Batı aydını Fanon’u anlamadı

Afrika’da yaşanan her şey Fanon’un görüşlerinin haklılığını kesinlikle bize göstermektedir. Ezilmiş ve kolonileştirilmiş insanlar silahlı mücadele olmadan özgürleşemezler. Portekiz kolonilerinin durumu buydu ve şu an Güney Afrika’da meydana gelen şey de budur.

w Bağımsızlık, siyasi özgürlüğün olmazsa olmazıdır. Hatta neo-kolonyalizmin bir ülkede aktif olması halinde bile, bu durum kolonyalizm ve tam bağımlılığa tercih edilir. Ulusal kurtuluş ilk adımdır; o olmadan çok az şey yapılabilir. Bağımsızlık olmadan, ulus inşası başlayamaz.

Christian Filostrat

Frantz Fanon, 1961 Ekimi’nin başlarında, Afrika’daki altı yıllık devrimci faaliyetin ardından, ileri derece kan kanseriyken New York’a geldi. Bethesda Naval Hastane’sinde tedavisine başlandı, 6 Aralık’ta vefat etti. Öldüğünde 36 yaşındaydı.

1925 yılında Martinik’te doğan Fanon Fransız kolonyal sisteminin bir ürünüdür. 1944 yılında, savaş esnasında, –onu teninin rengini savunmaya zorlayan ve böylece teninin rengini keşfetmesine yol açan- Martinik’te bulunan ırkçı Fransız denizcilerine karşı ‘Gerçek Fransa’yı korumak için özgür Fransız kuvvetlerine katıldı.

Ordu deneyimi Fanon’u, dünyada ayrımcılığın ve ırkçılığın kural olduğunun daha çok farkında olan biri haline getirdi. Deneyimleri ve hevesli, duyarlı aklı onu kolonyalizme içkin gerçeklerin en berrak gözlemcilerinden biri yaptı.

Fanon, Cezayir Devrimi’ne kadar lise öğretmeni olan Aime Cesaire tarafından desteklenen Negritude[1] hareketinin ilkelerine bağlı kaldı. Siyah Deri Beyaz Maske, kendisinin Fransız kolonyal yetiştirilme tarzı açısından ve Afrika kökenlilerin Fransız İmparatorluğu’ndaki konumu hakkında Cesaire’in fikirlerinin uyarlanması açısından olsa da Fanon’un siyahlığı kabullendiği bir Négritude (Siyahlık) hareketi belgesidir.

Cezayir Devrimi lehine sarf ettiği uzlaşmaz çaba, ona ulusal kurtuluş ve mücadeleler konularında, yazılarında bulunabilecek eşsiz bir içgörü ve anlayış sağlarken, ömrünü kısalttı. Bugün, Fanon’dan geriye kalanlar üzerine konuşuyoruz.

Fanon’un eşi Josie ABD’ye gelmiş ve yazarı Howard Üniversitesi’nde ziyaret etmişti. Bu kısa söyleşide Yeryüzünün Lanetleri’nin yazarı olan kocasının görüşlerine ve hayatına dair bir bakış sunuyor.

Madam Josie Fanon ile yapılan söyleşi 16 Kasım 1978’de Howard Üniversitesi Afro-Amerikan Merkezi’nde gerçekleştirildi. Josie Fanon, 10 yıl sonra Cezayir’de, El Biar’da intihar etti. Marie-Joseph Duble olarak Fransa’nın Lyon şehrinde doğan Josie Fanon öldüğünde 58 yaşındaydı.

Christian Filostrat: Bu yıl ABD’yi ziyaret etmenizin sebepleri nelerdir?

Josie Fanon: Bu yıl Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığı’nın Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin daveti üzerine ABD’ye yeniden geldim. Komite bu yıl boyunca siyah devrimciler için bir dizi saygı ve anma töreni düzenliyor, özellikle Paul Roberson, Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı Nelson Mandela, Başkan Nkrumah gibi kişiler için. Bu bağlamda komite Frantz’ı onurlandırma kararı aldı ve beni davet etti.

CF: ABD’ye yaptığınız bu ikinci seyahat hakkındaki duygularınız nelerdir?

