Başûr Türk mandası oldu!

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, artık Başûrê Kurdistan’ın her bakımdan soykırımcı sömürgeci sistemin kontrolü altında bir manda yönetimi haline getirildiğini söyledi.

 Bayık, ”Bu kadar askeri üs var ve bunlar genişletilecek, Lêlikan ve Şekif’te üs kurulacak, diğer yerlerde hazırlık yapılıyor. Bunlar, sömürge haline gelmesini ifade ediyor” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’nin sorularını yanıtladı. Öcalan mesajlarından işgal saldırılarına, İstanbul seçimlerinden Suriye’deki duruma, Türkiye ile uluslararası güçlerin ilişkilerinden ABD’nin İran kuşatmasına kadar geniş bir çerçevesi olan söyleşinin tamamı, önceki ve dün iki bölümde halinde ANF’de yayınlandı. Söyleşinin özelikle Türk işgal saldırılarıyla ilgili bölümlerini paylaşıyoruz.

Türk devleti, 1983’ten itibaren ”sınır ötesi” operasyonlar yaptı, hepsine şaşaalı isimler verdi ve hiçbirinden de umduğunu bulamadı. Süpürge, Sızma, Çelik, Atmaca Tokat, Balyoz, Çekiç, Murat, Sandviç, Güneş gibi… Şimdi de ‘Pençe’ adını koymuş. Son iki yıldır Türk devleti, kademe kademe işgal ederek yerleşmeye, yerelde de işbirlikçiliği tüm unsurlarıyla geliştirmeye çalışıyor. Öncelikle belirleyici farklılıkları anlatır mısınız?

Hareketimize darbe vurmak için önceden de bu operasyonlar yapılıyordu fakat Ortadoğu’daki 3. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte politikasını değiştirdi. Önceki operasyonlar 20. yüzyılda kurulan dengeler eksenindeydi; mevcut sınırlar, statüler kabul edilerek yürütülüyordu. 3. Dünya Savaşı’yla birlikte durum değişti, Ortadoğu’da eski dengeler yıkıldı. Eski dengelerin yıkıldığı süreçte de Kürtler önemli bir güç olmaya başladılar. Türk devleti, Kürt sorununu çözemediğinden ve demokratik zihniyette olmadığından şimdi hem Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek hem de Ortadoğu’da yıkılan eski dengeler yerine kurulacak dengelerde kendisini yayılmacılık temelinde daha etkin kılmak istiyor. Aslında bunu Tayyip Erdoğan açıkça söyledi. Lozan Antlaşması bir başarı değildir, dedi. Böylelikle Lozan’da çizilen sınırları tanımadığını belirtti. Bu çerçevede de Türkiye’nin sınırlarının Halep’ten, Kerkük’ten geçtiğini söyledi. Kürtleri inkar edilerek Misakı Milli denilen alanlarda kendi yaymak istiyor. Nasıl ki Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak görüyorsa şimdi eski Misakı Milli denilen sınırları da Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak görüyor. Bu kadar saldırganlığının bir boyutunu da bu eksende görmek gerekiyor.

Bugünkü yeni Osmanlıcılık, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki zihniyetten daha da geridir. O zaman Osmanlı’da bugünkü gibi bir milliyetçilik yoktu. Osmanlı farklı milletlerin çatısıydı. Şimdi farklı milletlerin çatısı değil; tamamen Türklüğün hakim olduğu, diğer kimliklerin de soykırıma uğratıldığı yeni bir Osmanlı hayal ediliyor.

Türkiye’nin sınırlarını genişletirken Kürtleri de yok etmek istiyorlar. Kobanê savaşı olurken ‘orası Kobanê değil Ayn El Arap’tır’ denildi. Kerkük krizi yaşandığında Türk şehri olduğu söylendi. Türk devletinin yeni saldırılarının farkını böyle görmek gerekiyor.

