Ben bile baştan çıktım ‘Komplo teoricisiyim’

Gelin biz de biraz “komplo” kokan bir varsayım üstünde duralım: Önce bir soru:

Erdoğan bu satırlar yazıldığında hala susuyordu. Neden?

Devam edelim:

Eğer iki gün önce Çubuk’ta  -Allah yazdıysa bozsun- Kılıçdaroğlu hayatını kaybetseydi, ne olurdu?

Anında Olağanüstü hal ilan edilirdi. Seçimler iptal edilirdi. Her yerde kayyımlar boy verirdi.

Erdoğan derhal bir “balkon konuşması” yapardı. Ne derdi?

“Şehidimizin anısına Yenikapı ruhunu diriltelim, Türkiye ittifakını kuralım, biraz ABD’ye, biraz AB’ye taviz verelim, Rusya’dan bir kaç metre mesafelenelim, hatta ve hatta bir siyasi af düşünelim, kızgın demiri soğutalım, hem AKP’yi, hem de Türkiye’yi “fabrika ayarlarına” döndürelim, kardeşleşelim, kucaklaşalım, Kürt kardeşlerimle PKK arasındaki farkı yeniden hatırlayalım, Cemaatin masumlarıyla Pensilvanya arasındaki farkı da unutmayalım, KHK’lilere bir kıyak yapalım, İmamoğlu İstanbul Belediye Sarayı’nı boş versin, gelsin Cumhur Sarayında otursun, elele verip ekonomik, dış politik, iç politik krizi hep birlikte aşalım, yeniden eski günlere dönelim…”

Sonra ne olurdu?

Varsayımımıza göre vefat eden Kılıçdaroğlu’nun ölümünden önceki sözleri CHP tarafından tıpkı Atatürk’ün vasiyeti gibi milli bir vasiyet olarak ilan edilirdi. Neydi bu vasiyet?

“Milli meselelerde ittifak”…

Yenikapı ruhu dirilirdi.

Dirildikten sonra “Türkiye ittifakı” derdi ki; “artık uslandık ey ABD, ey AB, siz de bize kredi akıtın, aynı zamanda Türkiye-Rojava sınırında kurulacak güvenli bölgeye askerlerimizin girmesine izin verin…”

Bütün bunlar olur muydu?

Olurdu.

Kılıçdaroğlu da “Türkiye ittifakı”nın “şehit kurucusu” ilan edilir, belki de Anıt Kabir’de toprağa verilirdi.

Diyeceksiniz ki, bu varsayım bir hayli “uçuk”. Olabilir. Ama sanırım siz de bir yandan “uçuk muçuk ama, hiç de akla aykırı değil” diye mırıldanıyorsunuzdur.

Erdoğan seçim kampanyası boyunca nüfusun yarısını terörist ilan ettikten sonra ansızın “Türkiye ittifakı” deyiverdi. O bunu der demez Bahçeli “nereden çıktı bu Türkiye ittifakı, biz Cumhur İttifakıyız” diye Erdoğan’ın ağzının payını verdi. Şimdi Fehmi Koru’dan, nice “analiz ve diyaliz” erbabı Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıyı, tam da CHP’nin bu ittifaka elini uzattığı sırada, Türkiye ittifakını önleme amacıyla yapılmış bir provokasyon olarak ilan etmedi mi?

Ve “baş suçlu” Soylu, olayla ilgili basın toplantısında “boksör” AKP üyesi olduğu halde, “provokasyon emaresi yok” diyerek, bu büyük provokasyonun üstünü örtmeye kalkmadı mı? Başarısız linç girişiminden sonra Erdoğan’ın ne yapacağını bilemez haldeki suskunluğu “kuzuların sessizliği”, “beceriksizin şaşkınlığı” sayılamaz mı; 15 Temmuz provokasyonunun baş mimarı Akar’ın “değerli arkadaşlarım, mesajı verdiniz, tepkinizi gösterdiniz” diyerek bu işin içinde derin devletin yer aldığını ilan eden konuşması “manidar” değil mi? Bahçeli’nin “orada ne işin vardı, Çubuklu’nun adamları sert adamlardır” sözünde hiç mi “mana” yok?

