Ben yalnız bir başkanım!..

Babam en çok yalnızlığını severdi ve ben çok şaşırırdım. Çok sonraları anladım ki, insan çok koşturunca yalnızlığını seviyor. Bu kadar koşturunca yalnızlık dediğiniz an esasında en verimli olduğunuz çalışma zamanı, kimsenin rahatsız edemeyeceği o an bulunmaz bir an esasında.

Ya da babam gibi bir insansanız eğer, yazılardan, panellerden, söyleşilerden, toplantılardan öyle bir duruma geliyorsunuz ki, hiçbişey yapmadan yalnız kalma isteği doğabiliyor. Bikaç kez yazmıştım, Ali’ye yazdığı bir mektupta “Nereye gideceğini bilmediğim bir trene, uçağa ya da gemiye binip gitmek istiyorum ama ne değişecek, beynimi de yanımda götüreceğim” diye. Bu mektup 12 Eylül darbesinden sonra yazılmıştı ve o sıralar nasıl koşturduğunun tanığıyım. Ve bu koşturma sırasında beyin kanaması geçirip felç oldu.

Bir yalnızlığı seven de çizgi roman kahramanı Red-Kit’tir ve her macera sonunda “Ben yalnız bir kovboyum” diye şarkı mırıldanır. Her çizgi roman kahramanının bir yardımcısı vardır ama Red-Kit’in yoktur, belki de diğerlerinden en önemli farkı budur, çizerin kendi dünyası böyleyse, kahramanı da öyle olmalı diye düşünmüşümdür hep.

Gelelim günümüzün yalnız adamına, kendisine göre kahramanına, Erdoğan’a. Erdoğan da çok fena yalnız ve her geçen gün yalnızlığı artıyor, bu yalnızlık arttıkça korku ve paranoya da artıyor ve daha derin psikolojik rahatsızlıklara neden oluyor. Çünkü Recep Tamam Erdoğan’ın yalnız kalmak istemi yok, o çok çalışmaktan, koşturmaktan, beynini zorlamaktan yalnız kalmıyor, tam tersine o koşturmayı propaganda aracı olarak kullanıyor ve bunda da başarılı ama o toplantılardan hemen sonra yalnız kalmak istiyor.

Erdoğan’ın yalnız kalmak isteği de esasında kalabalık bir yalnız kalmak isteği, çünkü o tamamen yalnız kaldığında yok edilmekten korkuyor. Paranoya noktasına gelen korku Erdoğan’ı yalnızlığa itse de aynı anda devamlı korumalarla gezmesine, tuvalete gitmesine ve hatta uyumasına neden oluyor.

Düşünsenize, bu kadar sevildiğinizi zannedeceksiniz ama her seveninizden ayrıca şüpheleneceksiniz ve korkacaksınız. Beyniniz hep şüpheye, hep yok edilme olasılıklarına çalışacak, “Acaba”sız 1 saniyeniz bile olmayacak ve ülke idare edeceksiniz. Şüphelendikçe herkesin size kazık atmaya çalıştığını düşüneceksiniz, o zaman kendinizi biraz rahatlattığımızı sanacaksınız, başarısızlığınız olmayacak, çünkü dünya alem sizin olmayan başarılarınızı kıskandığından batırmaya çalışacak.

Oysa emperyalist sistem için o kadar verimli bir tavuksunuz ki, ancak siz kendinizi batırmaya çalışırsanız batarsınız. İnsan gücü olarak önemlisiniz, ucuz iş gücü anlamında bulunmaz Hint kumaşısınız, sınır ülkeler açısından harika bir jeo-politik yapıya sahipsiniz, ülke olarak konkordato ilan etseniz bile sizi kurtarırlar.

İşte yalnız başkan Erdoğan o noktaya geldi artık, belirleyici adam gitti yerine devamlı belirlenen başkan konumuna geldi. Ankara belediye başkanını yıllarca kendisi belirlerken, çıkan bir dedikodu, bir fısıltı bile Erdoğan’ı belirler noktasına geldi. MHP’nin ortaya attığı bir Melih Gökçek tartışması Erdoğan’ı bir kez daha kenara sıkıştırdı. Gökçek MHP’nin kendisini düşünmesinden şeref duyduğunu söylemiş, bu Erdoğan’ı delirtmeye yeter de artar bile. Artık bu tartışma bitmeden Erdoğan Ankara belediye başkanı konusunda belirleyici olamaz ve hatta AKP adına aday çıkaramayabilir de.

Sanmayın ki Melih Gökçek Erdoğan’ın bildikleriyle yargılanır, bu gibi durumlarda yargılanma ya hiç olmaz (Şimdiye dek olmadı da) ya da beraber yargılanırlar. Emniyet es geçmezse mafya olmaz örneğini iyi düşünün, bu bir gerçektir.

Evet, Erdoğan artık yalnız bir başkan ama henüz mırıldanacak bir müziği olduğunu sanmıyorum, yanlış siyaset ve korku kendisini bu noktaya getirdi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok güvendiği MHP ve Devlet Bahçeli şu an kendisine oynuyor, kazanamayabilir ama Erdoğan’ı yıkmanın son adımını da atmış olur.

Yazarın diğer yazıları