Diğer taraftan da bu yayılma politikası çerçevesinde bu yayılmasına destek veren bir Kürt işbirlikçiliği var. Rojava’da, Êfrîn’de ENKS denen kesimlerin neler yaptıkları ortadadır. Herhangi bir güçleri yokken güya Êfrîn’de çetelerle işbirliği yaparak Êfrîn’i sahibi olacaklardı ama şimdi orada Kürtler soykırıma uğratılıyor. Bu işbirlikçilikte kendisinin olmuyorsa hiçbir Kürt’ün de olmamalı gibi dünyada görülmedik bir ihanet düzeyi var. Şimdi de Başûrê Kurdistan’ın işgalinde KDP kullanılıyor. KDP gerçekten çok güncel, dar yaklaşımlarla Türk devletinin bu politikalarına alet oluyor. AKP-MHP ittifakı eğer yapabilirse Suriye’nin bir bölümünü kendi topraklarına katmak istiyor. Siyasal koşullar uygun olduğu takdirde bugünkü imkanlarına ve işgal güçlerine dayanarak Başûrê Kurdistan’ı kendi topraklarına katmak istiyor. Böyle bir politikası var. Bu olmazsa da şu anda Başûrê Kurdistan’da bir tampon bölge kurmaya çalışıyor. Teknik imkanlarını da kullanarak sınırları tümden kapatmaya çalışıyor. Düşünün İran sınırının tümünde ve Suriye’de boydan boya duvar örüyor. Başûrê Kurdistan dağlık alan olduğu için böyle bir duvar örmeye çok fazla elverişli değil, diğer taraftan gerilla da izin vermiyor. İşgal saldırılarıyla şimdilik bir tampon bölge kurmak ve sonra da bu işgalini tüm Başûrê Kurdistan’a yaymak istiyor. Artık KDP’yle hangi gizli ilişkiler kuruldu, KDP’ye hangi sözler verildi, bunları da bilmiyoruz. KDP Türk devletinin sözlerine nasıl inanıyor, nasıl inanarak bu operasyonlara ortak oluyor, bunları da gerçekten bilemiyoruz.

KDP bugün Irak’a ve YNK’ye karşı bile Türk devletini kullanıyor. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Türk devletiyle birlikte bir politika yürütüyor. 

Önceden ortak hareketler yapıyorlardı, belli darbeler vurmak istiyorlardı. Her ikisi de kendi etki alanını genişletmek için böyle bir politika yürütüyordu. Şimdi sadece gerillaya darbe vurma ekseninde ilişkiler sürdürülmüyor. Irak politikası, Ortadoğu politikası ekseninde böyle saldırılar yürütülüyor. Türk devleti de bu politikalar ekseninde belli alanlara yerleşmeye çalışıyor. Nasıl ki birçok yerde üs varsa şimdi bu üslerini yeni yerler işgal ederek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Bu aslında giderek bütün Başûrê Kurdistan’a hakim olma politikasına dönüşecektir. Nitekim Halk Savunma Merkezi Komutanı arkadaşımız Murat Karayılan bunların bir saldırı değil, Başûrê Kurdistan’ı işgal harekatı olduğunu söyledi.

Öyle küçümsenecek bir harekat değildir, çünkü tüm imkanlarını, güçlerini kullanarak belli yerleri işgal etmek istiyor. Kuşkusuz bunun seçimle de bağı var. İstanbul seçimlerini kazanmak AKP iktidarı için çok çok önemli. Bu nedenle bunu da propaganda yaparak şovenist, milliyetçi kesimlerin oyunu almaya çalışıyor. Daha önce Xakurkê alanının önemli ve stratejik tepelerinden olan Lêlikan’ı KDP’nin izni ve desteğiyle işgal etmişti, şimdi Şekif’i işgal etmeye çalışarak alan hakimiyetini artırmak istiyor. Bu yönüyle Başûrê Kurdistan’ı işgal etmeye ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye yönelik kapsamlı bir saldırı oluyor.