JF: Kişisel bakış açımdan, yeniden Amerika’da olmak beni biraz sarstı, çünkü burası kocamın öldüğü yer. Bununla beraber, Amerika’daki siyah hak hareketlerini gözlemlemek, yeni bakış açılarını görmek ve beklentilerinin neler olduğunu tartışmakla da ilgileniyorum.

CF: Birleşik Devletler’de daha önce 1961 yılında bulundunuz. 1961’in tam olarak hangi zamanında buradaydınız ve ziyaretinizin nedenleri nelerdi?

JF: Amerika Birleşik Devletleri’ne Kasım 1961’de, kocam hastalığı nedeniyle N. I. H. Bethesda Hastanesi’ne yatırıldığı için geldim. Cezayir Geçici Hükümeti onu tedavi için buraya göndermişti. Bir yıl önce, Geçici Hükümet’i Gana’da temsil ederken doktorlar ona lösemi teşhisi koymuşlardı. Başta onu tedavi için Moskova’ya gönderdiler, ancak durumu daha da kötüye gitti ve Cezayir Geçici Hükümeti, Tunus Hükümeti’nin desteğiyle Amerikalılardan yardım istedi.

O dönemde en iyi sağlık kuruluşlarının ABD’de olduğuna inanılıyordu. Bu koşullar altında ABD’ye geldi.

Ancak şu hususa dikkatini çekerim: Kendi isteğiyle buraya gelmedi. Aslında bu tür bir çözümden yana değildi. Bir siyah, bir militan ve anti-emperyalist devrimci bir savaşçı olarak Amerika’ya gitmeyi istemiyordu. Ama gerçekten başka seçeneği yoktu. Çok hastaydı –aslında, ölüyordu.

CF: Kampüsün kapısından geçerken, oğlunuz Olivier’in 1961 yılında Howard Üniversitesi’nde bir süreliğine bulunduğunu söylediniz. Bu konu hakkında başka bir şey söylemek ister misiniz?

JF: O zamanlarda oğlum yeni yürümeye başlayan bir çocuktu ve ben kocamla ilgilenmek zorundaydım, onu her gün ziyaret ediyordum ve çoğu gecemi hastanede onun yanında geçiriyordum, orada bir aydan fazla kaldım. Bu zaman diliminde küçük oğlumuzu Howard Üniversitesi’nin anaokuluna kaydettik.

CF: Şu anki mesleğiniz nedir?

JF: Bir süre profesyonel gazetecilik yaptım. Cezayir’in bağımsızlık yılı olan 1962’den geçen yıla (1977) kadar Cezayir basını için çalıştım. Aynı zamanda Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin bilgi-iletişim bölümünde çalıştım. 1977’den beri Paris’te günlük yayınlanan Afrika’nın tamamına yönelik bir dergi olan Demain L’afrique (Yarın Afrika) için çalışıyorum ve bu nedenle şu an Paris’te yaşıyorum.

CF: Frantz Fanon ile nasıl tanıştınız?

JF: Onunla Lyon’da (Fransa’nın güneydoğusu) tanıştık. İkimiz de öğrenciydik. O tıp fakültesindeydi, ben ise beşeri bilimlerde. Bir tiyatroda tanıştık. O 23 yaşındaydı, ben 18.

CF: Lyon demişken, Fanon’un hayat hikâyesini bizim için tekrarlar mısınız?

JF: Frantz ile tanıştığımızda o zaten yaklaşık olarak dört yıldır Fransa’daydı. Anlayacağınız Martinik’ten gelmişti, bir Fransız kolonisinde doğmuştu; Fransa’nın kültürel değerlerini tümüyle özümsemişti. Bu patoloji, Fransızca konuşan Antiller[2] halkı için yaygındır. Bugün bile bu koloniler Fransız koloniciliğini en çok benimsemiş, en vefasız ve en tehlikeli bölgelerdir.

