Berlin Film Festivali  umut vadediyor

 “Benim filmim Ankara’nın bir gecekondu mahallesini, Altındağ’ı anlatıyor. Çok farklı kültürel kesimlerden insanların bir araya gelerek yaşamı örgütledikleri bir mahalledir. Bu mahalle 70’lerin sonunda kendi içinde hızla devrimci bir dönüşüm yaşayan, devrimcileşen bir mahalle.”

YEKO ARDIL / BERLİN

Gazeteci, şair ve senaryo yazarı Bayram Balcı ile 9. Berlin Kürt Film Festivali dolayısıyla geldiği Almanya’nın başkenti Berlin’de kendi filmi Altındağ belgeseli hakkında, Berlin Kürt Film Festivali ve Kürt sinemasının geldiği aşama üzerine konuştuk.

Gazeteci yazar Balcı, Kürt kadınının sanatın öznesi durumuna gelmesinin nedenlerini, özgürlük mücadelesinin yarattığı imkanların sanat alanında kullanımı konusunu ve Kürt medyasının sinema sanatını yansıtmadaki eksiklikleri, eleştirel bir süzgeçten geçirerek uyarılarda bulunarak, Altındağ’ı işlediği filmine ve festivallere ilişkin şunları kaydediyor:

Altındağ Ankara’nın Cizre’si

Benim filmim Ankara’nın bir gecekondu mahallesini, Altındağ’ı anlatıyor. Çok farklı kültürel kesimlerden insanların bir araya gelerek yaşamı örgütledikleri bir mahalledir. Bu mahalle 70’lerin sonunda kendi içinde hızla devrimci bir dönüşüm yaşayan, devrimcileşen bir mahalle. Öyle ki, Türkiye devrimci hareketini de belli oranda beslemiş bir mahalle. Bu nedenle de devletin hışmına uğramış bir yerdir. Aynı zamanda 12 Eylül’de en büyük darbeyi almış mahallelerden birisidir.

Son darbeyi devlet vurdu

Devlet intikamını aldı ve mahalleyi tümden yok etti. Biz belgesel filmimizde mahallenin 150 yıllık tarihini anlatmaya çalıştık. Şu anda mahalle yok ama her ne kadar mahalle devlet tarafından yok edilmişse de tarihe bir not düştük. Bu filmle kayıtlara girdi. O açıdan da kendimi mutlu hissediyorum. Çünkü aynı zamanda Altındağ benim de doğup büyüdüğüm yaşadığım mahallemdi.

İlk devrimcilerle tanıştığım, devrimcileri tanıdığım, buluştuğum ve devrimcileştiğim bir mahalleydi. Bu nedenle mahallenin devlet tarafından intikam amacıyla yıkılmasından dolayı tarihe bir not düşmek istedik.

Bilinsin istedik, Ankara’nın göbeğinde de bir Cizre vardı, orası da Altındağ’dı, Altındağ’da Türkiye devrimci hareketine büyük katkı sunmuştu.

Altındağ’da Denizler de kalmış, Mahir Çayan da kalmış. Abdullah Öcalan da bir dönem yaşamış. Türkiye ve Kürdistan devrimcilerine sığınak olmuş bir yer. Tıpkı Tuzluçayır gibi. Kürt hareketi denince hep Tuzluçayır akla gelir ama Altındağ’ın da Tuzluçayır’dan aşağı kalır bir yanı yok.   

Mahalleyi devlet çeteleri ele geçirmişti

Filmleri her zaman için çok zor şartlarda çektik. Ben o arada İstanbul’da gazete de çalışıyordum. Ancak hafta sonları çekim için Ankara’ya gidip gelebiliyordum. Ne yazık ki mahallenin son günleriydi ve mahallede kamera kullanmak, çekim yapmak oldukça zordu. Tamamen devlet çetelerinin ele geçirdiği bir mahalle konumuna gelmişti. Orada insanları evlerinden göçertmek için her türlü dolabın, pisliğin döndüğü bir yer durumuna getirilmişti. Ben oranın bir insanı olduğum halde bir çok zorlukla karşılaştım. Bu aşama 6 ay kadar sürdü. Ama montaj ve kurgu daha uzun sürdü. 2016’da çekimlerine başlamıştık. Filmi de 2019’un başında bitirdik. Filmi bitirdiğimizde o esnada filmde rol almış Altındağ’ın bazı insanlarını da kaybettik.

