Basının OHAL’i

"Özgür basın iyi ya da kötü olabilir ama özgürlük olmayınca basın ancak ve ancak kötü olacaktır." (Albert Camus)

***

Türkiye’deki basın kuruluşları ve gazeteciler basın üzerindeki baskılardan dolayı kaç zamandır özel basın günlerini kutlamıyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, yarın yapılacak "Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü" toplantısı öncesinde; Ülkemizin ve medyanın içinde bulunduğu koşulları dikkate aldığını belirterek,1989’dan beri verdiği basın özgürlüğü ödüllerinin bu yıl verilmeyeceğini açıkladı. Ayrıca ‘Sürekli Basın Kartı’ alacak olan cemiyet üyelerine ilişkin etkinlik de iptal edilmiş. 

"Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü" İkinci Meşrutiyetle birlikte sansürün kaldırılışının simgesidir. Bu yüzden gazeteciler için anlamlı bir gündür. Kaynaklara göre basın camiasının o gün gösterdiği dayanışma ve direniş sayesinde gazete ve basım evlerine görevli sansürcüleri içeri almamış ve sabahında gazeteler ilk defa sansürsüz çıkmıştır.

O günün anısına ve anlamına göre de basın camiası 1971 yılına değin o günü "Basın Bayramı" olarak kutlamış. 1971 darbesinden sonra TGC yönetimi gazetecilere ve yayıncılara yönelen sıkıyönetim sansürü ve baskılara karşılık 24 Temmuzları bayram yerine "Geleneksel Gazeteciler Günü Ve Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü" olarak değiştirmiş. Yani günün baylamlık hali kalmadığı için mücadele gününe dönüştürülmüş.

***

Gerçi Türkiye’de gerçek anlamda bir basın özgürlüğü hiçbir dönemde yaşanmadı. Bağımsız bir sivil toplum örgütü olarak çalışan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) bu konuda hazırladığı bir raporunda bu acı gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpıyor: "Medya sektörünü düzenleyen çeşitli kurullar ideolojik ve kurumsal olarak devletten bağımsız değildirler. Bu kuruluşlar, basın ve ifade özgürlüğü ve haklı rekabeti güçlendirmek yerine, devletin bölünmez bütünlüğü, milli birlik ve genel ahlâk gibi anayasayla güvence altına alınan ilkeleri ihlal eden yayınlara cezai müeyyide uygulamak suretiyle medya üzerinde polislik yapmakla görevlendirilmiş bulunmaktadır."

Basın konusunda yapılan değerlendirme ve açıklamalarda günümüz Türkiye’sinde; OHAL ve ardından yayınlanan KHK’ler muhalif basına yönelik baskıların sistematikleştiğini gösteriyor. Mevcut durumda, eleştirinin, sorgulamanın, haber yapma özgürlüğünün rafa kaldırıldığı birçok gazetecinin gözaltına alındığı, haklarında dava açıldığı, birçok gazeteci ve medya çalışanının işten çıkarıldığı veya işten çıkmak zorunda bırakıldığını sağır sultan bile duymuş durumdayken iktidar herşeyi süt liman gösterilmeye çalışılıyor. Uluslararası ifade ve basın özgürlüğü kuruluşları tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için yöneticilere mektuplar gönderiyor ama ne bir ses veren var ne de bir nefes.

***

Birçok alanda olduğu gibi artık tek tip habercilik prim yapar oldu. Çatıştırıcı ötekileştirici, dışlayıcı ve suçlayıcı haberler sarmış her tarafı. Barışa, anlaşmaya ve uzlaşmaya yönelik bir dil yerine savaş tamtamları çalıyor medya.

Basın özgürlüğünün temelinde düşünce ve bunu ifade etme özgürlüğü yer alır. Bunun için de baskı ve sansürün uygulanmadığı özgürlükçü bir ortama ihtiyaç vardır. Böyle bir ortamın oluşmadığı yerlerde demokrasiden söz edilemez. Böyle bir ortam olmadığında bir kısım medya tektip gömleğini giyinip iktidar sözcülüğüne soyunur.

Bir kısım medya da ya dolaylı sansür, otosansür uygulamalarıyla günü kurtarma yolunu seçer. Otosansür sansür belki de en yaygın en tehlikeli olanıdır. Her kafada kurulmuş bir karakol gibidir.

Konunun uzmanları bugün artık otosansürün en az sansür kadar uygulamada olduğunu belirtiyorlar. Az sayıdaki muhalif basına karşı uygulanan baskı ve müeyyideler, basın üzerindeki bu hakimiyeti ve sansürü güçlendirmiş durumda.

Unutulmamalıdır ki tüm bu ağır koşullara rağmen ağır bedeller ödeyerek özgür basın geleneğini sürdürmeye, gerçekleri yazmaya çalışanlar var.

Yazarın diğer yazıları