Frantz hayatının ilk döneminde, henüz çok gençken, İkinci Dünya Savaşı esnasında Özgür Fransız Kuvvetleri’ne katıldı. Bu, Fanon’un o zaman için kendini Fransa ile özdeşleştirdiği anlamına geliyor. Ama Fransa’ya gittiğinde ve Fransız toplumunun ırkçılığıyla karşılaştığında, kişisel olarak kendisinin ve ülkesinin insanının deneyimlerini anlamaya ve analiz etmeye başladı. Bu analizin sonucu olan Siyah Deri Beyaz Maske kitabı 1952 yılında yayınlandı. O zaman 25 yaşındaydı.

Bu zaman diliminde, aynı zamanda psikiyatri alanında uzmanlaşan bir tıp öğrencisiydi. Öğrenciliği bittiğinde, iş bulmak için Antiller ya da Afrika’ya geri dönmek istedi. İdari birtakım sebeplerden ötürü Martinik, Guadelup ya da Senegal’de iş bulamadı, bu yüzden yine Afrika’da bulunan Cezayir’i seçti. Yıl, Cezayir devrimci silahlı mücadelesinin başlamasının bir yıl öncesi olan 1953 yılıydı. Cezayirli milliyetçiler ile çoktan iletişim kurmuştu, bu yüzden devrim başladığı zaman devrimci harekete zaten dâhil olmuştu. Bu durumda şaşılacak hiçbir şey yok. Çoğu kişi neden Cezayir’e gitmek istediğini ya da Martinikli bir adamla Cezayir arasında nasıl bir ilişki olduğunu merak eder. Cevabı çok basit: Tüm kolonileştirilmiş insanlar ile aynı yabancı güçler tarafından kolonileştirilmiş olanlar arasında temel bir kardeşlik bağı vardır. Cezayir Devrimi Fanon’a yabancı değildi.

1957 yılında Fransa hükümeti bizi Cezayir’den sürdü. Biz de Tunus’a gittik, burası Ulusal Kurtuluş Cephesinin dış güçlerini tuttuğu ve daha sonra Cezayir Devrimi’nin Geçici Hükümeti’nin kurulduğu yerdi.

Fanon, Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Geçici Hükümeti içinde çalıştı. Aynı zamanda haberlerin yayımından da sorumluydu. 1960 yılında Geçici Hükümetin büyükelçisi olarak Akra’ya atandı.

Fanon’un serencamını izleri geriye doğru takip ederek görebiliriz. Bir birey olarak Fransa yönetimi altındaki şartlarından, kolonyal toplumdaki deneyimleriyle bir siyahî olarak vardığı bilincine dek –daha üst bir seviyeye ve Cezayir Devrimi’ne daha geniş nedenlerle bağlılığına ve daha başka bir seviyeye, genel olarak Afrika Devrimi’ne bağlılığına dek.

Fanon Akra’daki büyükelçiliğinden önce de 1958’de gerçekleşen ilki dâhil olmak üzere bir Afrika halk konferansları dizisine katıldı. Konferans boyunca Patrice Lumumba, Felix Moumié ve Kamerun Başkanı Kwame Nkrumah başta olmak üzere öteki Afrikalı liderlerle temas kurdu. Tecrübe ve eylem alanı genişledi ve bu durum Yeryüzünün Lanetlileri’ni yazmasıyla sonuçlandı.

CF: Yeryüzünün Lanetlileri’ni yayımladıktan sonra Fanon’un planlarının neler olduğunu biliyor musunuz?

JF: Fanon gibi bir insanın, eğer ölmemiş olsaydı, ne yapacağını söylemek her zaman için zordur. Hayatı boyunca iki şey sürekli birbiriyle yer değiştirdi. Siyasi faaliyetlerini şüphesiz sürdürürdü. Ancak nerede sürdürürdü, onu tam olarak söyleyemem. Kuşkusuz Cezayir’de kalırdı, en azından belli bir süre için. Cezayir’in bağımsızlığı için savaşmıştı, orası onun için çok değerliydi. Bu aslında, benim de yaptığım şey. Diğer önemli husus ise onun bilimsel ilgileriydi. Bir psikiyatrist idi ve ne psikiyatri alanındaki çalışmalarını ne de diğer tıp alanlarındaki çalışmalarını asla bırakmadı. Her zaman tıp alanında çalıştı, politika yaptığı ve yazdığı zamanlarda bile.