Nerede Kürt filmi varsa takip etmeye çalıştım

Ben daha önce de Berlin Kürt Film Festivali’ni takip ediyordum. Gazeteciliğin yanı sıra sinemayla da ilgilendiğim için nerede Kürt filmleriyle ilgili bir festival veya gösterim varsa katılmaya çalıştım. Nerede bir Kürt filmi vizyona girmişse onu takip ediyordum. Bu yıl Berlin 9. Kürt Film festivaline katılmak bana da nasip oldu. Benim de bir filmim gösterildi.

Festival çıtasını yükselterek devam ediyor

9’uncu kezdir düzenlenen Berlin Kürt Filmleri Festivali giderek çıtasını yükseltiyor. Umut verici bir şeydir. Ben hem Berlin Kürt Film festival’i açısından hem de Kürt sinemasının geleceği açısından izlediğim kadarıyla festivaldeki filmler olsun, festivale olan ilgi olsun her açıdan umutlandım.

Kürt kadınları etkinliklerin öznesi

Bunun Rojava ile de ilgisi var. Rojava’da Kürt kadınının DAİŞ çetelerine karşı dünyanın gerçekten en barbar çetelerine karşı verdikleri mücadeleyle ilgisi var. Bir de Kürt özgürlük mücadelesinin kadın öncülüklü olmasıyla da ilgisi var. Bu elbette sinemaya, sanata, şiire, edebiyata da yansıyacaktır. Kaçınılmazdır. Sanat alanında da Kürt kadınları giderek öne çıkacaktır. Bu festivalde de bunu gördük. Kadın ağırlıklı filmlerin damgasını vurduğu bir festival oldu.

İmkanlar yeterince değerlendirilmiyor

Festivalde izelediğim Kürt filmlerinin içerik ve tematik olarak zengin olduğunu gördüm, hissettim. Ama Kuzey Kürdistan’daki çalışmalarla ilgili sahip oldukları imkanların yeterince değerlendirilmediğini düşündüm. İşte Rojava’dan ve Güney Kürdistan’dan gelen filmler veya Avrupa’dan yapılmış Kürt filmlerindeki içerik, tematik konular, zenginlik ve bunun öykülenme tarzı ki, sinemanın en önemli özelliklerinden birisi de bir hikayeyi nasıl anlattığındır, çok önemlidir. Bunun buralarda daha da ivme kazandığını gördüm, hissettim ama  tematik konularda Kuzey Kürdistan’ın sahip olduğu imkanların yeterince değerlendirilmediğini düşündüm.

Kürt medyası sanata duyarlı olmalı

Burada şunu da hemen not etmek istiyorum. Kürt sinemacılarının Kürt medyasına yönelik bazı eleştirileri var. Ben de tanıklık ettim, muhattap oldum ve bu konuda haklılar. Gerçekten Kürt medyası Kürt sinemacılarına yeterince önem vermiyor. O haberleri değerlendirmiyor. Kürt medyasında çalışan bir gazeteci ve sinemayla ilgilenen bir arkadaşınız olarak aktarmak istiyorum. Umarım ki, Kürt medyası da Kürt sinemasına daha fazla önem verir. Daha fazla değer verir. Ki aslında verildiğini de düşünüyorum ama bu fazla görünür kılınmıyor. Bu kısmı biraz eksik kalıyor gibi geliyor.

Kürt sinemasını daha fazla hissedeceğiz

Dünyanın birçok yerinde Kürt film festivalleri düzenleniyor. Londra’da, Paris’te, bunlardan birisi de Berlin. Ve giderek bu daha da yaygınlaşacak gibi geliyor bana. Yani devletsiz bir ulus olan, devletsiz olmasına rağmen kültürel zenginliğini bu güne kadar korumuş ve geliştirmiş bir ulus olan Kürt halkının ve evlatlarının da sanat alanında ortaya koydukları ürünlerin giderek dünya sinemasına ve sanatına daha fazla damga vuracağını ve bunu da önümüzdeki yıllarda daha fazla hissedeceğimizi düşünüyorum. Bu festivalde edindiğim en büyük izlenimlerimden biri de bu oldu.

Gazetecilikten geliyorum

Sinemaya ilgim aslında hepimiz de vardır bu. Çocukluktan gelen bir durum. Bizim kuşak çok film izleyen bir kuşaktı. Yılmaz Güney filmlerini izleyerek büyüdük. Öyle bir sinemaya yatkınlığım vardı. Ama aynı zamanda ben gazeteci bir insanım. 85’te mesleğe başlamıştım. 1991’den beri de Kürt medyasında çalışıyorum. 27 yıl aralıksız ve kesintisiz bir şekilde Özgür Gündem ve devamı olan gazetelerde çalıştım. 92’li yıllarda Özgür Gündem’de yürüttüğümüz büyük mücadele vardı. Yani Kürt medyasının bu günlere gelmesine neden olan büyük bir direniş sergilendi. Birçok arkadaşımızı da kaybettik. Yaşamlarını yitirdiler.