Şimdiye kadar sizin de belirttiğiniz gibi çok operasyon yapıldı ama amacına ulaşmadı. Şimdi amacı değişti, farklılaştı. Bu amaç doğrultusunda işgalini yaygınlaştırmak istiyor. Tabi ki Özgürlük Hareketimizin de buna karşı bir stratejisi, bir taktiği olacaktır. Buna karşı süreklileşen bir mücadelesi olacaktır. Tüm bu saldırılara karşı mücadelemiz ısrarla sürecektir. İşgal saldırılarına mücadelemizi yaygınlaştırarak cevap verilecektir.  Nasıl ki 35-40 yıldır bu saldırılara karşı ısrarla direniyorsak, saldırıların kapsamı, boyutu, amacı ne olursa olsun buna karşı Kürt halkının yüzyıllık özlemine, 40 yıllık mücadelesine dayanılarak direniş sürdürülecektir.

Bir yıl öncesine kadar bizim bildiğimiz; Türkiye’nin Bamernê, Şeladizê, Batufa, Kanimasi, Kiribî, Sinekê, Sirî, Kubkê, Kumri, Koxê Spî, Serê Zêr, Geliyê Zaxo ve Amediyê’de askeri üsleri bulunuyor. Ayrıca Hewlêr, Duhok, Zaxo ve Amediye’de MİT’in şubeleri var. Başika, Soran, Kalaçolan ve Zûmar kampları kuruldu. Harir bölgesindeki eski havaalanı da kamp olarak kullanılmaya başlandı. Süleymaniye, Halepçe, Germiyan hattında ‘eleman’ ve ‘özel şirket’ örtüleriyle gizli hareket eden bazı kurumlar var. Bin 350’den fazla Türk şirketi faaliyet yürütüyor; bazılarının paravan olduğu ve direkt MİT’e çalıştığı ortada. İşin siyasi, kültürel ve ekonomik nüfuz boyutları da cabası. Bu, nasıl bir tablodur ve nereye varacak?

Sizin sorunuz zaten şimdiye kadar var olan işgal harekatının nereye varacağını gösteriyor. Artık Başûrê Kurdistan bir manda haline getirilmiştir. Başûrê Kurdistan şu anda her bakımdan soykırımcı sömürgeci sistemin kontrolü altındadır. Bunu zaten 2017’deki bağımsızlık referandumunda gördük. Türk devletinin nasıl tutum gösterdiğini herkes biliyor. Habur Sınır Kapısı’nı kapatırız aç kalırlar, dedi. Aslında Xabur’u kapatamazlardı, Xabur’u kapatsa kendi ekonomileri çökerdi ama Türk devletinin, AKP iktidarının niyetini göstermek açısından bu söylem önemlidir. Yine bağımsızlık referandumundan sonra Kerkük krizi yaşandığında bizzat Tayyip Erdoğan, Kerkük Türkmen şehridir, dedi. Bu açıdan Türk devleti bu politikalarıyla sen tamamen benim kontrolümdesin, benim politikalarımın dışına çıkamazsın yaklaşımı gösterdi. Şimdi bu kadar askeri üs olacak; bu üsler genişletilecek, Lêlikan ve Şekif’te üs kurulacak, diğer yerlerde üs kurma hazırlıkları yapılıyor. Tüm bunlar aslında Başûrê Kurdistan’ın artık bir işgalden öte tamamen bir manda yönetimi haline gelmesi, bir sömürge haline gelmesini ifade ediyor. Tamamen Türkiye’nin politikalarının etkili olacağı bir Başûrê Kurdistan’ı hedefliyorlar. Türk devleti aslında bu yolla Irak’ı kontrol etmek, İran karşısında da pozisyonunu güçlendirmek istiyor. Bunun yanında tabi ki Kerkük petrolünü tümüyle kontrol etmek istiyor. Türkiye’nin politikaları bunu ortaya koyuyor. KDP de buna alet oluyor. Şu anda KDP’nin politikaları Başûrê Kurdistan’ı Irak’ın değil, Türkiye’nin parçası haline getirmiş durumdadır.