Önüne gelen “komplo teorisi” yapınca iyi de ben yapınca neden kötü olsun?

Komplo bu kadarla da kalmıyor tabii. Hemen akla PKK geliyor. Üstelik saygın isimler bile bu akla gelenden etkilenmiş. “Tam da şu sırada dört askerin öldürülmesi” örneğin bir Cemaatçi yazarın aklına Ceylanpınar’da, başka yerlerde devletin tertiplediği ve güya PKK’nin alet olduğu “provokasyonlar” gibi bir provokasyonu getirmiş.

Yani PKK’nin “durup durup ansızın dört askeri öldürmesi” bir hayli “manidarmış”.

Buyurun işte. İşler tam yoluna girecekken, memleket birleşecek ve Türkiye ittifakı tam kurulacakken siz şu PKK’nin yaptığına bir bakın.

Tamam. “Komplo teorileri” yeter.

Türkiye faşizm koşullarında bir savaş yaşıyor. Bu savaş, savaş tarihlerinden bir nebze bilgisi olanlar için “simetrik” bir savaş değil. Bir tarafta ordu, diğer tarafta gerilla var. Bu bir. İkincisi, savaştaki “denge” şu: Türk ordusu “taarruz” konumunda, gerilla “savunmada”.

HPG’nin savunma konumundan yürüttüğü taktik hücumlardan “şikayetçi” olanlar ve bunları derin devletin provokasyonlarına “yardım” amacı taşıdığını ya da gerillanın farkına varmadan kendisine devletin açtığı yoldan saldırıp, oyuna geldiğini söyleyenler bir gerçeği unutuyor: Gerilla sanki yıllardır hiç asker vurmamış, ansızın ve tam da şu “ümit uyandıran” günlerde harekete geçmiş gibi konuşurken, aylardan beri, üstelik kış aylarında TSK’nin yüzlerce kayıp verdiğinden habersizler mi?

Sonuç şudur: HPG durup dururken asker vurmuyor, hem TSK sürekli olarak gerilla vuruyor, hem de gerilla sürekli olarak asker vuruyor, savaş devam ediyor. Ancak “durup dururken” olan şu: Saray rejimi kayıplarını gizliyor, ama işine geldiği zaman, örneğin iki gün önce Çubuklu’da olduğu gibi, ansızın muhteşem bir törenle tabutları ortaya çıkarıyor. Çıkarırken yine de gizliyor; o çatışmada biri komutan, en az 12 asker öldü.

İyi de ne yapmak gerekir? Konformist aydın “PKK asker öldürmesin, biz de rahat rahat demokrasi mücadelesi verelim” diye konuşuyor. Sanırsınız ki, TSK bir “sivil toplum örgütü” gerilla ise durduk yere asker öldürmekte. Bu aydın, “savunma” halindeki gerillaya “dur” derken, “taarruz eden” orduyla yapılacak bir “Türkiye ittifakı” sayesinde bedavadan demokrasi ziyafetine oturmak istiyor.

Her neyse…

Son olay Kürtsüz seçim kazanılamayacağı gibi, Kürtsüz can güvenliğinin de korunamayacağını ortaya koydu. Türkiye ittifakı, eğer gerçekleşirse, bilelim ki Kürde karşı gerçekleşir. Sarayı çöküşten kurtarma amacına yönelir.

CHP ile HDP arasında bir ittifaka KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan olumlu bir yaklaşım sergilemiştir.

O halde biz de bir katkı yapalım: “Türkiye ittifakı” değil, “Türkiye-Kürdistan İttifakı” Türkiye’yi faşizmden kurtarır, “beka” sorunun çözer, selamete çıkarır. CHP bunu düşünmeli.

Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun diyerek, adetim olmayan bu “komplo teorisi”ne son vereyim…

Yazarın diğer yazıları