Besna anne ve Kadriye annenin direnişi umuttur

AKP/Saray diktatörlüğünün Suruç vahşetinden sağ çıkanlarla, katledilenlerle, aileleriyle savaşı bir türlü bitmek bilmedi.

Süleyman öğretmenin Yüksekova’daki mezarı yine saldırıya uğradı. Görgü tanıklarının özel harekat polislerinin yaptığını söylediği son saldırı, altıncısı oldu. Anne Kadriye Aksu’nun oğlunun mezarı başında, elinde kırık mezar taşları ile çekilmiş fotoğrafı bu iktidarın utanç nişanelerinden biri olarak geleceğe kaldı.

Süleyman Aksu, Suruç’ta katledilen 33 devrimciden biriydi. Çukurova Üniversitesi’nin İngilizce öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra, ilk olarak memleketi Yüksekova’nın Orman Mahallesi’nde Gazi İlköğretim Okulu’nda bir yıl ücretli öğretmenlik yaptı. Ardından da Şemsettin İnal Anadolu Lisesi’ne atandı.

Hayat dolu genç bir öğretmendi. Öğrencilerini çok severdi, onlarla arkadaştı. Merhametliydi, vefakardı, güler güzlüydü, şakacıydı. Şiir yazardı, okurdu, şarkı söylerdi, her halayın başı olurdu.  Küçük büyük hayaller kurardı.

Herkesin derdine ortaktı. Bu dert ortaklığı onu Kobanê’nin yoluna düşürmüştü. “Oralara gidersen öğretmenliğin elinden alınır” diyenlere, “Biliyorum. Ama gitmezsek kim gidecek?” yanıtını vermişti. “Orası bugünlerde karışık şimdi gitmesen daha iyi olur, sonra gidersin” diyenlere de, “İyi günde öğretmen olmak kolay” demişti.

Diğer Suruç şehitleri gibi gitmeden önce kitaplar topladı. Kobanê’de kütüphanenin inşasında çalışmak istiyordu.

SGDF’nin “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” kampanyasına katılmak için 2015 yılının 19 Temmuz günü evinden gülerek çıkmıştı. Kendisi ile vedalaşan ablalarına, “Ne oluyor? Beş gün sonra geleceğim, ne vedalaşması” demişti.

Dönemedi Süleyman öğretmen. Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nin önünde AKP’nin işbirlikçisi faşist dinci DAİŞ tarafından katledildi.

Özyönetim direnişi günlerinde, Kışla Mahallesi’ndeki evi de yakılıp yıkıldı. Ailesi zorla evden çıkartıldı. Saray’ın özel kuvvetlerinin yaktığı iki katlı evin, üst katını, emeği ile inşa etmişti Süleyman. İlerde evin içini dayayıp döşemeyi düşünüyordu. Olmadı. O ev, Süleyman’ın anıları ile doluydu. Ancak, hem o anılar hem de Süleyman’dan kalan ne varsa yakıldı.

O günlerde “Oğlumdan ayrı kalamam” diyen anne Kudret, ilçeyi terk etmek istemedi, uzaktan evladının mezarını izledi. Şimdi de kucağında kırık mezar taşları, “Bu vahşete ne zaman son vereceksiniz” diyor.

Anne Kudret’in sorusu orta yerde yanıt beklerken, bu kez Evrim Deniz Erol’un annesi Besna Erol, hapsediliyor. Üstelik, Suruç’ta katledilen oğlunun mezarı başında yaptığı konuşmalardan dolayı. 60 yaşındaki Besna Anne, mahkemenin verdiği 7.5 yıllık hapis cezasını çekmek için cezaevine konuldu.

Evrim Deniz, Suruç’ta katledilen anarşist gençlerden biriydi. Ailesi adını “Mücahit” diye koymuştu. Ancak o ismiyle bir türlü barışamamıştı. “Ben Allah’ın askeri değilim, hiç kimsenin askeri değilim” derdi ve kendini “Evrim Deniz” olarak tanıtırdı. Mahkeme kararıyla da adını değiştirmek istiyordu, ancak ömrü yetmedi.

Ortaokul çağında yaz tatili sırasında babası Evrim Deniz’i medreseye gönderdi. Ancak, burada kendisinden yapılmasını istediği şeyleri yapmak istemediğini fark etti. Harran Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği bölümünü kazandı. Şarkı söylemeyi seviyordu. Yetenekliydi de, her türlü müzik aletini çalabiliyordu. Her yerde kendi gibi olmak istiyordu. Hayattaki ilkesi, merak ve reddetmekti. Annesine Kobanê’ye gitmek istediğinden bahsetti. Annesi ise oğluna, “İçimde kötü bir his var, oğlum gitme” demişti. Evrim Deniz ise netti: “Anne gidenler geri gelmiyorsa onların annesi yok mu?”

Süleyman Aksu’nun ve Evrim Deniz’in mücadeleleri annelerinin ellerinde bir bayrak şimdi. Tıpkı her gün cezaevlerinin önünde Saray rejiminin silahlı güçlerinin saldırısına maruz kalan anneler gibi.

Hatırlamak, adalet, yüzleşme ve iyileşmek için şart. İktidar ise bu durumdan kaçmak için, hatırlatan ne varsa yok etmek istese de, anneler ellerindeki o “bayrak”la dimdik durup her an her gün hatırlatarak, Saray’ı kabusu olacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Yazarın diğer yazıları