Bu bir işgal harekatıdır. Bir mandalaştırma harekatıdır. Siyasi olarak da Başûrê Kurdistan’ın iradesinin teslim alınmasıdır. Şu anda Başûrê Kurdistan’daki yönetimin gerçekten özgür ve siyasi iradesi var mı bu tartışılır. Sadece KDP’nin konumu bu durumda değil, YNK üzerinde de baskı kuruyor. YNK üzerinde de Türk devleti kendi istediğini yaptırmaya çalışıyor. Zaten YNK ve Goran da böyle bir hükümetin ortaklarıdır. Şimdi bu nasıl bir özgür Kürdistan’dır? Hem de bunu yapan güç Bakurê Kürdistan’da soykırım politikası uyguluyor. Kobanê Kürt şehri değildir diyor. Êfrîn’i işgal ediyor, Rojava’yı işgal etmek istiyor. Bağımsızlık referandumu sırasında ve sonrasında tutumu bilinmektedir Böyle bir devletin Başûrê Kurdistan’daki etkinliği söz konusudur. Bu açıdan Başûrê Kurdistan’daki durum gerçekten ciddidir. Bu işgal hareketinin ve siyasi olarak vesayet altına girmenin ilerde yaratacağı sonuçların farkına varılmıyor.

Başûrê Kurdistan halkı yurtsever bir halktır. İlk büyük isyan Babanzade isyanıdır. Yine Şêx Mahmud Berzenci’nin isyanı vardır. Bu açıdan özellikle Soran bölgesi dış egemenlikleri kabul etmemiş, her zaman direnmiştir. Tarihsel olarak böyle bir halk gerçekliği var ama bu işgale karşı sessizler. Sanki Türk devleti sadece PKK’ye karşı savaşıyor, PKK’den dolayı bu işgali yapıyor. Halbuki bütün Kürdistan’ı kendi ulusal yayılma alanı olarak görüyor; işgal edip Türkleştirmek istiyor. Demografiyi değiştiriyor. Başka toplulukları getirip yerleştiriyor. Türk devletinin stratejik hedeflerinde ve ajandasında Başûrê Kurdistan’ı Kerkük’e kadar işgal etmek, orayı kendi topraklarına katmak var. Başûrê Kurdistan halkının, siyasi güçlerinin bu durumu tartışması gerekiyor.

Şu anda işgal edilmek istenen yerler stratejiktir. Bu stratejik yerler alındıktan sonra Türk devletini oralardan çıkarmak kolay değildir. Zaten Türk devleti girdiği yerden kolay kolay çıkmamıştır, çıkmaz da. Hele hele kendine göre güçsüz gördüğü Irak karşısında Başûrê Kurdistan’ı kontrol altında tutacaktır. Yarın ya çıkmayacaktır ya da çıkmamak için çok ağır koşullar ileri sürecektir. Bu yönüyle biz Başûrê Kurdistan halkını bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz. Bu bir işgal harekatıdır ve özgürlük gerillaları direniyor, bu direnişe Başûr halkının da katılması çağrısını yapıyoruz.

Türk ordusu 27 Mayıs’tan itibaren de yeni bir saldırı dalgası başlattı. Ancak ilk günden itibaren gerilla da yoğun eylemlerle hem bulundukları alana hapsetmeye çalışıyor hem de ağır kayıp verdiriyor. Bu bir buçuk yıldır sahada nasıl bir savaş yaşanıyor?