CF: Öyleyse o, sizin tabirinizle bir profesyonel devrimci değildi?

JF: Doğrudur, o profesyonel bir devrimci değildi. Gerçeklere çok açık bir insandı. Gerçekte yazdığı her şey, soyut kuramlara değil deneyimlerine dayanıyordu.

CF: Yakın dönem Afrika tarihi bağlamında, Fanon’un çalışmalarını ölümünden sonrası için nasıl değerlendirirsiniz?

JF: 1960-1962’de gerçekleşen bağımsızlıktan bu yana Afrika’da yaşanan her şey Fanon’un görüşlerinin haklılığını kesinlikle bize göstermektedir. Ezilmiş ve kolonileştirilmiş insanlar silahlı mücadele olmadan özgürleşemezler. Portekiz kolonilerinin durumu buydu ve şu an Güney Afrika’da meydana gelen şey de budur. Orada çoğunluğun yönetimi için bir müzakere çözümü nasıl söz konusu olabilir? Zimbabwe, Güney Afrika ve Namibya’da son birkaç yıldır yaşanan çatışmalar bu gerçekliği gözler önüne sermektedir. Siyahlar, müzakereler yoluyla çoğunluğun yönetimini sağlayabilirlermiş gibi davranmak bir hayal ve bir aldatmacadır. Kıtanın bu tarafında yaşayan Afrikalılar çok uzun süre ve sürüncemeli bir silahlı mücadele vermek zorunda kalacaklardır. Dahası Amerikalı siyahların desteği olmadan başarılı olabileceklerine de inanmıyorum.

CF: Fanon’un doğduğu yere, Fransızca konuşulan Antiller’e dönersek, buradaki kolonyal durum nedir?

JF: Fanon’un Martinik’ten ayrıldığı dönemki koşullar, bugün olduğu kadar açık tanımlanamazdı. Fanon, Martinik hakkında düşünmeyi hiçbir zaman bırakmadı. Eğer yaşasaydı, bugün çok daha endişeli olacağını düşünüyorum, çünkü onların kısmi statülerinin altında, Martinik, Guadalup ve Guyana, sadece başka bir ada sahip Fransız kolonileridir. İnanıyorum ki tüm enerjisini kendi ülkesinin (Martinik) ve genel olarak Karayipler bölgesinin hizmetine sunardı.

CF: Fanon’un Négritude şairleri Aimé Césaire ve Leon Damas ile ilişkileri hakkında birkaç söz söyleyebilir misiniz?

JF: Fanon Martinik’te Césaire’in öğrencisiydi. Césaire, Damas ve onlar gibi olan diğerleri, Fanon’un négritude bilincinin oluşması ile ilgili olarak kendi entelektüel evrimi açısından son derece önemliydiler. Césaire ve Damas’ın büyük hayranıydı, yine de, politik olarak Césaire’in Martinik’in bağımsızlığı için çok daha fazlasını yapabileceğine inanıyordu. Bağımsızlık, siyasi özgürlüğün olmazsa olmazıdır. Hatta neo-kolonyalizmin bir ülkede aktif olması halinde bile, bu durum kolonyalizm ve tam bağımlılığa tercih edilir. Ulusal kurtuluş ilk adımdır; o olmadan çok az şey yapılabilir. Bağımsızlık olmadan, ulus inşası başlayamaz.

CF: Yeryüzünün Lanetlileri’ni yayınlandığı zaman, önsözünü Jean Paul Sartre yazdı. Sonraki baskılarda Sartre’ın önsözü kaldırıldı, niye?

JF: Sartre’ın önsözünün Yeryüzünün Lanetlileri’nden kaldırılması tümüyle benim girişimimdi. Şunu söylememe izin verin: Bu önsöz Batı bakış açısından iyi bir önsözdü. Sartre Yeryüzünün Lanetlileri’nin derdini anlamıştı.

