Binmiş bir acayip alamete seçim diye gider kıyamete

Eğer savaş bu tempoyla tırmanırsa, Türkiye’de seçim olmaz. Olursa da bu seçime seçim denmez.

Örneğin, şu anda Kürdistan’ın birçok şehrinde ve ilçesinde "silahlı çatışmalar" var. Varto’da durum "şehir savaşlarının" başladığını gösteriyor. Bu ateşin içine "seçim sandığı ve oy kağıtları" konabilir mi? Konmaz. Tutuşur.

Bunu şunun için yazıyorum:

Eğer birileri, savaşı durdurmadan, yeni bir "tahkim edilmiş ateşkes" ilanını sağlamadan, AKP’nin ve Saray’ın darbesine ve diktacı gidişine "seçimle dur derim" diyorsa o kişi, ya kendini, ya da halkı kandırıyor demektir.

Savaş bu şekilde tırmanırsa, Kürdistan’ın hiçbir şehrinde ve ilçesinde, belki o zamana kadar metropollerin varoşlarında, "seçim güvenliği" kalmaz. Seçimi, ordu ve polis gücünü elinde tutan AKP ve Saray kesin bir şekilde kazanır. Kürt ve demokrat seçmenlerin sandık başına gitmesi yüzde üç-dört oranında engellendiği gün, bilin ki HDP baraj altında kalır.

Böyle olacağını bildikleri içindir ki, AKP ve Saray, seçimlere "savaş ve kaos koşullarında" bilerek, isteyerek, sevinerek, hoplayarak, zıplayarak gitmek istiyor. "Şehitmiş, gaziymiş" umurlarında bile değil. Ekonomi yıkılıyormuş, aldırdıkları yok. Onlar, "iktidar olmazsak ölürüz" diyorlar. Oynadıkları kumarın adı "ya herro ya merro".

Yani demem o ki, AKP ve Saray ya "seçime" kadar durdurulacak. Ya da durdurulamazsa, seçimle hiç durdurulamayacak.

Bakınız. Saray’daki şahıs önce 24 Temmuz’da, düşük hükümetin eliyle, TBMM’yi çiğneyerek "iki cephede" savaş ilan etti. Bu seçilmiş TBMM’ye karşı bir "darbeydi". Ardından geçtiğimiz gün, "anayasaya karşı fiili durum yaratarak" diktatörlüğünü resmen ilan etti.

Türkiye’de bir "sivil darbe" hüküm sürüyor.

Durum açıkça şöyle:

Yeni seçilen TBMM toplanamıyor.

Saray, "koalisyon" kuruluşunu engelliyor.

Ülke düşük bir hükümet tarafından yönetiliyor.

Başbakan hala Saray’ın verdiği görevi iade etmiyor.

Böylece "Başbakanlık yetkisini gasp etmiş" oluyor.

Türkiye düşük bir hükümet tarafından kanlı bir savaşa sürükleniyor.

Aynı düşük hükümet İncirlik’i TBMM onayı olmadan ABD’ye vererek, DAİŞ’i "Türkiye’nin iç meselesi" haline getiriyor.

Ülke "iki cephede" savaş haline itiliyor.

Düşük hükümet ve Saray, yeni seçilmiş HDP’yi kapatmakla ve vekilleri hapse atmakla tehdit ediyor.

Aynı düşük hükümet her gün onlarca HDP’liyi tutukluyor.

Ve düşük hükümet, medyaya karşı sansür uyguluyor.

En sonunda "devlet yönetim sistemi değişti" diyen Erdoğan, anayasaya rağmen "fiili diktatörlüğünü" ilan ediyor. Bahçeli bile bu duruma isyan ediyor, Erdoğan’ı "Hitler’e" benzetiyor.

Bütün bunlar böyle olurken, CHP, pek çok sivil kurum, gelişmeleri "seçimleri bekleme" konumunda izliyor. Umutlarını seçimlere bağlıyor. Seçimler ne zaman olacak? Kasım ayında mı? Bu üç ay içinde kaç insan ölecek? Savaş hangi düzeye tırmanacak? Şehir savaşları iç savaşa mı dönüşecek? DAİŞ, birkaç ABD operasyonundan sonra bu üç ay içinde, Erdoğan’ın duble yollarında bomba yüklü kamyonlarla Cihad’a çıktığında ne olacak? Ve seçim ya bahara kalırsa… Mayıs ayına ertelenirse? Dokuz ay boyunca bu kabusa ülke mahkum olursa… Ekonomi çöker, iç savaş başlar, ülke sıkıyönetime sürüklenirse… İşte o zaman Saray yalnız "fiili" değil, "gerçek" bir "diktatör" olarak ortaya çıkar.

Seçimleri beklemek intihar etmektir.

Seçimden önce hem diktayı, hem de savaşı durdurmak şarttır. Dikta ve savaşla seçim olmaz.

Savaşı durdurmanın imkanı Türkiye’ye sunulmuştur. Hem KCK, hem Bayık, hem Karayılan, hem de Hozat, peş peşe yaptıkları açıklamalarla "tahkim edilmiş ateşkes" yapmaya hazır olduklarını ilan ettiler. Onlara yanıt vermeliyiz: Savaş mı ateşkes mi?

Fiili diktayı ve darbeyi geriletmenin imkanı da var. Saray fiili dikta ilan etti. Kürdistan darbeye, diktaya ve savaşa karşı "fiili yerinden yönetim" ilan ederek direnmeye başladı.

İyi de Batı ne yapacak? Hem ona hem de buna karşıyım diyerek "seçimi mi bekleyecek?"

Yoksa dünyanın Rojava’da yaptığını mı yapacak? Savaşa, darbeye ve diktaya karşı Kürdistan’la birlikte mi olacak?

Yazarın diğer yazıları