Bir Cumhuriyet yazarının Avrasyacı tehlikeli önerisi

Önce aşağıdaki haberi okuyalım; “Reuters’ın görgü tanıklarına dayandırdığı haberine göre, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da patlama sesi duyuldu ve dumanlar görüldü.

Yemen merkezli Şii örgüt Husiler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a doğru balistik füze attıklarını duyurdu.”

Husilerin İran merkezli bir örgüt olduğunu da ben ekleyeyim.

Şimdi de Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı’nın yazısından bir alıntı:

“Türkiye’nin baş çıkarı hem de vicdanı davranışı, ABD’nin bu politikasını önleyici gelişmeler yaratmasında. 

İran giderse, Türkiye de gider. 

Bu iki ülke, bir dayanışma ve işbirliğine girmeli. Sıkı sıkıya. 

Bilim ve teknolojide işbirliği, iki ülkeye de önemli katkılar sağlar.”

İran-Suudi savaşı eşiğinde Bursalı ne yapmak istiyor?

Küresel devletlerin ve bölgesel hegemonyacıların Ortadoğu’da “Üçüncü Dünya Savaşı” dediğimiz özgün savaşta, amansız bir paylaşım için karşı karşıya geldikleri açık bir gerçek.

Böyle bir durumda Türkiye için yapılacak öneri ne olabilir?

ABD-İsrail eksenine karşı Rusya-İran ekseninde yer almak mı?

Yoksa Rusya-İran eksenine karşı ABD-İsrail eksenine katımlık mı?

Türkiye gerçekten böyle bir ikilemle mi karşı karşıya?

Sorunu bu ikileme hapsedenler Türkiye için en tehlikeli şıkları bir kader sanmakta. Bursalı da bunlardan biri.

Türkiye’ye “İran’la sıkı sıkaya bir dayanışma ve işbirliğini” öneriyor.

Onun önerisi bir karikatür. Aynı anda hem “AB ile entegrasyonu”, hem de İran’la “sıkı sıkıya dayanışma ve işbirliğini” savunmak gerçekten bir karikatür. Ama masum olmayan bir karikatür. Amacı, AB şekerine bulanmış “Rusya-İran ittifakına”, Kemalistleri, sol ulusalcıları, CHP’li kitleleri ve Cumhuriyet okurlarını yaklaştırmak.

Onun yazısında yer alan İran’la “bilim ve teknolojide işbirliği” önerisinin arka planında çok maceracı bir husus dikkatimizi çekiyor.

Bilindiği gibi Avrasyacı çevreler, Rusya-İran ittifakını salt S.400 füzeleriyle sınırlamıyorlar. Bunlar, Türkiye’nin de bir “nükleer güç” haline gelmesinden söz etmekte. Böyle bir maceracı rüya, ancak İran’ın nükleer teknolojisiyle gerçeğe dönüşebilir. Bunun dışında ne Türkiye’nin İran’a, ne de İran’ın Türkiye’ye “bilim ve teknolojik” katkısı sözkonusu bile olamaz. Bursalı İran’la ittifak konusunda konuşurken, bu karanlık öneriyi, kendisinin AB yanlısı olduğunu söyleyerek şekerle kaplıyor. İyi de Avrupa Birliği ülkeleriyle “bilim ve teknoloji işbirliği” konusunda en küçük bir not yazmayan Bursalı’nın İranl’a” bilim ve teknoloji işbirliği önermesini, yukarıdaki meş’um hedefle bağlamak, elbette yanlış olmaz.

Tekrar “ikileme” dönelim.

Türkiye’nin önünde, her iki ucu da pis bir ikilem kader değil. Bu ikilem tuzağından kurtulmanın biricik çaresi, Türkiye’nin içinde yaşanan “kirli savaşa” son vermek, Kürt sorununu Dolmabahçe mutabakatı çerçevesinde çözmektir.

Çünkü Kürt sorununun çözülmemiş olması, Türkiye’yi hızla Rusya-İran eksenine mahkum ediyor. Şurası açık ki, bu eksene sürüklenmek, Türkiye’nin NATO dışına düşmesi ile sonuçlanır. Bizim açımızdan böyle bir sonuç sorun bile sayılmaz. Ama bilelim ki, NATO dışına sürüklenen Türkiye, silah envanterine yeni NATO silahları ekleyemeyeceği için o anda fiilen silahsızlanmış olur ve bu durumda Rusya’nın ve İran’ın silahları karşısında bu eksenin zavallı bir eklentisi haline gelir. Rusya burnunun dibindeki Türkiye’yi asla silahlandırmaz ve İran bölgedeki en büyük bölgesel emperyalist rakibinin hayrına en küçük adım atmaz.

Bu mesele ulusalcılar açısından çok ciddi bir şekilde düşünülecek bir meseledir.

Öte yandan Zarrab davasının Türkiye ile ABD arasında kapalı kapılar arkasında müthiş çekişmeli bir pazarlığın örtüsü olduğu da açık. Pazarlık Erdoğan açısından ABD’nin Saray rejimine garanti vermesi karşılığında Türkiye’nin ABD-İsrail ekseninde yer alması temelinde sürmekte. Bu gerçekleştiği gün, ordusu dağıtılmış olan ve dünya ölçeğinde hiçbir saygınlığı kalmayan rejim, ABD ve İsrail’in elinde yaklaşan mezhep savaşına, tıpkı Saddam’ın mahkum olduğu gibi mahkum olur.

Görüldüğü gibi ikilemin iki ucu da pis.

Üçüncü bir seçenek var mı?

Var. Türkiye Kürtlerle barıştığı gün, bu “üçüncü yolda” yürüme gücüne kavuşur. Rusya-İran ekseniyle, ABD-İsrail ekseninin bölgedeki hegemonyasına karşı “ne Amerika, ne Rusya” ve “ne İran ve ne İsrail” diyebilir. Aynı zamanda nükleer tehdidi geriletmek, global sorunları çözmek, bölgede küresel teröre karşı mücadele için “hem ABD’yle, hem de Rusya ile” eşit haklı partner olabilir. Ortadoğu’da savaşlara, IŞİD’çi teröre karşı, barış ve refah için “hem İsrail’le, hem de İran’la” eşit haklılık ve karşılıklı çıkar temelinde ilişkiler kurabilir.

Bunun tek yolu, Öcalan’ın üstündeki tecride son vermek ve yeniden Kürt sorununda çözüm yoluna koyulmaktır.

Şu şartla: Bu yolun karşısındaki en büyük engel olan “tek adam” rejimine son vermek şartıyla

Yazarın diğer yazıları