Ancak 1967’de İsrail, Arap devletlerine savaş ilan ettiği zaman, Batılı (Fransız) aydınlar arasında İsrail destekçisi Siyonizm taraftarı büyük bir hareket söz konusuydu. Sartre da bu harekete dâhil oldu. İsrail’i destekleyen bildirileri imzaladı. Onun Siyonizm taraftarı tavırlarının Fanon’un çalışmalarıyla uyuşmadığı hissine kapıldım.

Sartre’ın geçmişteki katkısı ne olursa olsun, gerçek şu ki Filistin sorununu anlamamış olması onun geçmiş siyasi tutumlarını tersine çevirmiştir.

CF: Fanon hakkında epey şey yazılıp çizildi. Eğer bunları takip ettiyseniz, bunlar hakkındaki düşünceniz nedir?

JF: Gerçekten de çok sayıda Batı aydını Fanon hakkında yazılar yazdı. Bana göre, onlar Fanon’un çalışmalarını tam olarak anlamadılar. Hâlihazırda da yazılan çok sayıda yazı var. Ancak, Afrika’da ve burada Amerika’daki Afro-Amerikalı toplumun Fanon hakkında daha doğru çalışmalar yapacakları düşüncesindeyim.

CF: Fanon’un çalışmalarının İngilizce çevirileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

JF: Yeryüzünün Lanetlileri’nin mükemmel bir şekilde çevrildiğini düşünmüyorum –ki uzmanlar da bana bunu söyledi- bazı eksiklikler ve çeviri hataları var. Genel olarak, İngilizce metin, orijinal Fransızca metnin genişliğini, dinamizmini veya akışını yeniden üretmiyor.

CF: Bazı eleştirmenler, Fanon’un çalışmaları, savunucusu olduğu şey ile beyaz bir Fransız kadınla evli olması arasında temel bir çelişki gördüklerini söylüyorlar. Bu eleştirilere nasıl cevap verirsiniz?

JF: Düşüncem şu, ki bence onun düşüncesi de böyle olurdu: Bunda bir çelişki yoktu. Aksi halde ırklar-arası bir evlilik yapmaz ve de bu evliliği devam ettirmezdi. Çalışmalarında, ırk problemlerini devrimci bir süreç aracılığıyla anlayabileceğimizi ve çözebileceğimizi açıkça ifade ediyor. Aksi takdirde kendimizi, asla soluklanmayacağımız türden, çözülmesi imkânsız, içinden çıkılamaz bir durumun içinde buluruz. Örneğin eleştirmenler bir Arap kadınıyla evlenen bir siyah Amerikalı’yı, kadın kendinden daha açık tenli olduğu gerekçesiyle de eleştirebilirler. Bunun gibi şeyler…

Mücadelenin belirli dönemlerinde, böyle bir durum, belirli bir süre için pozitif ve faydalı bir birleştirici etkiye sahip olabilir. Ancak bu sınırlayıcıdır. Biz birbirimizi ırkla sınırlamayacağız! Aksi takdirde nerede kalır devrim?

Fanon’un analiz ettiği Négritude kavramı ile bu türden kişisel sorunlar arasında paralellikler kurabiliriz. Fanon’a göre, Négritude siyah insanın özgürlük mücadelesinin diyalektik sürecinden başka bir şey değildi ve bunun doğru olduğu daha sonra görüldü.

Notlar…

(*) Söyleşi Christian Filostrat’ın Negritude Agonistes başlıklı kitabında yayınlanmıştır. Çevrimiçi erişim için: https://frantzfanonspeaks.wordpress.com/2011/04/26/frantz-fanons-widow-speaks/.

(**) Araştırmacı, yazar.

(***) Mülkiye Eğitim Merkezi Çeviri Çalışma Grubu.

– – – – –

[1] 1930’larda Fransız koloniciliğinin reddi için ortak bir siyahî kimliğin yaratılmasını amaçlayan, öncülüğünü Léopold Sédar Senghor, Aimé Césaire ve Léon Damas’in yaptığı harekettir.

[2] Antiller, Kuzey Amerika ile Güney Amerika arasında ve Orta Amerika’nın doğusunda kalan adalar bölgesidir. Antil Adaları da denir.

Kaynak:

Çeviri: Erhan Kızıl

Yazarın diğer yazıları

    None Found