Bedava zafer yok

Berlin Duvarı’nın 30. yıkılış yıl dönümünü kutlayanlar bu aralar pek de mutlu değil. Çünkü en azından bir kısmı o süreci “özgürlük mücadelesinin başlangıcı” diye tanımlarken bugün özellikle Almanya özelinde açıkça görülen artan ırkçılık ve faşist hareketlerin tırmanışı “umut” arayışında olanları fazlasıyla karamsarlığa itmiş, mücadele azmini anmalarda, kutlamalarda arıyorlar. Fakat zor çünkü bu kesimlerin ne geçmişte olanı ne de gelmekte olanı yeterince algılayabildiğinden bahsetmek zor.

Evet Batı kapitalizmi bir ara adeta tek kurşun atmaksızın en önemli rakibini alaşağı etmiş ve sonsuza kadar muzaffer olacağı inancındaydı. Fakat olmadı, olmayacakta. İnsanlığı sarıp sarmalaya çalıştıkları zincirler bu yükü taşıyamıyor. Bu zincirin en haşmetlilerinden biri NATO’ydu. Fakat artık onun da “beyin ölümü” mü gerçekleşti yoksa suni teneffüsle yaşatabilir miyiz tartışmalarına kadar işler taşındı. AB mevcut yeniden paylaşım savaşının içinde bir süredir kendini küresel bir güç olarak tanımlamanın yollarını arıyor. Fakat bu o kadar kolay bir şey değil. Nedenlerin başında AB’nin (eğer vardıysa) kendi ideallerine ihanet eden politik yaklaşımlarının yanı sıra 2. Dünya Savaşı sonrası şekillendirilen düzlemde Avrupa’nın ABD’nin kanatları altına girmesi yer alıyor.

AB’nin geleceği Trump’ın çok derdinde olmasa da ABD elitinin geleneksel kesimleri AB’ye Rusya’ya karşı hala adeta bir tampon bölge işlevi yüklemeye devam ediyor. ABD’de gerçekleşebilecek olası bir iktidar değişikliğinin de bu süreci yeniden onarma ihtimali zayıf. Bunun en önemli nedeni AB kapitalizminin dünya çapında etkili bir güç olamadığı sürece varlığını-bütünlüğünü de koruyamayacağının farkına varması oldu. Bu mesele üzerinden yürütülen çekişmeler henüz AB’yi nereye doğru sürükler bilmiyoruz fakat bugün Ortadoğu’daki daha uzun süre devam edeceği aşikar olan sıcak savaşla belli paralellikleri şüphesiz olacak.

Bu bağlamda bugün Trump-Erdoğan arasında yapılacak görüşmenin kuşkusuz önemi var. Trump kendi azil süreciyle de çakışan başta ABD-TC ilişkileri olmak üzere birçok başlığı yakından ilgilendiren bir görüşme gerçekleştirecek. ABD tarafının bu konuda yek pare olmadığı uzun zamandır bilinen bir gerçek. Bu durum her iki partiden Kongre üyelerinin Trump’a mektup yazarak Erdoğan’a daveti geri çekmesi ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyini 9 Ekim’de işgal etme kararı ABD’nin ulusal güvenliği açısından felaket sonuçlara, NATO ittifakı içinde derin farklılıklara ve sahada insani krize yol açtı. Türk güçleri sivilleri ve IŞİD’e karşı mücadelede ABD’nin önemli bir ortağı olan Suriye Demokratik Güçleri’nin üyelerini öldürdü ve yüz binden fazla kişinin göç etmesine yol açtı” türünden ifadeleri kullanmalarına kadar iş vardı. Trump’ın bütün bu karşı duruşa rağmen hareket etmesi zor fakat daha önce de çeşitli defalar görüldüğü üzere muhtemelen Putin’in istihbaratçı aklının yarattığı “borçlar-yükümlülükler” nedeniyle Erdoğan’ı yüz geri etmesi de zor.

Muhtemelen yine TC-ABD arasındaki ilişkiyi soğutmamaya hesabına nasıl hiç bir zaman Güney Kürdistan’daki işgale ses çıkarmıyorlarsa Kuzey Suriye için de benzer bir seyir izlemesi en muhtemel yol. Burada Trump’ın hem kişisel hem de siyasal arka planında Erdoğan-Putin ikilisiyle yakaladığı “uyum” da elbette önemli. Dünyanın yeniden şekillenmesi sürecinde kuşkusuz Trump fazlasıyla keyfi hareket edemediği için özenerek baktığı Putin-Erdoğan ikilisine dünyanın geri kalanından daha yakın. Net olan tek şey önümüzdeki süreçte ABD yönetimi ve toplumunda var olan çatlakların daha da derinleşeceği.

Putin yönetimi ise Erdoğan’ı yanında tutmakta ısrarlı ve TC’nin pozisyonunu korumak için Esad’ı gerekirse bir “butik devlet” olarak hapsedebilir. Sahada Esad ordusunun komutanlarının vurulmasına ses çıkarmaması bunun göstergelerinden sadece biri. Bu durum TC ona “sadık” kaldığı sürece de devam edecek. TC’nin ABD’ye yeniden yakınlaşmaya dönük bir adımı kuşkusuz bu denklemi değiştirecektir…

Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı Bolivya’da yaşanan darbe örneğinde olduğu gibi genişleyerek her geçen gün kanlı girdabını büyütüyor. Fakat bu savaşta kimse için “bedava zafer” diye bir şey yok, olmayacak. Çünkü mevcut savaş “yenen”in öyle kolay kolay bir periyoda hapsedip keyfince “bitti ve kazandım” diyebileceği türden değil. Yere düşenin soluklanıp, daha güçlü akılcı bir şekilde ayağa kalkma ihtimali hep var ve kalkarken elinde bu kez ne olur bilinmez…

Yazarın diğer yazıları