Daha önce Xakurkê alanının stratejik tepelerinden biri olan Lêlikan işgal edilmişti. Oralara indirme yapıp orada bir üs kurmuşlardı. Ancak gerilla oraya sık sık eylemler yaptı, birçok asker kaybı yaşattı. Bu tabi AKP iktidarının planlarını bozdu. Lêlikan’ı kontrol ederek bütün alanı kontrol edeceğini düşünüyordu. Türk askerleri Lêlikan’ın dışına çıkamadı. Zaten helikopterler keşif uçaklarının, savaş uçaklarının kontrolünde inip kalkıyorlardı. Öte yandan bölgede KDP ile işbirliği yaparak varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı ama bu durumu sürdüremez hale geldiler. Bu bakımdan da işgalini genişletme kararı aldılar. Bu karar uzun süreden beri alınmış bir karar olarak görünüyor. Hava koşullarının müsait olmasıyla keşif uçaklarını kullanma temelinde 27 Mayıs saldırılarını başlattılar. Burada sadece Türk devletine karşı bir savaş verilmiyor. Türk devleti burada KDP’ye dayanarak ayakta kalıyor. Zaten televizyonlara yansıdı; köylüleri dolaşıyor, köylülere ziyafetler veriliyor. Böylece Türk ordusunun KDP ile ilişki içerisinde orada kaldığı çok net anlaşılıyor. Yani KDP’nin işgale karşı bir tutumu yok. İşgale karşı bir tutumu olmadığı gibi köylüleri Türk ordusuna destek olmaya, ilişkilenmeye teşvik ediyor. Bu ilişkilenme nedir; tabi ki gerillalarla karşı savaş olduğuna göre, ajanlık yapılacak, gerillanın yeri konusunda bilgi verme temelinde bir işbirlikçilik yapılacak. Bu ajanlık karşılığında bazıları Türk devletinden para alacak. Parayla satılan insanlar çerçevesinde orada Türk ordusu istihbarat alıp gerillaya darbe vurmak istiyor. Bunu Behdinan’da yapıyor. Behdinan’daki birçok yerde hava saldırılarında yer bilgisinin verildiğini biliyoruz. Bu yer bilgisi verenlerin de MİT ve Parastin’la ortak çalıştığını, onlar çerçevesinde gerillanın yerlerinin tespit edilip vurulduğu artık netleşmiş bulunuyor. Bu konuda hiçbir tereddütümüz bulunmuyor. MİT’le Parastin’ın iç içe çalıştığı artık açıktır. Birçok gerilla şehadetinin böyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Hatta Parastin, Behdinan alanı dışında Kandil ve çevresinde de MİT’e istihbarat vermek için çaba gösteriyor. Öyle ki, PKK ve KCK yönetimlerinin yerlerini tespit ettirip vurdurmak istedikleri bilgileri de alınmaktadır. Zaten ele geçirdiğimiz iki MİT yöneticisi de KDP’nin kendilerine istihbarat konusunda çok yardımcı olduğunu söylemişlerdir.

Şimdi bu durumu Xakurkê ve çevresinde yaratmak istiyorlar. Buna karşı gerillalar direniyor, direnecektir. Lêlikan ve çevresindeki işgale karşı büyük bir direniş yürütüldü. Bu savaşın devam edeceği açıktır. Belki Türk devleti bazı yerleri işgal etmiş olabilir ama alanın hepsini kontrol etmesi mümkün değil. Gerilla bu alanları hem çok iyi tanıyor hem de direnme tecrübesi vardır. Bu savaşı yeni taktiklerle, yeni yol ve yöntemlerle sürdürecek ve Türk devleti bu savaşın içinde tüketilecektir. Önder Apo’nun dediği gibi, Türk devletinin savaşla bu sorunu çözmesi, Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmesi mümkün değildir. Savaş sürdüğü müddetçe de Kürt halkının direnişi her yerde sürecektir. Xakurkê’de de Behdinan’da da Dersim’de de Serhat’ta da her yerde de sürecektir.

Şimdi saldırılarının yoğunlaştırdığı Şekîf Dağı alanının, stratejik önemi var. Buraya yönelik bir saldırının ve yerleşme girişiminin İran’a rağmen olamayacağı ileri sürülüyor. Bu son saldırının İran ile işbirliği veya onun onayıyla yapıldığı konusunda ne düşünüyorsunuz, bu konuda herhangi bir bilgiye sahip misiniz?

