Beden, ruh ve zihin olarak varolmak

Önder Öcalan ile 12 Haziran’da avukatlar görüşme yaptılar. Bu görüşmede tartışılan konuları avukatlar kamuoyuna ilettiler. Önder Öcalan bu görüşmede, yarım asırlık mücadelesinin rafineleşmesi olarak şu tespitte bulundu:

“Mevcut siyaset tarzında ideolojik ve teorik boşluk var. Esas ve özümleyici olan demokratik siyasettir. Onurlu barış temelinde demokratik siyaset çözümünde ısrarlıyım.”

Siyaset tarzındaki ideolojik boşluk nedir? Siyaset tarzındaki ideolojik boşluk, iktidarın siyaset adına geliştirdiği baskı rejiminde, toplumun yer almamasıdır. Toplumun kendini yönetmesinin, yaşamını sürdürmek için tespit ettiği işleri yapmasının adı olan siyasetin bugün toplumdan koparılarak elit bir tabakanın kontrolüne verilmesi, toplumun inkarıdır. Bu durum aşılmadıkça siyasetteki boşluk tamamlanamaz. Seçimler yoluyla işleri yürütecek bazı görevlilerin belirlenmesi, demokrasinin ancak en küçük yanı olabilir. Demokraside aslolan, toplumun kendini yönetmesi için kurumları, yöntemi ve kişileri belirlemesi, görevlendirmesi, çalıştırması ve denetlemesidir.

Örneğin eğitim konusu canalıcıdır. Eğitim, kendi amacından fazlasıyla saptırılmış ve iktidar alanı haline getirilmiştir. Kürtler kadar Türkler de bu eğitim sisteminden muzdariptir. Anadilde eğitim yapamayan, mevcut eğitim sisteminde kendi toplumsallığını inşa edemeyen Kürtlerin eğitim sistemini boykot etmeyişi, kendi alternatiflerini geliştirmeyişi, faşist rejimin toplum varoluşsallığına saldırısının sonucudur. Toplumun ortak akıl ve kültürüne dayanarak kendi eğitim mekanizmasını kurması, demokratik siyasettir.

Demokratik siyaset, toplumun kendini merkezi iradeye bağlanmadan yönetme iradesini kurumlaştırmasıdır. Tek başına seçimleri demokrasiyle özdeşleştirmek bir sistem hastalığıdır. Zira, AKP-MHP seçimlere herkesten çok sarılmaktadır. Bugün Türkiye ve Bakurê Kurdistan şehirlerinde kayyumların atanması, siyasetin hiçbir şekilde toplumun seçmediği kişiler tarafından yürütülmesi, demokratik kurumlarda yer alanların hiçbir suretle toplumun istemi-ihtiyacı olmayan keyfi uygulamaları, baskı rejiminin, monarşinin bir gereğidir. Kopyası çoğaltılmış tek adam rejiminin uygulaması Türkiye’yi yok oluşun eşiğine getirmiştir.

Toplumu körelten, toplumun varoluş iradesini felç eden faşizmin bu anlamda yıkılması, demokratik siyasetin inşası için atmosferin oluşması ve zeminlerin yaratılması gerekmektedir.

Demokratik siyasetin gelişmesinin engeli faşist rejimdir. Bu faşist iktidar ortadan kalkmayana kadar siyasetin demokratikleştirilmesi mümkün değildir. Tekçi faşist zihniyetin aşılması şartı gerçekleşmedikçe demokratik siyaset gelişmez. Ancak demokratik siyasetin gelişmesi için faşist rejimi zorlayan demokratik adımların, toplumsal eylemlerin olması gerekir. Öncelikle toplumun tüm kesimlerinin baskıya direnmesi gerekir. Şüphesiz kendini toplumsal özgürlüklere feda etmenin öncülüğü de olur, ancak öncünün ardından giden toplumsal kesimler olmak zorundadır. Önder Öcalan’ın deyişiyle “demokratik dönüşüm ve zihniyet, ancak bütün toplumun katılımıyla sağlanabilir.”

