Beklentiler-Umut

Ortadoğu ve Kürdistan’daki tüm karmaşaya rağmen, son geçen hafta Yeni Özgür Politika’ya manşet olan iki net belirlemeyi not etmek istiyorum: Birinde, Karayılan: “Ölümsüzler devreye girer" demiş ve üç gün sonraki manşette Duran Kalkan, Bab hattını kastederek, Türkiye için: “Kolay girdi, çıkmayabilir" demişti.

Türkiye’deki egemen cepheden ve özellikle de Bitlis’de tehdit söyleviyle, Türk Ordusu’nun daha da üst düzeyde bir harekat başlatacağı sinyalini veren Türk Bakan Soylu’nun pozuna, Ahmet Malazgirt’in 2016’yı kastederek: "Türk ordusu Zagroslar’da çökertildi notunu düşmek istiyorum.

Beklentiler’i aktardıklarımla başbaşa bırakıyor;

Gelecek yılla ilgili, "politik kollektif" umudu aktarıyorum:

– Şengal’de Êzîdî halkının güvenliği Kürdistanlı Partiler’in anlaşmaları sonucu oluşturulacak bir “Güvenlik Konsepti"yle sağlanmalı ve bir kez daha Kürdistan’da Êzîdîler “tarihi dram" yaşamamalıdırlar. Böylesi bir anlaşma, tüm, Kürdistan’a yansıyacak “birlik" için sembol nitelikte olacaktır.

– Dünya’nın yeni “toplumsal harikası" Rojava’da özellikle Gerilla ve Peşmerge’nin siyasi temsili tarafından oluşacak “temel mutabakat"la birlikte, başta Türkiye olmak üzere, kolonyal güçlere karşı sürekliliği olan bir güvenlik mevzisi oluşturulmalı ve bu Ortadoğu’daki emsalsiz “dolaysız demokrasi" modeli “kutsal proje" olarak korunmalıdır.

– Bab’a gelince; ana hipotez: gelişmeler, ABD ve Rusya’nın cebelleştikleri o bölgede, devreye giren Türk ordusuna yapılan saldırılara imza atan güçler, tek adrese sahip değil. Türk ordusu, bölgede bulunan tüm “karşıt" güçlerin kapısına dayandı ve böylece büyük kayıplar verebilir. Bu ise Ankara’daki adamın saltanatını sarsacak gelişmelere yol açabilir.

– Kuzey Kürdistan’a gelince:

– Seferberlik ilan eden Erdoğan, uzun dönemden beri Kürdistan’daki yıkımı gerçekleştiren “cinayet örgütleri"ne, sivilleri ortak eden bir girişimde bulundu. Buna ek olarak da Kürdistan’da “yeni bir oluşum/parti/meclis" için yıllarca yedekte tutulan “pusudaki hücreler"i harekete geçirdi.

– Kolonyal faşizmin Kuzey Kürdistan’da başarısız, yabancı ve tehdit gücü olarak görülmesinin temel nedeni, orada yaşayan halkın, “işgal"in farkına varan tarihi bilince sahip olmasıdır. Bundan dolayı da, silahlı her ordu mensubu, her küçük fırsatta yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun bilincindedir.

– Türk Ordu mensupları, etrafı kuşanan “insan/birey/manga/tabur"dur. Bu ordu ve fertleri, kuşatma altında kendilerini tanıma fırsatına sahip oldular. Kendilerine ait oldukları iddia edilen kentlerde, köylerde ve arazilerde “yabancı" olduklarını idrak ettiler. Bu “tarihi yüzleşme", dekolonizasyonun başlangıcıdır.

– Günümüzde, fiziki katle rağmen, toplumu yönetenin kendisi olmadığının farkında olan kolonyal faşizmim başaracağı her türlü “çılgınlık", Ankara’daki güçlerin sonunu getirecektir; son çeyrek asır buna şahittir.

– Kuzey Kürdistan’da, halkın kendi kederini belirleyerek, toplumsal ve siyasi yaşamını örgütleyebileceği bir yaşam sistemi ve bu sisteme egemenliği, sadece Kürdistan’ın diğer parçalarını değil, özelikle de Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerinin halklarını harekete geçirecek tarihi bir “kurtuluş kıvılcımı" olacaktır. Bundan dolayı da, zincirin en güçlü halkası Kuzey, egemenlerin kırılacak en zayıf halkası olacaktır.

– Ve son olarak, saygın dostum Norman Paech’i aktarıyorum: “Her gün Kandil’e bakıyorum!"

NOT: Son yıllarda Televizyon binasında defalarca saygın ve dostça sohbetlerine tanık olduğum, Med Nuçe televizyonunun yayın kurulu üyesi Salih Özdemir’in aramızdan ayrılmasından duyduğum derin üzüntüyü dile getirerek, ailesine, yakınlara ve yoldaşlarına başsağlığı diliyorum.  

Yazarın diğer yazıları