Bauer ödülü artık yok

Berlinale 20 Şubat’ta perdelerini açmaya hazırlanırken tartışmalar son hız devam ediyor. Birbirinden cinsiyetçi söylemleriyle tanınan Jeremy Irons’un Uluslararası Jüri’nin başına getirilmesi ve Alfred Bauer’un Nazi geçmişinin bilerek saklandığı iddiaları festivale şimdiden damga vurdu.

NİLGÜN YELPAZE / BERLİN

Berlin Uluslararası Film Festivali Berlinale, 20 Şubat günü izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalin tam programı açıklanır ve izleyicilerle paylaşılırken, broşürler de şehrin dört bir yanına yayılmaya başladı. Berlin her kış olduğu gibi hem dünyanın dört bir yanından filmi, hem de film endüstrisine mensup yüzlerce misafiri ağırlayacak.

Açılışını yönetmen ve senarist Philippe Falardeau’nun My Salinger Year filmi ile yapacak olan Berlinale, bu sene filmlerden önce iki ayrı skandalla gündeme geldi.

Bu skandallardan ilki, Berlinale yarışma jürisinin başkanı açıklandığı zaman özellikle feminist çevreler tarafından gündeme getirildi. Uluslararası jürinin başı olarak duyurulan Jeremy Irons, birbirinden cinsiyetçi söylemleri ile tanınıyor. Oysa ki iki yıl önce Berlinale #MeToo kampanyasını oldukça gündeme getirmiş, sinema sektöründe cinsiyetçiliğe karşı bir şeylerin değişmesi gerektiği sıkça tartışılmıştı. Ardından geçen yılki festivalde kadın yönetmenlerin neredeyse eşit temsiliyeti gündeme gelmiş, festival bu anlamıyla da beğeni toplamıştı.

Peki ne oldu da Berlinale bu yıl birdenbire kadın düşmanı açıklamalarla anılan Jeremy Irons’u oldukça önemli bir pozisyona getirdi? Bu sorunun cevabı bilinmiyor, tıpkı Jeremy Irons’un Berlinale gibi bir festivale jüri başkanlığı yaparak imajını kurtarıp kurtaramayacağının bilinemediği gibi.

Jeremy Irons’un ayrımcı açıklamaları arasında kürtaj, evlilik ve kadınlara yönelik cinsel taciz hakkında söyledikleri yer alıyor. 2011 yılında bir erkeğin bir kadını taciz etmesinde bir sakınca olmadığını ima ederek, kadınların bunu hoş görmesi gerektiğini, bunun arkadaşça bir iletişim yöntemi olduğunu iddia etmişti. Aynı zamanda eşcinsel evliliğe karşı yorumlarıyla da tanınan Irons, aynı cinsten iki kişinin evlenmesinin çocuklar için zararlı olduğunu öne sürmüştü. Metoo kampanyası sırasında da sinir bozucu yorumlar yaptığı söylenen Irons’a karşı festivale katılan kadın ve LGBTIQ+ yönetmenlerin ne tepki vereceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz ancak medya çoktan tepkisini ortaya koymuş durumda. Özellikle ufak bir araştırma ile bunun farkına varılabilir olduğu ve eşitlik mücadelesine gönül vermiş daha iyi isimlerde karar kılınabileceği makul eleştiriler arasında.

1986’dan bu yana Bauer adına ödül veriliyordu
Öte yandan, daha da geçmişe uzanan ve Almanya’da daha da şokla karşılanan bir diğer skandal da Alfred Bauer hakkında ortaya çıkan yeni belgeler oldu. Alfred Bauer, Berlinale’nin ilk festival direktörü. Her ne kadar Alfred Bauer’in Nazi rejimi sırasında Film Bürosunda görev yaptığı bilinse de, kendisinin Nazi geçmişi ortaya çıkarıldıktan sonra festival Alfred Bauer adına verdiği ödülleri durdurduğunu duyurdu. 1951 yılında festival direktörlüğüne getirilen Bauer adına 1986 yılında hayatını kaybetmesinden itibaren her yıl gümüş ayı ödülleri veriliyordu.

Araştırmacı Ulrich Hähnel ve film eleştirmeni Katja Nicodemus Die Zeit gazetesinde, Bauer’in Nazilerle ilişkilerinin çok daha derinlere gittiğini belgeleriyle ortaya çıkardı. Bu belgelere göre Alfred Bauer Nazi partisi üyesi ve paramiliter kanatlarda görevliydi. 1942 yılından sonra Film kurumlarında en yüksek noktalara gelen Bauer, doğrudan Nazi Propoganda bakanı Göbbels’e bağlı olarak çalışıyordu. Bauer aynı zamanda aktörlerin ve yönetmenlerin hangisinin Nazi rejimi tarafından kabul edileceği, hangilerinin ise cepheye gönderileceğine karar veriyordu. Alfred Bauer’in bu bilgi ve belgeleri kasten gizlediği ileri sürülüyor. Alfred Bauer ödüllerini durduran Berlinale, iddiaların ciddi kaynaklardan geldiğini ve daha derin araştırmalar yapılacağını duyurdu. Bir yandan şoke edici bir yandan da hiç şaşırtıcı olmayan bu bilgi, aslında Nazi rejiminin ardından bürokratik kurumlarda görev yapan ve Nazi olan bir çok Alman’ın yargılanmamış, ortaya çıkmamış ve hatta yeni rejimde de benzer görevlere getirilmiş olması gerçeğinden kaynaklanıyor. Bu kişiler hem sıradan alt seviyelerde hem de daha üst görevlerde ortaya çıkabiliyorlar. Askeri anlamda bazı yargılamalara gidilse de sivil görevliler konusunda aynısını iddia etmek mümkün değil. 60’larda ve 70’lerde Ulrike Meinhof ve devrimci arkadaşları sistem tarafından yok edilmeden önce bu konuda bir çok çalışma yaptı. Bütün bunlara rağmen Ulrike Meinhof’un kurduğu RAF örgütünün arşiv belgelerinden oluşan devrimci bir belgeselin de yine bir Nazi olan Alfred Bauer’in ismine ödüllerin verildiği Berlinale festivalinde birkaç yıl önce gösterilmiş olması, ideolojik anlamda bizlere pek çok şey söylüyor.

Yazarın diğer yazıları

    None Found