Beyaz Tülbent Hareketi tarih yazıyor

Tarihten bugüne değin bu topraklar çok büyük savaşlar, çok büyük direnişler gördü. Kimileri bu savaşa aydınlık ile karanlığın savaşı dedi. Kimileri ezenle ezilen arasındaki savaş dedi. Kimileri mitolojik anlatımlarla, kimileri felsefi yorumlarla, kimileri edebi dille, kimileri bilimsel verilerle izah etmeye, tarif etmeye çalıştı. Tanrıça İnanna ve Tanrı Enki, Tanrıça Tiamat ve Tanrı Marduk arasındaki mücadele olarak karşımıza çıkan bu savaş, Troya Destanı’nda Mezopotamya ve Anadolu topraklarının ağıtlarını bizlere duyurdu. Zerdüşt Peygamberde, aydınlık ve karanlık mücadelesi bir yaşam döngüsüne ulaştı.

Tarihten bugüne değin bu topraklar aynı zamanda çok büyük fedai duruşlara da tanıklık etti. Aydınlık ve özgürlük kazansın diye, aydınlık ve özgürlük büyüsün diye çok büyük direnişler de sergilendi. İsmi bilinen ya da bilinmeyen niceleri ateşlerde yakıldılar, darağaçlarına yürüdüler, bedenleri parça parça edildi de ‘ah’ demediler. Direnişi yol eylediler kendilerine ve insan olmayı, özgür yaşam aşkını, toplum olma arayışını teslim etmediler karanlıklara… Bugün de doğru fikirli, iyi sözlü, güzel eylemli çocuklar teslim etmiyorlar bu değerleri.

7 Kasım 2018 tarihinden itibaren özgür yaşam aşkıyla dolu olan sevgili Leyla Güven ve ardından zindanlardaki büyük yürekli, büyük amaçlı 7 bin kadın ve erkek direnişçi, yine Strasbourg’da, Hewler’de, Maxmur’da, Galler’de, İngiltere’de, Kanada’da, Almanya’da, Hollanda ve İsviçre’de direnen öncüler aydınlığın kazanması için, karanlılığın en zifiri an’ında, bedenlerini açlık grevine yatırarak aydınlığın ateşini yaktılar. Görünen karanlık değildi sorun… Asıl sorun yüreklerdeki, vicdanlardaki, düşüncelerdeki karanlıktı… Böylesi direnişlerin ilk kıvılcımı düşünceleri, yürekleri, ruhları aydınlatır, özgürleştirir. Büyük devrimci önder Mazlum Doğan da esasta bu karanlığı yıkmak için adamamış mıydı kendini? 4’ler bunun alev alev etmemişler miydi kendilerini? M. Hayri Durmuş ölüm orucuna başlayacaklarını açıkladığında ‘başardık başardık’ dememiş miydi bunun için? Aydınlık ateşini vicdanlarda, yüreklerde, düşüncelerde yakmışlardı ve tüm topluma yaymışlardı…

30 Nisan’dan itibaren zindanlardaki açlık grevi eylemi farklı bir direniş aşamasına geçti. 30 kadın ve erkek direnişçi, karanlıklardan çıkmayanlara, karanlıkları dayatanlara karşı tutum ve seslerini daha da yükselttiler. Bu sese önce yiğit Analarımız ses verdiler. Faşizmi zulmünü, vahşi yüzünü direnişleriyle ortaya çıkarmaya başladılar. Analarımıza alçakça saldıran faşizmin ne kadar büyük korku yaşadığını görüyoruz. Ama yetmiyor bu… Bu vahşet karşısında milyonların anaların önünde set olması gerekirken, bu çok zayıf kalıyor. Sadece ‘analarımıza sahip çıkma’ çağrısı yapmak, faşizmi sadece sözle kahretmek yetmez, yetmiyor. Amed’de yapılan toplantıda bir ana, tüm önde gelen ulusal ve toplumsal kurum ve çevrelere ‘Seferberlik ilan edin’ çağrısını yaptı. Analarımız her anlamda geliştirilmesi gereken bir seferberlik süreci olmasını istediler.

Faşist sistem Kürdistan’ın her bölümünde talan, inkar, parçalama, imha konseptini bu dönemde derinleştirmek istiyor. Kürtleri kültürel-fiziksel soykırım çemberinde sürgün etmek, açlık-yoksulluk içinde bırakarak ülkesinden göç ettirmek, kalanı da tanınmaz hale getirmek bu konseptin birer parçası. Buna ‘çökertme planı’ dediler. Leyla Güven başta olmak üzere zindanlardaki binler, Strasbourg ve yurt dışındaki direnişçiler, en son da ölüm orucu sürecine giren 30 yiğit insan, böylesi vahşi kıyım sürecini ‘normal mücadele süreci’ olarak görmeye dönük eleştirilerini, uyarılarını bizlerle paylaşmaktadırlar. ‘Seferberlik ilan edilsin’ çağrısı yapan analarımız bu sürecin ancak bu ruhla ayağa kalkarak kazanılabileceğini, bunun dışındaki her duruşun, yaklaşımın, anlayışın faşizmin istediği ölümü besleyeceğini ifade etmektedir.

Belediyelere dönük kayyumlara karşı halkımızın ortaya koyduğu tavır, 31 Mart seçimlerinde ortaya çıkan sonuçlar, ardından Reber Öcalan ile 8 yıldan sonra avukatlarıyla görüşmesinin sağlanması önemlidir tabii. Ama tüm direnişçilerin ve anaların da belirttiği gibi bu adımlar tecridin ve faşist uygulamaların kalıcı bir şekilde ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Türkiye’de bir bütün olarak şiddete, baskıya, hak gasplarına, inkar ve imha konseptine son verildiğine dair Türk devletinin güvence vermesi gerekmektedir.

Sayın Leyla Güven’e, 7 bin direnişçiye, dünyanın birçok yerinde açlık grevi eylemi yapan direnişçilere, faşizm karşısında evlatlarının direniş ruhuyla direnen analara ve 30 yiğit insanın beklentilerine cevap olmak, faşizmi her yerde yıkmak, kendimizdeki tecritten başlayarak tüm duvarları aşmak bu dönemin temel yaşam ölçüsü olmaya devam ediyor.

Önümüzdeki süreç her anlamda sıcak geçeceğe benzemektedir. Belirleyici olan ise direniş sıcaklığı ve aydınlığıdır. Bu sıcaklık faşizmi yakacaktır. Bu toprakların çocukları, anaları aydınlığın kazanması için dağlardan zindanlara, sokaklardan meydanlara kadar direniyorken, bu direnişin dışında kalanlarsa karanlığın içinde yitip gideceklerdir.

Analarımız hiç yılmadan beyaz tülbentliler hareketini büyütüyorlar. Bu, tarihten gelen kadının direniş sesi de olmaktadır. Karanlıkları aydınlatma mücadele tarihinin günümüzdeki adı olan analarımız, binlerce yılın özgür, iradeli, başı dik kadın duruşunu geleceğe taşıyorlar. Bize düşen de her yerde bu duruş etrafında buluşup yürümektir.

Yazarın diğer yazıları