Kuşkusuz Şekif, Xakurkê alanı İran için de önemli. Her ne kadar İran’la bizim sorunlarımız yaşansa da İran’ın, Xakurkê’de, o alanda Türkiye’nin hakim olmasını istememesi gerekiyor. Bir taraftan İran’ın Türk devletinin işgaline destek verdiğini gösteren açıklamalar var. Diğer taraftan da İran’ın bu işgale karşı olduğu söyleniyor. Bir taraftan Türk devletine destek vermek diğer taraftan bizi teskin etmek mi amaçlanıyor, bunu bilemiyoruz. Şu da açık; İran burada Türk devletinin varlığından rahatsız olur ama rahatsızlığını şimdiye kadar açıkça dile getirmemiştir. Böyle bir tepki görmedik. Bundan birkaç ay önce Süleyman Soylu ortak hareket etmede anlaştıklarını söyledi, İran da reddetti. Bu yönüyle çok net bir şey söylememiz mümkün değil. Bunu zaman içinde göreceğiz.

Bu son saldırı, Türkiye’nin Irak, KDP yönetimi ve İran ile yoğun görüşmeleri ardından geldi. Tarafların duruşunun tarif edebilir misiniz?

Doğrudur. Xakurkê alanının işgalinden önce Irak Başbakanı Türkiye’ye gitti, daha sonra Irak Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gitti. Türk Dışişleri Bakanı Irak’a gitti, Başûrê Kurdistan yönetimiyle görüşmeler yaptı. İran ile zaten sık sık görüşmeleri oluyor. Dolayısıyla bu görüşmelerde bu işgalin tartışıldığı açıktır. Irak’la sürekli bu tartışmalar yapılmaktadır. Irak kendi topraklarına saldırıları kabul etmediğini, Türk devletinin Başika’dan çıkması gerektiğini söylemektedir. Türk devletinin Başûrê Kurdistan üzerindeki politikalarından Irak hükümeti rahatsızdır. Şu anda Türk devletine açık karşı koyacak, tutum alacak bir pozisyonu da yoktur. Öte yandan kendi içinde sorunlar yaşamaktadır. Yine Türkiye, ABD üzerinden PKK’ye karşı savaşa destek almaktadır. Irak da bu nedenle Türk devletinin bu saldırılarına çok fazla ses çıkarmamaktadır. Belki Irak devleti, Türk devletinin bu saldırılarını esas olarak kabul etmiyordur. Irak mevcut durumda Türk devletinin ne Medya Savunma Alanları’na saldırısını kabul eder ne Şengal ne de diğer alanlara müdahalesini kabul eder. Irak’ın burada herhangi bir çıkarı yoktur, ancak mevcut askeri ve siyasi dengelerde çok açık tutum takınma durumu da yoktur. Bu bakımdan sessiz kalmaktadır.

Irak Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yle görüşmeleri gerçekten ilginçtir. Seçim öncesinde tamamen MİT’le çalışan bir gazeteciye AKP iktidarını/yönetimini öven röportajlar vermesi gerçekten anlaşılır bir durum değildir.

İran’ın tutumu zaten net değil. Bir taraftan Türkiye’yle ilişki içinde, Türkiye’yi ABD’den uzak tutmaya çalışıyor ama diğer taraftan da Türkiye’nin bölgesel düzeyde İran’la her bakımdan karşı karşıya olduğunu biliyor. O yönüyle de Türkiye politikalarına güven duymuyor, mesafeli davranıyor. Böyle ikili bir yaklaşım içinde ama şu açıktır ki; mevcut işgale karşı ne Irak devletinin ne KDP yönetiminin ne de İran’ın bir itirazı olmuştur, sesini yükseltmiştir. Türk devleti, bu tür durumlardan da cesaret alarak işgal harekatlarını süreklileştirmekte, daha da pervasız davranmaktadır.

ABD’nin İran’ı çevrelemeye çalıştığı, ABD-Türkiye ilişkilerinde sorunların yaşandığı bir dönemde böyle bir saldırının, uluslararası güçlerle herhangi bir bağı olabilir mi?

