Beyaz Türk Cumhuriyeti…

Cihan DENİZ

Aslında Cumhurun yani halkın hakimiyeti anlamına gelmesi gereken bir rejim olan cumhuriyetin kurulduğu gün olarak tüm coğrafyada yaşayan tüm halklar tarafından kutlanması gereken bir gündü. Fakat 29 Ekimler asla “cumhur”un özgürlüklerine kavuştuğu bir gün olarak kutlanmamıştır.

Tersine 29 Ekim başta Kürtler ama sadece Kürtler değil bu coğrafyanın tüm halklarının, inançlarının sırtındaki yükün daha da ağırlaştığı, bırakalım yeni özgürlüklere sahip olmayı sahip olduklarının da elinden alındığı bir sürecin başlangıç tarihidir 29 Ekim.

29 Ekim’de olan aslında II. Meşruiyet sonrasında sadece sembolik bir anlamı kalmış olan Osmanlı Saltanatı’nın yerini cumhuriyetin aldığı bir iktidar değişimidir. Evet, 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini Cumhuriyet almıştır. Ama bu cumhuriyet boşlukta ortaya çıkmamıştır. Kurucularının tüm iddialarının aksine Cumhuriyet Osmanlı’dan radikal bir kopuş değildir. Cumhuriyet, halkın saltanata karşı verdiği demokrasi mücadelesi sonucu da ortaya çıkmamıştır. Aslında cumhuriyet, Osmanlı’yı ve saltanatı kendilerine ayak bağı olarak gören “Beyaz Türklerin” amaçları için daha uygun olduğunu değerlendirdikleri yeni rejimin adıdır. Bu yeni rejimi kuranlar noktasında gerek sınıfsal ve sosyolojik açıdan gerekse de ideolojik açıdan bir kopuş değil, süreklilik söz konusudur.

Yeni rejim aşağıdan halkın mücadelesi ile değil, tepeden Osmanlı’nın da son döneminde iktidarda olan askeri ve sivil bürokrasi tarafından kurulmuştur. Bu anlamıyla cumhuriyetin ilanı aslında bir hanedan değişiminden çok da farklı değildir. Osmanlı’daki saltanatın yerini cumhuriyette topluma, yaşama dair her şeyi belirleyen, siyasetin sınırlarını çizen, tüm toplumun üstünde vesayetçi bir sistem inşa eden askeri ve sivil bürokrasi almıştır. İdeolojik açıdan da yeni rejim Türkçülüğü esas almaktadır ve temel hedefi coğrafyada yaşayan halkların özgür ve gönüllü birlikteliğini kurmak değil; tersine İttihat ve Terakki’nin yarım bıraktığı işi tamamlayıp bu coğrafyayı burada yaşayan tüm halkların pahasına Türkleştirmekti. Diğer bir ifade ile askeri ve sivil bürokrasinin Osmanlı İmparatorluğu’nun artık Türkçülüğe hizmet edemeyeceğine hükmetmesi üzerine imparatorluk yerini cumhuriyete bırakmıştı.

Fakat 29 Ekim’in bu gerçek anlamının ortaya konması için 1923’den beri rejimin yanıtlamaktan özellikler kaçındığı, yanıtladığı durumlarda da cumhuriyetin ilanını ileri bir adım gören kimi sol kesimler tarafından görmezden gelinen şu soruların yanıtlanması gerekmektedir. 29 Ekim’de cumhuriyet ilan edilen cumhuriyet kimin cumhuriyetidir? Yeni rejimin o tarih itibarıyla Kürdistan ve Anadolu coğrafyasında halen yaşamakta olan veya Osmanlı İmparatorluğu tarafından soykırıma uğratılmış halkların, inançların cumhuriyeti midir? Yani yeni ilan edilen cumhuriyetin cumhuru kimlerden oluşmaktadır; bu cumhur ne gibi hak ve özgürlüklere sahiptirler? En önemlisi de cumhuriyete egemenlik kime aittir; iddia edildiği gibi kayıtsız şartsız cumhura mı aittir?

29 Ekim’de ilan edilen cumhuriyet ilk gününden itibaren Kürdistan ve Anadolu coğrafyasının kadim halklarının ortak vatanı olabilecek bir öze asla sahip olmamıştır. Cumhuriyet Türklerin cumhuriyeti olarak ortaya çıkmıştır. Ama bu Türk mefhumu, gerçekte var olan Türk halkı değil, cumhuriyeti kuran kadroların zihinlerinde tahayyül ettikleri bir Türklüktü. Dolayısıyla yeni rejimde Türkler de ancak tahayyül edilen bu Türklüğe uydukları oranda kabul görmekteydiler. Bu Türklüğü içselleştirdikleri oranda vatandaş olabilmekteydiler.

Diğer halkların payına düşen ise kendi kimliklerinden vazgeçip bu Türklük içinde erimek ya da her türlü baskı ve zulme maruz kalmak ve Türkün kölesi olmaktı. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un 1930 yılında Meclis’te yaptığı konuşmadaki “Türk bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Türk olmayanların bu memlekette bir tek hakkı vardır. Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı” şeklindeki sözleri yeni rejimin bu karakterini çok net ortaya koymaktadır.

Tam da bunlardan dolayı 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet Türkiye halklarının cumhuriyeti olamamıştır. Halklar açısından, ezilenler açısından, inançlar açısından 29 Ekim eski rejim altında yaşadıkları zulmün sona erdiği, özgürlüklerine kavuştukları yeni bir rejimin kuruluşu anlamına gelmemektedir. Tersine 29 Ekim, Beyaz Türk Faşizminin kurumsallaşmış devletinin ilan edildiği tarihtir.

1923’ten bugüne yaşananlara rağmen, rejimin karakterindeki Türklüğün nasıl da değişmeden korunduğunun en güzel kanıtı, tam da bu günde Kürtler açısından tarihsel ve simgesel öneme sahip Cizîr’de Kürt halkının oylarıyla seçilmiş belediyeye kayyım atanmasıdır.

Sonuç olarak 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan “cumhuriyet”, dayandığı ilkeler nedeniyle ilk günden iflas etmeye mahkum olan ve geçen 96 yılda da halklara ezilenlere, kadınlara vereceği bir şey kalmadığı ortaya çıkmış bir projedir. Bunun panzehiri ise mevcut olduğu haliyle cumhuriyete karakterini veren her renkten Türklük yerine demokratik bir cumhuriyet için verilecek mücadeledir.

Yazarın diğer yazıları