Beton sığınaklar değil insanlık vicdanı korur

Bundan 21 yıl önce Abdullah Öcalan’a karşı başlatılan uluslararası komplonun amacı, NATO’nun müttefiki Türkiye’yi çöküşten kurtarmak ve Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmekti. Onlar Kürt halkının önderini esir aldıklarında halkı da ve onun öncü partisi PKK’yi de teslim alacaklarını düşündüler.

O günlerin havası karanlıktı. Kötümserler işbaşındaydı. İhanet kol geziyordu.

Ama olmadı. Başaramadılar.

Komplonun başlamasından bu yana 21 yıl geçti. Köprülerin altından da çok sular aktı. Yaratılan krizden PKK daha da güçlenerek çıktı. Bu çıkışı başaran bugünkü PKK yöneticilerini ve üyelerini izninizle bu vesile ile selamlayalım. Aynı zamanda tereddüt etmeden Önderlerinin etrafında kenetlenen, evlatlarını dağa gönderen, kendini feda eden her Kürt’ün cenazesinde göz yaşı dökmek yerine mücadele kararlılığı ile “zafer yemini” eden Kürdistan halkının önünde de saygıyla eğilelim.

Ama asıl saygıyı, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan Kürt Özgür Kadın Hareketine, onun silahlı gücüne, beyaz tülbentli annelere gösterelim.

Bu irade, karamsarlığı, kötümserliği dağıttı. İnsanlar geleceğe güvenle baktı. Kürt halkı Kuzey’de muazzam bir legal hareket yarattı. Peş peşine kapatılan partilerini yeniden kurdu, akla hayale gelmeyen parlamenter zaferler kazandı. Şimdi bu zaferlerde payı olan HADEP’lileri, DTP’lileri, HDP’lileri, sivil örgüt üyelerini, Belediye Eşbaşkanlarını da sevgiyle yadedelim.

Komplo asıl darbeyi Rojava devrimi ile yedi. Ortadoğu’nun ufkunda Konfederalist, demokratik sosyalizmin yıldızı parladı. Kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal toplumun ilk temelleri atıldı. YPG’li, YPJ’li kadın ve erkekler kan pahasına insanlığı, Avrupa’yı ve Amerika’yı DAİŞ belasından korudu.

Şimdi Üçüncü Dünya Savaşı devam ediyor. Bu savaşın çelişkili aşamalarından geçiliyor. Kobanê zaferini Efrîn yenilgisi izledi. Efrîn yenilgisi ise dünyanın vicdanını fethetti. Devletler Efrîn için parmaklarını kımıldatmasa bile halkların vicdanı öylesine kanıyor ki, Erdoğan’ın Trump’la gizli pazarlığı sonrası beliren yeni Türk istilası, devletlerin “iki yüzlü” açıklamalarının yarattığı sis perdesini dağıtıyor. Daha düne kadar hayatlarında Kürt sözcüğünü duymayan Amerikan halkı, şimdi internette “Kürt hastagı”ni milyondan fazla bir sayıya ulaştırıyor.

Şöyle bir bakın. Birbiriyle amansız rekabet eden devletler, ne kadar fısıltılı bir sesle olursa olsun Türk devletine oy birliği ile uyarı üstüne uyarı yapıyor. Rojava’yı ise hiç kimse suçlayamıyor.

Sebep?

Çünkü Rojava düşmanına benzemedi. “Temiz” kaldı. Türk devletinin kirliliği ekolojik krizi aratacak ölçüde “siyasi ve toplumsal eko-sistemi” berbat etti. Ortaya şu gerçek çıktı: Bu saldırıda toprağa düşecek olan Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Êzîdî genç şehitler “ölmez”, insanlık vicdanı susmaz.

Bunun sonucu açıktır: Savaşın yıkımı ne olursa olsun, mezbahaya koyunlar gibi sürülecek olan “ölü askerleri” yalnızca anne ve babaları anacak, ama YPG’li, YPJ’li savaşçıların hatırası tüm insanlık vicdanında yaşayacak. Bir Türk’e sorun: Yarım yüzyıldır süren savaşta hayatını kaybeden kaç askerin ismini hatırlıyorsun? Hatırlamayacaktır. Bir Kürt annesine aynı soruyu sorun: Size beş değil, elli değil, beş yüz şehit gerillanın tarihini anlatacaktır.

Unutulanlar ölür; unutulmayanlar yaşar.

O halde zafer insanlık vicdanında kazanılmıştır. Şimdi bu zaferi Kuzey ve Doğu Suriye’nin savaş meydanlarında savunmak görevi insanlığın önünde duruyor.

Savaşın anatomisi bizce açıktır: Hem ABD, hem AB, hem de Rusya bir yandan Türkiye’nin “çizmeyi aşmasına” karşı konuşurken, diğer yandan Rojava devriminin yenilmesi, Rojava halkının Apo’culuktan yüz çevirmesi için Türk devletinin yapacağı saldırıyı “bekliyor.”

Bekleyecekler. Rojava ağır hasarlar aldıktan sonra, bekleyişleri bitecek. Yeniden aralarındaki çelişkilerin hesabını görmek üzere harekete geçecekler ve ilk kurban olarak da Rojava’da kan dökecek olan Erdoğan rejimini taraflardan biri teslim alacak ve Erdoğan’ın defterini dürecek.

Rojava’ya ne olacak?

Rojava bu devletlerin Üçüncü Dünya Savaşı’nda pazarları paylaşma rekabetinin çatlakları arasından, tıpkı yalçın kayalıkların arasındaki çatlaklardan fışkıran dağ çiçekleri gibi doğdu. Bu dağ çiçeği, kaç yaprağı koparılırsa koparılsın, madem devletler Üçüncü Dünya Savaşına devam ediyor, çok daha gür yapraklarla büyüyüp serpilecektir.

Bir gün bakacaksınız ortada ne Erdoğan rejimi kalmış, ne Trump’ın gölgesi.

Şimdi yapılacak olan insanlık vicdanında sağlam siperler kazmak ve “tertemiz Rojava’yı” “tepeden tırnağa kirli Türk devletine karşı” azimle, cesaretle savunmak…

İşte Serêkaniyê’de silahsız halk, Türk devletinin zırhlarla kaplı duvarına karşı insanlık duvarı örüyor. Avrupa’da her yurtsever Kürt, Alman, Fransız, İngiliz, Belçikalı, Hollandalı, İtalyan komşusunun kapısını çalıyor, onlara bir demek “Rojava’dan derlenmiş dağ çiçeği” veriyor ve “bu çiçeğin solmaması” için, “her toprağa düşenimiz için göz yaşı dök” diyor.

Vicdan ağlayacak, toprağa düşecek olan her Kürt genci bu temiz göz yaşlarıyla canlanacak, cellatlar döktükleri kanda boğulacaktır.

Yazarın diğer yazıları