Başûrê Kurdistan: Uluslararası sömürge

Başûr’da kriz derinleştikçe bağımsızlık referandumu konusu daha fazla gündemleştiriliyor. Özellikle KDP’li yetkililer tarafından neredeyse her gün konuyla ilgili açıklama yapılıyor, düzenlenen miting, kutlama vb. etkinliklere konuya ‘kitlesel’ bir renk verilmeye çalışıyor. Böylece siyasi ve ekonomik kriz olarak yansıyan Başûr’un yapısal sorunları gündemin arka sıralarına itilmiş oluyor – veya sanılıyor.

Yetkililer tarafından yapılan açıklamaların kendi içinde çelişkili olduğuna bakılırsa, bağımsızlık referandumu ile ilgili ortada hala somut bir şey yok. Birkaç örneğe bakalım: KDP lideri Mesud Barzani geçtiğimiz hafta yabancı gazetecilere yaptığı açıklamada referandumun bu sene içinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği sorusuna “İnşallah” yanıtını vermekle yetindi. Dün basına konuşan KDP Başkanlık Kurulu üyesi Evin Hirori, referandumun 8 Kasım’daki ABD seçiminden önce olacağını söyledi. KDP Politbüro Sekreteri Fazil Mirani ise önceki gün “Bağdat’la anlaşma sağlarsak referanduma gitmeyiz” diye konuştu. Üzerinde sözde netlik sağlanan bir konu hakkında her ağızdan başka bir sözün çıkması garip değil mi? Ve Başûr’daki diğer siyasi partilerin, özellikle de çoğunluğu oluşturan YNK ile Gorran’ın bu konuda neredeyse hiç açıklama yapmamaları – böyle bir gündemleri yokmuş gibi – dikkat çekici değil mi? 

Başûr’da sokağın gündemine kulak verildiğinde zaten referandumla ilgili vaatlerin çok ciddiye alınmadığı fark edilir. Özellikle genç kuşak içinde ciddi bir mutsuzluk ve umutsuzluk duygusu hakim. Yolunu bulan yurtdışına gidiyor, gidemeyen hayalini kuruyor. Maaşlar hala düzenli ödenmiyor, memur ve Pêşmergeler Nisan’ın aylığını hala alamadı. 

Referandum yapılır mı yapılmaz mı, ayrı konu ancak Başûr’un bağımsızlığı ciddi bir konudur ve ciddiyetle yaklaşmayı gerektirir. Başûr’un gerçekten de bağımsızlığa ihtiyacı var. Zira bugün yaşadığı sorunların çoğu, içinde bulunduğu bağımlılıklardan kaynağını alıyor. Kürdistan parçaları arasında ‘resmi’, uluslararası devletler düzeni için tanınmış statüye sahip tek parçadır Başûr, ancak gerçekte bütün parçalardan daha fazla dışa bağımlı olup, bir anlamda uluslararası sömürgedir. 

Başûr’da siyasetin yönünü belirleyen kimdir? Seçilmiş parlamento ve hükümet olmadığı zaten belli de; partilerin politbüroları mı bölge devletleri ve Başûr’daki varlıkları giderek büyüyen dış güçler mi daha etkili? İstisnasız her gün en az bir dış devletin siyasi veya askeri temsilcileriyle – bu sayı bazen günde 3’e de çıkıyor – görüşme yapılıyor. Sanmıyorum ki dünyanın herhangi bir ülkesinde bu kadar yoğun dış görüşmeler gerçekleşiyor olsun. Bu görüşmeler ağırlıkta, hala Kürdistan Bölge Başkanı sıfatını kullanan Mesud Barzani, Başbakan Neçirvan Barzani veya Dış İşlerden Sorumlu Falah Mustafa tarafından yapılırken, son süreçte Mesud Barzani’nin parlamento üyesi bile olmayan istihbarat sorumlusu oğlu Mesrur Barzani giderek daha fazla siyasi sahaya çıkartılıyor. Başûr’un farklı devletlerle ilişki geliştirmesi elbette ki önemlidir. Ancak bu görüşmelerin yüzde 99’unun dış güçlerin inisiyatifi ile gerçekleşmesi ve görüşme gündeminin onlar tarafından belirlenmesi ev sahibinin zayıf konumunu açıkça ortaya koyar. Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı ve Kürdistan merkezli Üçüncü Dünya Savaşı’nın yürütüldüğü bir süreçte Hewlêr’in ciddi bir dış politikadan yoksun olması, günübirlik yaklaşması, devletlerle ilişkilerinde bir ajandaya sahip olmaması siyaseten büyük risk oluşturuyor. 

