırıya uğradı. 157 yayın organı kapatıldı. 14 toplumsal olayda ise yayın yasağı kararı verildi. Uluslararası basın meslek örgütlerine göre dünyada hapiste 348 gazeteci bulunuyor. Türkiye ise cezaevindeki 143 gazeteci ile gazetecilerin tutuklu olduğu ülkeler sıralamasında birinci sırada yer alıyor."

Raporda ayrıca gazetecilerin haber yaptıkları için siyasetçiler tarafından doğrudan hedef seçilmesi, tehdit edilmesi, gözaltına alınması ve tutuklanmalarının yurttaşların haber alma hakkı açısından karanlık bir tablo çizdiği belirtiliyor.

Bilindiği gibi basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen ve birçok ülke tarafından kabul edilen bir haktır. Bu özgürlük yalnızca gazetecilere özgü, onların hak ve hukuklarını koruyan bir kavram olarak algılanmamalı. Bu hak gazetecilerin, yazarların, düşünenlerin, aydınların haklarını teminat altına almakla kalmayıp, halkın olan bitenlerden haber alma hakkının teminatı olarak kabul edilmelidir.

***

Sadece TGC değil başka raporlar da bu konuda iç açıcı değil; 2016 yılında Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye, 2015’e göre iki puan daha kaybederek, 180 ülke arasında 151. sıraya gerilemiş. 

Yine Washington’daki ‘Freedom House’ ise yayınladığı raporda, Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından ‘yarı özgür ülke’ konumundan ‘özgür olmayan ülke’ konumuna düşürüldüğü belirtiliyor.

Bu kara bir tablo. Oysa özgür bir basının dezenformasyona karşı sorumluluk almak hariç, hiçbir sansürü bünyesinde barındırmaması gerek.

“Hukuk devletinde en etkili denetim gücü özgür ve bağımsız medyadır” der Robert Dahl.

Demokratik kültürün yerleşmediği, çoğulculuğun esas alınmadığı, ifade özgürlüğünün saygı görmediği, okumayan, okuduğunu özümseyip fikir üretmeyen, ürettiği fikirleri savunmayan ve onların arkasında durmayan bir toplumda ne kadar "basın özgürlüğü elden gidiyor“ eleştirisi yapılsa da, basın özgürlüğünün de bir parçası olduğu özgürlük ortamının oluşmamasından her bir birey sorumludur. Medya organlarının köşecilerini dolduran siyasi kültür yoksunu köşe yazarları kadar  muhabirlik etiğini kaybetmiş gazeteciler de sorumludur bu durumdan. Bu özgürlüklerin kısıtlanmasında, kaliteli içerik üretmeyen medya organları kadar, dürüst haber, doğru bilgi talep etmeyen çoğunluk da pay sahibidir.

***

Her şey zıddıyla vardır denir ya, bir de madalyonun öbür yüzü var: Basın ahlakını kendine terbiye edinmiş, tüm baskı ve engellemelere rağmen kalemini satmayan ve özgür kalma uğruna bedel ödeyenler ve bir özgür basın geleneği yaratmışlar var. Evet… Belki de bu yazıda tüm yazdıklarım onlara bir selam uçurmanın girizgahıydı.

Bu gerçekler ışığında 2017 yılının halkın haber alma ve bilgi edinme hakkı için çalışan gazetecilerin sadece yaptıkları haberler nedeniyle sözlü ve fiziksel şiddete uğramadığı, hedef gösterilmediği, gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı bir yıl olması dileğiyle.

Yazarın diğer yazıları