Beyaz tülbentliler

HDP milletvekili Ahmet Şık herkesin bildiği bir sırrı ya da bir gerçeği açıkça ilan etti:

“AKP mafyadır. Cumhuriyet tarihinin tüm kötülüklerinin toplamından ve deneyiminden inşa edilmiş bir terör örgütüdür. Herkes öğrenecek, çok yakında.”

AKP Genel Başkanı bu mafyanın patronudur, babasıdır. AKP bir siyasi parti değil bir mafya holdingidir. Herkese yaptığı işe göre bir kar payı dağıtır. Devletin ve halkın tüm birikimlerine el koyup yandaşlarıyla paylaşır. Böylece hepsi de gül gibi geçinip gider.

AKP zenginlerine bakın. Hepsi de her türlü rantçılığa konup havadan zenginleşmiş kişilerdir.

AKP mafya örgütü olduğu için hukuk yoktur. Racon kesilir, icabında bilet kesilir. AKP Genel Başkanı açıkça “Burada racon kesilecekse ben keserim” diyerek AKP’nin bir mafya ve kendisinin de bir mafya şefi olduğunu ilan etmiştir.

Bağımsız yargı falan çoktan fail-i meçhule kurban gitmiş ve gömülmüştür.

Hukuk olmayan yerde bağımsız yargı da olmaz. Bağımsız yargı yoksa hukuka ve vicdanına göre karar verebilecek yargıçlar da yok demektir. Zaten son YSK kararı da bunun ilanıdır.

İstanbul belediyesinin sırtından en az 500 bin kişi hiç çalışmadan lüks içinde yaşıyor. İşte İstanbul belediyesine çöreklenen ve terk etmemek için direnen mafya da budur. Bir de İstanbul kaybedildikten sonra Türkiye’de iktidarı sürdürmek de olanaksız hale gelecektir.

AKP iktidara gelirken yüzde 25 oyla İstanbul belediyesini, yüzde 32 oyla meclisin yüzde 65’ini alarak tek parti iktidarını kurmuştu. Sayısal olarak bu kadar zayıf olmasına rağmen iç ve dış sermeyenin, AB-ABD’nin desteğiyle tek parti iktidarını kurmuştu.

Ama artık AKP mafyası iflas etti. Halk isyan ediyor. AKP mafyası kaybettiği belediyeleri zorbalıkla elinde tutmaya çalışıyor. Büyük rantı ve iktidarı elinden kaçırmak istemiyor.

AKP mafyası halkın parasını malını ve yıllarını çaldı. Şimdi de oy hakkını gasp ederek onurunu ve umutlarını çalmaya çalışıyor.

AKP’nin zulmüne karşı özgürlük için mücadele eden muhalefeti susturmak için rehin alınan Öcalan ve devrimci tutsaklar üzerinde insanlık dışı, hukuk dışı bir tecrit uyguluyor.

Devrimci tutsaklar bu zulme karşı Leyla Güven öncülüğünde açlık grevine başladılar. AKP’nin saldırgan tutumu üzerine 30 tutsak eylemlerini ölüm orucuna çevirdi.

Tutsak anneleri çocuklarına ve özgürlüklerine sahip çıkmak için barış anneleri gibi beyaz tülbentleriyle sokaklara, meydanlara çıkıyor. Ama AKP çeteleri daha önce “Barış anneleri”ne saldırdıkları gibi şimdi de beyaz tülbentli tutsak yakınlarına zalimce saldırıyor.

Herkes silahsız saldırısız gösteri yapma hakkına sahiptir.

Tutsak annelerinin tek silahı beyaz tülbentleridir. Ama devletin özel eğitimli çelik miğferli zebanileri copla, tekmeyle ve tomalarla bu annelere saldırıyor.

Annelerin çığlıkları TV ekranlarında yankılanıyor:

“Biz anneyiz, bizi durduramazsınız, dövseniz de, vursanız da, öldürseniz de buradayız!

Direne direne kazanacağız!”

Zalimlerin copuna, topuna, tüfeğine, gaz bombalarına karşı annelerin beyaz tülbentleri bayrak gibi sallanıyor.

“Mazlumun ahı indirir şahı!”

Beyaz tülbentli anneler mazlumların sesi ve öncüsüdür. Erdoğan polislerini annelerin üzerine sürüyor. Erdoğan’ın polisi korkudan şaşırmış gibi, “Bu beyaz şeyleri atın, bunlar yasak” diyor. Sarı-kırmızı-yeşilden sonra Kürtlere artık beyaz da yasak. Barışın ve aydınlığın sembolü olan beyazdan da korkuyorlar. Memleketi sadece karaya ve karanlığa mahkum etmek istiyorlar.

Türkiye’yi büyük bir zindana çeviren Erdoğan bu zindanın başgardiyanıdır. Ülkede ve bölgede zalim bir diktatörlük kurma hevesindedir.

Beyaz tülbentliler bu zulme karşı direnişin öncülüğünü yapıyor. Kara kafalı, kara vicdanlı, kara gömlekli zalimler yenilecek ve beyaz tülbentliler kazanacak!

Yazarın diğer yazıları