Berlin-Rojava

Berlin eyalet seçim sonuçlarının düşündürdükleri: 

Geleneksel Partiler, SPD, CDU oy kaybetti.

Seçmenler bu partilere yabancılaştılar.

Hıristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar birlikte kaybettiler.

Bu iki partinin seçmenlerin bir kesimine yabancılaşmaları "normal“ görülmeli.

Sadece parti büroları üzerinden "halk“ ile ilişki kuran partilere verilmiş bir "ceza“ oldu.

Yeşiller, eğer doğal bir felaket doğmazsa, gerileyebileceklerinin farkındalar.

Yeşillere oy veren tüketici, sosyal iş alanlarında temerküz edenler ve "bilinçli tüketiciler“.

Ancak, Almanya‘nın savaş ve barış politikasında, seçmenlerinin oylarını "Sol Parti“ye kaptırma gibi, gelecekle ilgili bir sorunları var.

Sol Parti’nin, "Sol Parti’ye oy verin, kenti sizin olsun!“ sloganıyla, seçmenlerle dirsek teması kurmaya çalıştı.

Kunut ve kira politikasıyla ilgili itirazlarda bulundu ve Merkel’e alternatif bir mülteci politikası sundu.

Sonuçta oyları yüzde 4 oranında yükseldi.

Liberal Parti FDP‘nin, Berlin Havaalanı’nın inşa edilmesinin trajik gecikmesi ve Belediye hizmetlerinin daha da verimli olması ekseninde yürüttüğü politikadan dolayı ödüllendirildi ve Eyalet Parlamentosu’na girmeyi başardı.

AfD (Almanya için Alernatif), tarihi bir krizin üste çıkardığı partiydi.

Özellikle Mülteci kriziyle ilgili yürütülen politikada, Merkel karşıtı bir pozisyondaydı ve büyük oranda da, CSU (Bavyera) Başkanı Seehofer’in Merkel’e eleştirilerinden kar edinen parti oldu.

Programsal etkin olmayan AfD’nin, dönemsel politikaların karikatürize ettiği politik kazanımlarının uzun vadeli olmayacağından hareket edilebilir.

Berlin‘deki seçimlerin sonuçlarında, "bilinmeyen bir Parti“  AfD‘nin yüzde 14 oranında oy alması, toplumsal sosyalizasyonun erezyonik yapısına da işaret ediyor.

İlk verilere göre otuzbin civarında Hıristiyan Demokrat ve onbeşbini aşkın Sosyal Demokrat seçmenin oyunu almayı başaran AfD, Berlin’deki seçmenin bu döneme ait olan "yabancı akını"na "itiraz“ eden bir partinin radikal çıkışlarının seçmen piyasasında bir karşıtının olduğuna işaret ediyor.

Yeşiller, Sosyal Demokrat ve Hıristiyan Demkrat Parti’nin koalisyon ortağı olmayı başararak, ilk çıkışlarının çok çok uzağına düştüler.

Sol Parti, kitleleri hareketlendirecek ve günlük yaşama refakat edecek politik bir proğramdan yoksun. Sonuçta Sosyal Demokrat Parti’nin koalisyon ortağı olma katına çıkmayı, yıllar önce Televizyon ekranlarında Anayasa’ya bağlılık yemininden sonra "başardılar“.

Tüm bunların Rojava ile ilintisi.

Rojava’dan edinilen veriler, günlük yaşamın dolaysız olarak halk tarafından planlandığına işaret ediyor.

Dolaysız Demokrasi’nin Ortadoğu’daki ilk denemesi gibi bir özellik taşıyor. 

Seçilen ancak işe yaramayan adamların işine son vermenin dört yıl sürmediği politik bir sistem.

Dört yılda bir sandık başına giderek, "dört yıl daha polis tarafından dövülmek için oy veren“ seçmenlerin olmadığı bir Rojava.

Militarizmin müdahalesiyle yıkılabilir, ancak seçmeninin kandırılması zor;

Demokrasi’nin "eşit düzeyde bilinçli olanların“ işi olduğunu idrak edenlerin sayısı daha da yükseldiği oranda kaybetmesi mümkün olmayacak bir Rojava.

Berlin’den uzak ve Berlin’e örnek olabilecek o Rojava’ya duyulan sempatinin nedenleri bunlar…

Yazarın diğer yazıları