Bir Cihan, bir Rubar bir de Ciyager

Uğurlar olsun diyor yol arkadaşların. Sen, uğrunu almış gidiyorsun. Seni izliyor bir küçük çocuk. Ve sende kendi geleceğini izliyor. Sende, ergenliğini tamamlamış bir adamın erdemli adımlarını izliyor.

Bir ananın elini öpüyorsun. Gözlerini senden ayırmıyor. Kendi geçmişiyle buluşuyor senin gözlerinde. ‘İşte benim doğurduğum hayat’ diyor. Senin, tanrılardan ateşi çalan mitolojik kahramanlara has yürüyüşünde kendi kutsallığını izliyor.

Sen yürüyorsun. Bir dağa tırmanır gibi ve bir askeri törenin karşısına çıkar gibi yürüyorsun. Çiçeği burnunda bir gerilla gözlerini dikmiş seni, silahını ve adımlarını izliyor.

Ve sen yürüyorsun.

Hiç ölmeyecekmiş gibi yürüyorsun. Muhteşem bir son’a sözlenmiş kararlılığınla, bir elinin yumruğu sıkılı, bir elin namluda yürüyorsun. Yola çıktığın Serhat zozanlarının heybetini bakışlarına toplamış yürüyorsun.

Kürtlere en çok kırmızı yakışıyor diyorlar. Kırmızı kazağın nasıl yakışmışsa sana, sen de Kürdistan’a yakışıyorsun. Bu evrene, bu hayata, bu benzersiz kavgaya ve özgürlüğe yakıştığın gibi… Cihan koymuşlar adını. Kürdistan kadar yakışıyorsun bu cihana. Direnişinle, savaşınla ve gülüşünle…

Bir çocuğa gülümserken, bir şiiri okurken ve bir düşman askerini vururken Rubar oluyorsun. Akıyorsun ve Rubar’ın nerede Çiyager olacağını kimse bilmiyor. Önemsemiyorsun sen de. Meğer Çiyager olmanın yolunun sırat köprüsü yaşamların orta yerinde acıyı ve sevinci büyük bir yürekle karşılamak olduğunu öğrenmiş ve Rubar olmuşsun. Ama yine de Çiyager oluyorsun. Ve her bir taşı direniş olan Sur sokaklarına yakışıyorsun.

Dünyanın herhangi bir köşesinde, eli silahının tetiğine ve halayda desmal tutmaya bu kadar yakışan biri var mıdır diye soruyorum. Tüm anlar susuyor.

Dağ dağ, şehir şehir Kürdistan’a siper ediyorsun kendini. Bir özveri ve bir kendini veriş oluyorsun. Sadece kendin olarak yaşamaktan korkuyorsun belki de. Ve her bir yol arkadaşının soluğunda yaşıyorsun anı.

Yol arkadaşlığı kavramının yürekle birleşen adımlarına umudu, acıyı ve mücadeleyi katık etmeyi başaran bir yaşam öncüsü oluyorsun.

Umut ve sevgiyi aynı sayıyorsun. Mücadeleyi de ayırmıyorsun ikisinden. Senin nazarında hepsi bir. Hepsini özgürlüğe katıyor ve muhteşem sonu görüyor, gösteriyorsun.

Özgürlük oluyorsun. Hepsinden öte zamanın körfezine akan bir an oluyorsun. Özgürlüğü kendini gerçekleştirmekte bulan herhangi bir özgürlük savaşçısından öte bir arayışın adımlarında kendini buluyorsun.

Bizler senin anlarındayız şimdi. Senin zamanında, senin akışında ve senin sözlerinin dinleyiciliğindeyiz.

Bulduğun yerde biz varız şimdi. Ve bizler o yerde seni arıyoruz. Serhat’ın dumanlı zirvelerinde, küllerinden kendini yaratmaya yemin etmiş Kobanê sokaklarında, Kürtlerin tek dostu olan dağların heybetinde ve yüreğimizin en ince damarlarında…

Uğrunu almak için Beritan’ın gününü seçmişsin bir de. Beritanca bir direnişte, Beritanca bir duruşla yürüdün. Uğurlar olsun.

Gözlerimize hücum eden ırmaklara bend koyuyoruz şimdi. Burnumuzun kemiği sızlıyor. Ve yüreklerimizi birleştirip uğurluyoruz seni. “Oxir be Şervano!”

Yazarın diğer yazıları