Kuşkusuz devletler herhangi bir işgal saldırısı yaptığı zaman bölgedeki etkin uluslararası güçlerin politikalarını gözetliyor ve ona göre tutumlarını belirliyorlar. Bu yönüyle bu saldırının uluslararası güçlerden bağımsız olduğu söylenemez. Türkiye ABD’nin, NATO’nun müttefiki. Zaten uzun yıllardır Medya Savunma Alanları’na saldırmaktadır. Bu saldırılarda eskiden ABD, NATO desteğini alıyordu. Bu bakımdan şimdi de bu desteği alıyor. Sorun yaşıyorlar ama her zaman da Türkiye’nin terörizme verdiği mücadeleyi destekliyoruz diyerek bu saldırıları meşru görüyorlar, sessiz kalıyorlar. Belki konjonktürel olarak bu tür saldırılarını istemeseler de ABD’nin, NATO’nun genel tutumu bu yönlü saldırıları meşru görmedir, destek vermedir. Bunu biliyoruz.

Öte yandan Türkiye’nin şimdi Rusya’yla ilişkileri sıkı. Sorunları olsa da hala karşıtlığı olsa da birbirlerini kullanma politikası var. Birbirlerini hem kullanıyorlar hem de birbirlerine karşı bir tutum, bir mücadele içerisindeler. Rusya-Türkiye ilişkilerini böyle görmek gerekiyor. Bu açıdan Türkiye bu saldırıları yürütürken Rusya’nın da sessiz kalacağını biliyor. Öte yandan ABD’nin İran’a yönelik kuşatma yaptığı bu süreçte böyle bir saldırı yapılmasının esas etkeni İran’ı bir de bu alanda sıkıştırmak olabilir. Türkiye ABD ilişkilerinde bu işgalini İran’ı sıkıştırma hamlesi biçiminde gerekçelendirebilir. Bilemiyoruz, ABD bu alanı Türkiye üzerinden İran’a karşı kullanmak isteyebilir mi? Bu da mümkündür. Çünkü İran’ı sıkıştırmak için çeşitli güçleri desteklediği, ilişki içinde olduğu biliniyor.

ABD’yle Türkiye arasında sorunların varlığı biliniyor ama bu genel düzeyde bir ABD-Türkiye sorunu değildir. Özellikle Suriye’de bu yönlü sorunlar yaşamaktadırlar. Suriye’de Türkiye Kürtlerin herhangi bir hak kazanmasını, elde etmesini istemediği için orada Kürtlere yönelik bir saldırı içinde. Diğer taraftan da Koalisyon güçlerinin, ABD’nin DAİŞ’e karşı Kürtlerle ortak bir mücadelesi vardı. Böyle bir ilişki ortaya çıkmıştı. Şimdi ABD bu ilişkiyi sürdürmek istiyor. DAİŞ’le birlikte savaştığı güce karşı Türkiye’nin istedikleri doğrultusunda hareket edemiyor. Bunun getirdiği sorunlar var, yoksa Türkiye NATO’dan çıkmış değil. Bölgesel düzeyde NATO politikalarına bağlı durumdadır. Bu açıdan Türkiye bu saldırılarını bir yönüyle de NATO üyesi olmasına dayandırıyor. NATO da geçen yıl açıklama yapmıştı; biz Türkiye’nin sınırlarını savunuyoruz; sınırlarına karşı saldırılarda Türkiye’nin savunmasının arkasındayız, demişti. Bu açıdan ABD, Avrupa Kürt politikasını değiştirmediği ve Türkiye’nin yürüttüğü soykırımcı sömürgeci Kürt politikasına karşı çıkmadığı müddetçe bu tür saldırılara karşı çıkmayacağı da bilinmektedir. Eğer Türkiye’nin bu saldırılarını kendi aleyhlerine görseler tutum alırlar. Çünkü hala Irak hava sahası konusunda ABD’nin etkisi ve rolü var. Bu yönüyle hava sahasını kapatabilir, tutum alabilir. Böyle bir tutum almadığına göre Türkiye’nin Başûrê Kurdistan’a saldırısını meşru görüyorlar. Kendi politikaları açısından bir sorun olarak görmüyorlar, hatta Türkiye’ye bu yönlü destek vererek diğer konularda da kendi çizgilerine, politikalarına çekmek itiyorlar.

ANF/BEHDİNAN

Yazarın diğer yazıları