Tüm toplumun katılımı, tüm toplumun aynı öncülük eylemini yapması değildir ancak tüm toplumun kendi kültürünü yaşaması, kendi iradesini ortaya koyması önünde engel olan baskı rejimlerine karşı direnmesi varoluşsal bir gerekliliktir. Faşist iktidarın saldırılarından en büyük zararı toplumsal akıl görmektedir. Birlikte karar almak, birlikte eylem yapmak, birlikte yaşamak ve birlikte sonuçlarını göğüslemek gerekir.

AKP-MHP örneğinde görüldüğü gibi faşist iktidarlar kendi beka sorunlarını çözmek için her türlü toplumsal iradeye, toplumsal kültüre, ahlaka, tarihsel değere saldırmaktadır. Güncel Türkiye tablosu budur. Tek adamın onaylamadığı hiçbir kültür var olamamaktadır. Tüm farklılıklar, tüm varoluşlar, kendilikler tek adamın varolmakta ya da ekseriyetle yok olmaktadır. Kendini tanrısal ilan eden bu zihniyetleri sınırlandıracak olan toplumsal akıl ve bu aklın bedenleşmiş gücüdür. Bu zihniyetler ortadan kalkmadıkça, toplumun varlığı, özgürlüğü mümkün değildir. Bundan dolayı en anlamlı sistem karşıtı eylem, ortak aklı geliştirmektir.

Kürtler için 21. yüzyıldaki tek yaşam seçeneği özgürlük mücadelesi vermek, bu mücadeleyi yükseltmek, toplumsal varlığını kesinleştirmek ve tüm Ortadoğu’da demokratik uluslaşmayı geliştirmektir.

Savaş ve barış arasında bir tercih yapmak zorunda bırakıldığında Kürtlerin demokratik süreçlere hazır olduğu kadar direnerek, mücadeleyi yükselterek kazanmaya da hazır olduğunu tüm faşist iktidarlar, kendi tarihlerinden bilirler. Kürt halkı, faşizmin her konumda vuracağı ve hiçbir refleks göstermeyecek olan bir kum torbası değildir. Kürdistan’da oldukları kadar, Türkiye’de, Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da faşizmin en korkulu anlarında yanı başındadırlar.

Kürtler, direnerek kazandıkları özgürlükleri kadar direnerek tüm dünyanın ilham aldığı bir halk olmaya, bir toplumsal güç olmaya devam ediyorlar. Önder Öcalan’ın demokratik ulus projesiyle tüm dünyanın istediği, beklediği çözüm seçeneğini görünür kılmanın imkanını yaşıyorlar. Yükselişte olan Kürt değerlerinin Önder Öcalan’ın dünyaya verdiği ilhamdan dünya kadar nasibini alacağı kesindir.

Bu mücadele, sadece Kürtler için değil, tüm Ortadoğu halkları için önemi sıkça dile getirilen seçimlerden çok daha önemlidir. Aksi durumda bir günlük seçime odaklanarak mücadeleyi onunla sınırlı tutmak, demokratik siyasetin seçimler ötesinde nasıl bedenleşeceğine dair kültürel ve politik çözümler üretmemek, bugünde verilen enerjiyi kalıcı sonuçlara ulaştırmaz.

Kürtlerin hem beden, hem ruh, hem de zihin olarak 21. yüzyılda nasıl varolacağı, özgürlük mücadelesini nasıl yürütecekleri, nasıl toplumsal akıl geliştirecekleri konuları, tüm demokratik siyaset kurumlarının temel gündemleri arasında yer alacak ve giderek somutlaşacak olan konular olmalıdır.

Ortak akıl nedir, nasıl gelişir?

Kürtler ortak aklı geliştirmek için neler yapmalıdır?

Bu ortak aklı nasıl bedenleştirmelidir?

Kürtlerin ciddi anlamda ortak akla ihtiyacı var ve bu da ancak Önder Öcalan’ın fikirleri etrafında gelişebilir. Ötesi Kürt varlığının parçalanmasına, demokratik ulusun gerçekleşmemesine, nihayetinde de faşizme hizmet eder. Bu alanda yapılacak çalışmalar, seçimlerin hedefi olan demokratik belediyeciliğe en büyük katkıyı da sağlar.

Yazarın diğer yazıları