Beyaz faşizmin Yeşil faşizme son oyunu…

Cihan DENİZ

AKP’nin Cemaat ile yollarını ayrılmasından sonra, temelde Kürt kanının dökülmesi üzerinden kurulan Yeşil Türk Faşizmi ile Beyaz Türk Faşizmi arasındaki ittifak, bir kez daha gözünü Kürtlere dikmiş, dökeceği kan ile varlığını sürdürmenin hesaplarını yapmaktadır. Bu ittifak içinde Yeşil Faşizmin Beyaz Faşizme en büyük vaadi tüm bölgede her türlü Kürt kazanımının ortadan kaldırılması ve bununla çok bağlantılı bir şekilde Türkiye’nin Batı bloğundan uzaklaşıp Avrasya bloğuna yakınlaşmasının sağlanmasıdır.

Yeşil Faşizm ile Beyaz Faşizm arasındaki bu ittifaka yakından bakıldığında, takip ettiği strateji dikkatlice çözümlendiğinde bu ittifak ilişkisinin ne kadar da asimetrik olduğu görülecektir. Diğer bir ifade ile iki taraf arasında bir güç dengesinden söz etmek imkânsızdır. Bununla beraber buradaki dengesizlik ilk bakışta tahmin edileceği gibi Yeşil Faşizm lehine değildir. Tersine bu ittifak içinde Yeşil Faşizm olabildiğince güçsüz bir konumdadır. Belirleyici olma gücünden uzaktır. Toplumsal destek anlamında ne kadar güçlü görünürse görünsün bu güç gerçek bir toplumsal harekete karşılık gelmediği için Beyaz Faşizmin sahip olduğu devlet gücü karşısında Yeşil Faşizme dengeleyici ve yeri geldiğinde koruyucu bir güç sağlamaktan uzaktır. Bu ittifak ilişkisi içinde belirleyici olan ve oyunu kuran stratejik akıl Beyaz Faşizmin aklıdır.

Beyaz Türk Faşizmi, Cemaat ile yolların ayrılmasından sonra köşeye sıkışan ve büyük bir varlık yokluk sorunu ile yüz yüze kalan AKP’ye hayat öpücüğü değil tersine etkisi zaman için yavaş yavaş ortaya çıkacak ve panzehrini elinde tuttuğu bir zehirli ölüm öpücüğü vermiştir. Bu öpücük AKP’yi kısa vadede yaşatsa da aslında onu felç etmiş ve yaşamasını Beyaz Faşizmin insafına terk etmiştir.

Oyun aslında basit; 15 Temmuz sonrasında başlayan ve başkanlık sistemine geçiş ile somutlaşan süreçte en yakın örneğini gördüğümüz gibi Türkiye siyasi yapısının AKP’nin Beyaz Türk Faşizminin asla sahip olamayacağı toplumsal tabanı ile yeniden dizayn edilmesidir. Bu projede Kürtlere düşen ise Çöktürme Planı’dır; yani daha fazla baskı, daha fazla kan, daha fazla gözyaşıdır. Bunlar gerçekleştiği oranda ise AKP’ye ihtiyaç da kalmayacak ve siyasi sitem AKP olmadan yoluna devam edecektir. Tam da Roma’da Cumhuriyet’ten İmparatorluk’a geçişi sağlayan Sezar’ın İmparatorluğu’n keyfini süremeden tasfiye edilmesi gibi.

Tam da iktidar partisinin iktidara olan mecburiyeti ve seçeneksizliği ile ilişkinin bu asimetrik doğası yüzünden AKP varlığını borçlu olduğu Beyaz Faşizmin her türlü talebi karşısında her geçen gün daha da savunmasız ve daha da boyun eğer hale gelmektedir. Son yerel seçimlerde ortaya çıkan sonuç bu durumu daha da perçinlemiştir. Bir gün daha fazla iktidarda kalmak adına, boynuna geçirilmiş ilmeğin her gün daha da sıkılmasına ses çıkarmamaktadır. Uysalca, belki de kendisini bekleyen sonu bilerek ama atacağı adımların bu sonu geciktireceğini umarak, kendinden istenenleri yerine getirmektedir.

Bugün ondan istenen bir kez daha Kürt kanıdır; Kürt kazanımlarıdır. Sur, Cizre, Nusaybin yerle bir edilirken “hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum” diyen zihniyet bu kez gözünü bir kez daha Rojava’ya dikmiş durumda. İktidar Fırat’ın doğusuna bir askeri harekat düzenleyip tek taraflı olarak sözde bir güvenlik bölgesi oluşturacağını açıkladığında, aslında Dolmabahçe’de masanın devrilmesinden sonra yazılan oyunda en kritik perdesini açmıştır. Etkisi Rojava’nın çok ötesine çıkmış, kapitalizme karşı halkların demokratik sosyalist alternatifinin bir modeli olarak dünya çapında tartışılan Kürt modelinin ortadan kaldırılması.

Tehlike ne kadar büyük olursa olsun, tarihsel bir dönüm noktasında olduğumuza kuşku yok. Bu son hamle ile faşizmin alt edilmesi için tarihsel bir fırsat da halkların ayağına gelmiştir.

Şüphesiz faşizmin en büyük gıdası sömürdüklerinin, ezdiklerinin kanıdır. Faşizm ezilenlerin kanıyla beslenir. O kanla büyür. O kanla varlığını sürdürür. Ama unutulmamalıdır ki son noktada kaçınılmaz olarak o kan içinde boğulur. Tıpkı Arjantin’de, Yunanistan’da askeri diktatörlüklerin kendi çıkardıkları savaşlarda yaşadıkları yenilgi sonucu alaşağı edilmelerinde olduğu gibi.

Tam da bundan dolayı bugün demokratik siyasete düşen ise, bu oyuna karşı en güçlü şekilde barış mücadelesini yükseltmektir. Savaşa karşı barışın, baskıya karşı özgürlüğün sesinin yükseldiği bir yerde, faşizm varlığını sürdüremez. Çok anlamlı çıkışlar olsa da önce sokağa çıkma yasakları döneminde ve takiben Efrîn sürecinde tüm bileşenleriyle demokrasi ve barış güçleri ile demokratik siyaset etkili ve caydırıcı bir barış mücadelesi yükseltemediği için bugünlere geldik. Geçmişteki yetmezliklerin sonuçları ne kadar ağır olursa oldun, bugün aslında tarihsel bir fırsat ile karşı karşıyayız. Bugün gelinen noktada, güçlü bir barış mücadelesi ile Rojava’nın işgal edilmesinin önene geçmek aslında tüm bu oyunları bozmak demektir. İşgalin önüne geçilmesi iktidar bloğunda derin çatlaklar yaratacaktır. Beyaz ve Yeşil Faşizm ittifakı ciddi güç kaybedecektir. Son kertede savaş politikalarının boşa çıkarılması Beyaz ve Yeşil Faşizm eliyle Türkiye’ye giydirilmek istenen deli gömleğini parçalamak ve halkların özlemini duyduğu barışı ve demokrasiyi bu ülkeye getirmek demektir.

Yazarın diğer yazıları