Bununla birlikte özellikle Türkiye, İran ve Irak devletleri ile bağımlılık üzerine kurulu ilişkileri istikrarsızlığı ancak derinleştirir. Bağdat’la ilişkiler giderek kötüleşirken AKP’ye güvenerek iş yapmak Kürtlere kazandırtmaz, kaybettirir. Ki Başûr’un Ankara’ya giderek artan bağımlılığı doğrudan merkezi Irak hükümetiyle yaşanan sorunların sonucudur. Aynı şekilde Bağdat’la yaşanan krizde Türkiye’yle ilişkilerin payı da var. Ki Başûr’un Türkiye ile yaptığı gizli petrol anlaşmasının dosyalarını Bağdat’a veren dönemin Türk Enerji Bakanı Taner Yıldız’dan başkası değildi. Buna rağmen petrolün neredeyse tümüyle Ceyhan petrol boru hattı üzerinden satılıp mali transaksiyonların Türk devlet bankası üzerinden gerçekleştirilmesi – üstelik hattın geçtiği Bakûr’da çatışmalar yükselirken – bir çözümden ziyade sorundur. 

Başûr ekonomisi doğal kaynakların – çoğunlukla petrol – ihracatına dayanıyor. Uluslararası pazara erişim için Türkiye’ye bağımlı. Bağdat’la sorunlar derinleştikçe bu bağımlılık da artıyor. Bununla birlikte Kürdistan’ın zenginliklerinin çok ciddi düzeyde sömürülmesi söz konusudur. Başûr’da yolsuzluğun en yoğun olduğu alan, doğal kaynaklar alanıdır. Daha dün, kendisi de KDP’li olan bir milletvekili Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından son iki yılda verilen tek bir verinin doğru olmadığını açıkladı. Son süreçte Başûr’da faal olan çok sayıda yabancı petrol şirketi, Bölge Hükümeti tarafından ödemeler yapılmadığı için geri çekildi. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan mali açığı kapatmak amacıyla hükümet son aylarda özellikle de ABD’de yeni yatırımcı bulmak için yoğun çalışmalar yürüttü. Yabancı şirketlere her türlü olanak tanınırken, yapılan bu gayrı resmi anlaşmalar şeffaf olmayıp herhangi bir resmi denetime tabi değil. Ne kadar doğru olduğunu bimiyorum, fakat iddia edilen Kürdistan topraklarının yüzde 50’sinin aslında yabancı şirketlerin elinde olduğu belirtiliyor. 

DAİŞ’le mücadele adı altında farklı devletlerin askeri gücünün Kürdistan’daki varlığı ise ayrı bir sorun. Bu konuda da dış güçlere hem silah hem personel hem de karar mekanizmaları bağlamında tümüyle bir bağımlılık söz konusudur.

Başûr’un kapılarının dış güçlerin siyasetine, ekonomisine, ordusuna ardına kadar açıldığı ve uzun vadeli ayrı bir dış, ekonomi ve savunma politikasının geliştirilmediği böylesi bir süreçte hangi bağımsızlıktan bahsedilebilir? Devlet ile bağımsızlık sürekli eşanlamlı olarak kullanılsa da, aynı şey değil. Ki bu derece bir bağımlılık varken devletleşmek mümkün olabilir mi? Bundan ziyade Başûr’un bir an önce uluslararası sömürge konumundan kurtulması gerekir. Bunun da tek yolu ulusal birlikten geçer. 

Bağımsızlık demek, sömürgeciliğe ve işgale karşı öz güç ve öz iradeye dayalı özyönetim demektir. Günümüzde Bakûr ve Rojava’da yükseltilen mücadele ve direniş bunun içindir. Gerçek bu iken Kürt Özgürlük Hareketi’ni ‘Kürtlerin bağımsızlığına düşman’ ilan etmek hangi amaca hizmet eder? Kürtlerin birliğine ve bağımsızlığına olmadığı kesin…

Yazarın diğer yazıları