Bedduacılar ve Kürdistan’da referandum

İlginç bir ülke Türkiye; neredeyse herkes kendi başına gelmemesini istediği herşeyin, başkalarının başına gelmesi için dua ediyor. Allaha iyilik için değil; başkalarının başına felaket getirmesi için dua edenlerin ülkesi haline geldi Türkiye. “Bu nasıl bir ruh halidir, buradan ne çıkar?” Görüyoruz işte buradan 15 yıllık AKP iktidarı çıkıyor.

Kendilerini ortak değerleri üzerinden değil de; korku, zorbalık, ötekinden nefret etme, başkaları için kötü şeyler isteme üzerinden tarif eden toplumlar ne kendileri mutlu olurlar, ne de etraflarındaki halkların mutlu olmasına, bir harmonide birlikte yaşamasına izin verirler. 

Böyle toplumlar sadece kendileri için değil çevreleri için de tehdit ve huzursuzluk nedenidirler. Sorunlarını oturup çözmek yerine başkalarına beddua ederek çözmeye çalışan bir toplumsallıkla karşı karşıyayız. 

Türkiye Cumhuriyetinin başkentini neredeyse yirmi yıldır yöneten Melih Gökçek daha düne kadar icazet almak için kapısında beklediği ABD ile çelişkiye düşünce, çareyi ABD’ye beddua okumakta buldu. “Ne yapsınlar ABD’ye savaş ilan edecek halleri yok ya!”

Öyle dayılanmaları kendilerinden zayıflara yapıyorlar; muhattapları kendilerinden güçlü olunca tanrıdan kendileri adına başkalarına kötülük yapmasını istiyorlar. Şu sözler Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına ait: “Harvey ve Irma kasırgalarının ABD’ye maliyeti 290 milyar dolar. Duaya devam. Mevlam bizle uğraşanların başına öyle dert ver ki bizi unutsunlar!”

Halbuki biraz vicdanı olan bir insan orada yaşananlara üzülür; yukardaki gibi beddua edeceğine; inancı varsa eğer, bu kadar büyük bir felakete uğrayan insanlar için dua eder; ama bunlar tersini yapıyorlar. 

Sanmayın ki sadece Melih Gökçek Allahtan başkalarına kötülük diliyor; şimdilerde bir numaralı devlet düşmanı ilan edilen Fethullah Gülen de bir zamanlar sık sık dolaşımda olan bir söyleşisinde kendinden geçmiş bir halde “Allahım Kürtlerin evlerine ateş düşür, evlerini yerle yeksan et!” diyerek salya sümük beddua ediyordu.

Önüne gelene ya beddua ediyorlar; ya da tehdit ediyorlar. İşte böyle bir mantalite ile karşı karşıyayız. Kendi içinde sorunları tehdit ve şantajla; gücü yetiyorsa kuvvet kullanarak, yok yetmiyorsa beddua ederek çözmeye çalışan bu devlet ve toplum gerçekliği Kürtlere “bağımsız devlet kurmayın derken ne öneriyor?”

Türkiye’yi yönetenler Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan’ın uzattığı eli tutup devleti demokratik dönüşüme uğratabilselerdi; devleti sadece Türk ve Sünnilerin devleti değil de; bu ülkede yaşayan herkesin devleti haline getirselerdi, o zaman sadece Türkiye siyasal coğrafyasında yaşayan Kürtlere değil, bütün Kürtlere bir telkinde bulunabilirlerdi.

Ama şimdi bu halle kime ne diyecekler; Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Yüksekova’da yaşananlar ortadayken kim sizin sözünüze güvenir? Hergün açık Kürt düşmanlığı yaparken Kürtlere hangi yüzle nasıl bir telkinde bulunacaksınız? 

Önünde Türk adı ile tanımlı; bütün partiler, dernekler, sendikalar her ağızlarını açtıklarında, ‘Tam bağımsız bir Türkiye istiyorlar!’ ama söz konusu olan Kürtler olunca, bırakın birazcık bağımlı olmayı; paramparça olsunlar istiyorlar. Irak’ta yeni bir Saddam kimyasal gaz kullanarak Kürtleri yeniden kitlesel kıyıma uğratsın, Esad yeniden kocaman bir halka hiç kimse muamelesi yapsın; Kürtleri basit bir kimlikten bile yoksun bıraksın istiyorlar.

Kimileri referandum karşıtlığını Sayın Barzani’nin kötü yönetimi ile izah etmeye çalışıyor; bence de Barzani çok kötü yönetiyor ve olası bir Kürdistan’da demokrasi sorunları hiç zaman kaybetmeden çözülmeli. Ama burada sorun Barzanilerin kötü yönetimi değil ki! Bu aşamaya Mesud Barzani ile değil de başka bir liderle gelinseydi de; Türk devleti ve Türk toplumunun önemli bir kesimi yine aynı şeyleri söylüyor olacaktı. 

Sayın Barzani ile olan sorunları Kürt halkı kendi içinde çözer; neredeyse bunca baskı ve zulme rağmen var olmayı, ayakta kalmayı başarmış bu halk, kendi içinde demokrasi sorunlarını da çözecek siyasi olgunluğa kavuştu; bundan kimse kuşku duymamalı. 

Bu saatten sonra Kürtlere nasıl yaşamaları gerektiğini söylemek, kimsenin haddi değil; nasıl yaşamak istediklerine Kürtler kendileri karar verirler. Ödenen onca bedelden sonra Kürtler özgür yaşamayı herkesten çok hak etmiş bir halktır ve Kürtler bir daha köleliği asla kabul etmeyecekler!

Yazarın diğer yazıları