Berlin Konferansı’nın düşündürdükleri

Berlin’de “Demokratik Türkiye için Toplumsal Sözleşme Arayışı Konferansı”yla ilgili birçok şey yazıldı.

Daha doğmadan, AKP medyası tarafından topa tutuldu.

Erdoğan’ın ayakta durmasından taraf olanlar, Konferans’ı ihanet bloku olarak sundular.

Sosyal Medya’da, devrimci felsefeye dayalı eleştirilerde, Konferans’ın devrimci ruhtan yoksun olduğuyla ilgili eleştiriler vardı.

Konferans’ın, Kürdistan Hareketi’nden kemalistlere dek, Erdoğan sistemini çökertmek isteyen güçlerin temsilcilerince gerçekleştirildiğinin altını çizmek istiyorum.

Bu hipotezin doğruluğuna destek için, açılış konuşmasını yapan 10 sunumdan aktarıyorum:

Bir çocuğun geriye kalan ceset parçalarını elinde tutmak zorunda bırakılan Türkiye’de Erdoğan’dan daha da büyük bir sorun var!

Yetimhaneye çevrilmiş bir ülkede, gitmesi gereken, adam Erdoğan.

40 yıldan bu yana ilk kez geniş toplumsal zemine dayanan bir mücadele platformu oluşuyor.

Türkiye’de Kürt meselesi üzerinden koca bir toplum rehin alınmış durumda:

İnsani, demokratik haklar rafa kaldırılmış;

Kadınlar üzerinde korkuya dayalı bir baskı mekanizması oluşturulmuş;

Kürt sorunu çözülmeden, çevre sorununu bile çözmek mümkün olmayacak.

Faşizme karşı omuz omuza, şimdiki bileşke.

Hedefler saptanmalı ve bir sekreterya oluşturularak, kalıcı bir mekanizmayla Türkiye’de yükselen mücadele desteklenmeli.

Muhalif değil, muzaffer bir söylem geliştirilmeli.

Yeni bir dönemin inşası için hazırlıklar yapılmalı.

Soykırım ve Türkleştirmeye karşı durulması gereken ilkler arasında olmalı.

Yeşil faşizme karşı mücadele geliştirilmeli.

Enver Paşa’nın son versiyonu, Kenan Evren’in devamı Erdoğan’a karşı demokratik ittifak geliştirilmeli. Ortak yaşam çizgisi saptanmalı, tek tip insan yerine, çoğulcu bir demokratik anlayış geliştirilmeli; ittifak mücadele için bir sosyal yaşam çizgisi olmalı.

Alınan tüm kararlar (KHK), hiçe sayılmalı;

Politik tutulular serbest bırakılmalı;

İşgal’e son verilmeli;

Kürt sorunu için çözüm aktif gündem maddesi olmalı.

“Bu suça ortak olmayacağız” diyen akademisyenlerin katıldığı konferans önemsenmeli, bir araya gelmek çok zor, dağılmak ise çok kolay tesbitinden yola çıkılarak, kalıcı ve bağlayıcı bir mevzi oluşturulmalı.

Cizre’de, çocuğunu derin dondurucuda saklayan bir Anne‘ye, oraya heyet olarak giden akademisyenlere “bizim yüzümüzden işinizden oldunuz, kusura bakmayın” dedirten sisteme dur demeliyiz!…

Berlin Konferansı‘nda sömürge Kürdistan konunun ana başlığını taşımıyordu.

Ana konu, Erdoğan’ı ve bölgedeki kolonyan devletlere histerik nöbetler yaşatan Rojava projesi de, konferansına ana konusu değildi.

Türkiye’de devrim yapmak gibi bir gücü ve iddiası da yoktu.

Konferans ve sonrası gelişmeler, Erdoğan sistemi ve bununla birlikte, Türkiye’de ve Kürdistan’da yükselen mücadeleye güçlü bir destek sunabilirse, başarılı bir görev üslenmiş olur.

Bana göre en önemlisi, ilk kez Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki en geniş toplumsal kesimleri, Kürt hareketinin temsilcilerinden Alevilere, Asuri halkı temsilcilerinden, bu geçiş sürecinde Erdoğan’a dur demek için hareketlenen kemalistleri biraraya getirmesi; Bu da, daha önceleri temayülü mümkün olmayan bir ilk oldu.

[email protected]

Yazarın diğer yazıları