Press filmi

95 yılında ben Mezopotamya Kültür Merkezi’nde sinema kurslarına katıldım. O kurslara giderken de kafamda bir tek şey vardı. Özgür Gündem’in senaryosunu yazmak ve filmini yapmak. Sonuçta benim yazdığım senaryo notlarım bir şekilde yönetmen Sedat Yılmaz’ın eline geçti ve 2010 yılında da Özgür Gündem’in filmini Press adıyla yaptık. Çok dikkat çeken bir film oldu. Çünkü sadece Kürt sineması açısından değil Türkiye sineması açısından da gazetecilerle ilgili yapılmış nerdeyse tek filmdir. Birebir gazetecilerin hayatını, yaşadıklarını anlatan tek film. Dünyada böyle sayılı örnekler var ki, 50’yi geçmez. Büyük bir dikkat çekti. Büyük bir izleyici kitlesine ulaştı. Katıldığı festivallerin çoğundan ödüller aldı. Üniversitelerde, gazetecilik ve iletişim fakültelerinde, okullarda öğretmenler tarafından öğrencilerine izletilen bir film oldu.

Mavi Ring

Daha sonra Mavi Ring filminin senaryosunu yazdım. Ben o döneme de dışardan tanıklık etmiştim. Direnişte bir yakınım vardı. O anaların, tutsak yakınlarının Eskişehir tabutluğundan Aydın’a sürgün edilmeleri esnasında o hak mücadeleleri esnasında ailelerle birlikte verdiğim bir mücadele vardı. Hep 87’den beri de aklımda bir gün Mavi Ring’in filmini yapmalıyız diyordum. Tam senaryoyla uğraşırken Fuat Kav’ın “Mavi Ring” kitabı çıktı. Aynı zamana denk geldi.

Kaliteli eser olmayacaksa yapmayalım

Ama keşke daha iyi fim yapabilseydik. Burda da yine bir eleştirim daha olacak, Kürt sinemasına ilişkin. Gerçekten Kürt özgürlük mücadelesi içerisinde öyle anlar var ki, bunlarla ilgili sanatsal çalışmalar yaparken çok dikkat etmek gerekiyor. Çok büyük özen göstermek gerekiyor. Büyük yaratıcılık ortaya koymak gerekiyor. Örneğin siz bir 14 Temmuz filmi yapmak istiyorsanız bu dünya sinema tarihine geçecek bir film olmayacaksa yapmayacaksınız. Bir Mavi Ring filmini yapacaksanız aynı şekilde olmalı. O film dünya sinemasına damga vuracak. Başka türlü yapmayacaksınız. Bizim Kürt sinemacıları olarak kendi kendimize özeleştirimiz de bu olsun diyorum. Bu konu da kendimizi de acımasızca eleştirmek zorundayız.


Bayram Balcı kimdir?

Bayram Balcı, 1963 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğu ve gençlik yılları Ankara Altındağ‘da geçti. Çukurova Üniversitesi Felsefe Bölümüne girdi. 1992 yılında Özgür Gündem gazetesi ile Urfa’da gazetecilik yapmaya başladı ve Urfa, Amed, Wan, Mêrdîn, Adana ve İstanbul’da gazetecilik yaptı. Ortaokul yıllarında şiirle tanıştı. İlk şiiri 1985 yılında Cumhuriyet Sanat Dergisi’nde yayımlandı. Şiirleri ve yazıları daha sonra Temmuz, Edebiyat, Varlık, Akatalpa, Edebiyat ve Eleştiri, Ütopya, Defter, Edebiyat Karşıtı, Kavram ve Karmasa gibi dergilerde yayınlandı. Yayınlanmış 3 şiir kitabı bulunuyor.

Filmleri:

2006, “Düğümler”, kısa film, senaryo ve yönetmen.

2010, ”Press”, film öyküsü ve senaryo. Senaryo danışmanı.

2013, ”Mavi Ring” senaryosunu yazdı.

2019, “Altındağ-Umut Evleri” Senaryo, yönetmen.

Yazarın diğer yazıları

    None Found