Beden dili ne anlatır?

Hafta sonunda ekranları karşısına geçenler, 20 yıl aradan sonra iki rakip adayın yan yana gelişini büyük bir dikkatle takip etti. Bu pazar önemli bir karar verip, demokrasiyi cümle içinde kullanacaklar; gasp edilen bir hakkı sahibine teslim edecekler.

Programın adilane bir koşulda gerçekleştirileceğine dair pompalanan algı, münazaranın ikinci saati itibariyle gölgelendi. Birinin sözünü eksilttiği muhalefet, diğerinin sonsuz saçmalama hakkını kullanarak devlet olduğu bir yayına dönüştü. Tabi ki bir programla demokrasi gelmeyecekti, gelmedi de. Bıyıklı adayın “medeni” damarı zırt pırt taşıyor, bıyıksızın çıldırtan sakinliği karşısında “hey hey, kendine gel, ben devletim beya” sakinliğine dönüşebiliyordu. Hal böyle. Ama bu halin bi tık üstünde sessizlik okuması yapalım bence. O içeri kaçmış çipil gözlerini saniyede 28 kez kırpıştıran bıyıklı, tahayyülü imkansız bir gerginliğin, stresin fişeği ile gelip oturmuştu oraya. Bir şey söylemek değil, söylememek üzerine kurulmuş cümleleri, önünde sınava hazırlanamamış bir çocuğun kopya deryası benzeri kalın dosyalar, afişler, onlar bunlar arasında sık sık kayboluyor, geri döndüğünde ise rakibinin cümlelerini kaçırmış, bir sunucuya, yan gözle de rakibine kaçamak bakışlar atıyordu. Tarzan zordaydı.

Bıyıklının beden dili, içinde bulunduğu gerginliğin, sıkışmışlığın tezahürüydü. Yayın boyunca en fazla yaptığı hareketler; yan gözle kaçamak bakmak (bakmaya çabalamak), sürekli göz kırpıştırmak, alık gibi ekranın içine bakmak, dudaklarını arada sırada içeri çekerek mühürlemek, bilinçsizce önündeki metruke yığınını karıştırmak (eşelemek), rakibi izin verdiği müddetçe yüksek sesle ohhh der gibi kesik kahkaha atmak… Titrek sesini terbiye etmeye kalkarken lal olma tehlikesi geçirmek… Birkaç kez de uzun uzun yutkunmak!

Kırmızı kıravatın ona vermesi gereken genç ve enerjik görünümün de bir yararını göremeyecekti zira.

Profesyonel beden dili okuyucular, yalan  söyleyen ya da suçlu olanların kendileriyle birlikte yalan ya da suçlarının yarattığı ağır bilinci de taşımak zorunda olduklarını hatırlatır. Kısa ve kendince “öz” yanıtları, vaziyetin derinleşemeyecek kadar sığ olduğuna işaret eder. Rahat olamaz, gerginlikleri ön plandaki tek kartvizittir haniyse.

Peki, bu yinelenen ve sabitlenen istemsiz hareketleri nasıl okuyacağız?

Yan gözle kaçamak bakmak:  Seni dinliyorum, ama söylediklerini onaylamıyorum. (En azından şimdilik!)

Göz kırpıştırmak: Kişi aşırı stres altındaysa, gözleri tehdide boyun eğer.

Alık gibi ekranın içine bakmak (Gözünü dikerek konuşmak): Profesyonel yalancıların kendilerini ikna ettiği bir taktik. (Gözünü ekrandan ayırma çünkü halka bakıyorsun diyen kimdi?)

Gözleri bel etmek (faltaşı gibi açmak): Fal taşının ölçüsel karşılığı tam olarak nedir bilemem ancak mercimek ile nohut arasında büyüklüğe sahip gözlerini arada bel etmesi “oha lan, bunu da biliyor” kıvamında bir nahoş sürpriz isyanı olarak okunabilir.

Kahkaha atamadan sırıtış haline kalakalmak: İnsanlar yanlış bir şey yaparken yakalandıklarında ya da yalan söyledikleri anlaşıldığında, yüzlerine sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi görünen bir gülümseme yerleştirebilirler. Bu türden sahte bir gülümseme tabii ki.

Yutkunmak: Zorlayıcı konuşmalar sırasında terleme veya nefes alıp vermede artış da gözlemlenebilir.

Alnını Kırıştırmak: Endişeliyse, üzgünse, baskı altındaysa, tedirginse, öfkelendiyse… alnı kırışır.

Önündeki eşya/nesnelerle uğraşmak: Kişinin saklanacak delik aradığının fotosudur. Ruh hali ise kapalılık, rahatsızlık hatta yalancılıkla iç içe bir haldedir.

Yazarın diğer yazıları