Bir devrimde yenmek ve yenilmek meselesi

Yenmek ve yenilmek nedir? Bir askeri ve siyasi zafer yenmekle eşdeğer midir? Ya da yenmek ve yenilmeye yüklenen anlam iktidarcı tasavvurun etkisinden ne kadar uzak olarak kullanılmaktadır? Askeri ve siyasi olarak kazanmak, ahlaki ve ideolojik olarak kaybetmeye yeğ tutulabilir mi? Bir devrim için yenmek ve yenilmek sınırları kesin çizilmiş bir askeri ve siyasi zafer midir yoksa ideolojik ve ahlaki inşa fikrinin devamlılığını ve meşruiyetini korumak mıdır?

Uluslararası emperyalist sistemin Rojava’ya gerçekleştirdiği siyasi ve askeri müdahale şimdilik emperyalist sistemin, iki başat gücü ve onun bölgesel küçük ortaklarının kısa vadedeki siyasi ve askeri kazanımlarına dönüşmüş gözüküyor. Ve elbette en somutunda Türkiye devletinin somut bir takım kazanımları sonucunu ortaya çıkarmış gözüküyor. Ve tabi hiç şüphe yok ki bu müdahale tek başına ne Türkiye’nin isteği ile ne de tek başına Türkiye’nin askeri ve siyasi gücüyle gerçekleşmiştir. Çok açıktır ki bu savaş demokratik uygarlık paradigması ile kapitalist uygarlık paradigmasının gelinen aşamadaki bir hesaplaşması, bir mücadelesidir. Birbirleriyle onca çelişkisi olan onca küresel devlet, güç ve ittifakın söz konusu Kürtler olunca bütün çelişkileri bir tarafa bırakıp bu coğrafya üzerinde inşa edilen özerk bir toplumsal birime bunca amansız bir siyasi askeri güçle saldırması bu savaşın ideolojik düzeyini göstermektedir. Zira Kürtlerin öncülük ettiği ve içerisinde Ortadoğu’daki her halktan, her kültürden, her dini inançtan insanların kurduğu bu demokratik ulus modeli Ortadoğu’daki bütün çelişkileri çözebilecek, büyük küresel güçlerin ve Ortadoğu diktatörlüklerinin kendi yararlarına üretebilecekleri çelişkileri ortadan kaldıracak bir potansiyel taşımaktadır. Kapitalist uygarlığın en muhkem örgütlenme biçimi olan ulus devletin sonunu getirme tehlikesi yaşatmaktadır.

18 Mart 1871’de başlayıp 28 Mayıs 1871’de askeri olarak yenilen ve varlığına son verilen Paris Komün’ünde sadece iki ay süren bu devrim boyunca Parisli işçiler, işçi hükümetini ilan ettiler. İşçi hükümeti ilk günden burjuva devlet iktidarını parçalayarak, yerine kendi iktidar organlarını geçirdi, düzenli ordu ve polisi kaldırdı. Yerine silahlı milisleri geçirdi. Tüm devlet görevlileri seçimle göreve geldi, istenildiği zaman geri çağrılabildi. Askeri ve siyasi olarak yenilen Paris Komünü, ideolojik ve ahlaki olarak yakın dönem insanlık tarihindeki büyük zaferin adıdır. 17 Ekim devrimini hazırlayan Paris Komünü’dür. Paris Komünü bir fikirdir. İnsanlığın eşit, onurlu, adil bir birlikte yaşam tasavvurunun kısa süreli vücut bulmuş halidir ve ahlaki-ideolojik öncülüğünü bugün de sürdürmektedir.

Slovenyalı Marksist düşünür Slavoj Zizek, The Independent gazetesinde yayımlanan makalesinde, “Kürtlerin müşterek bir yaşamı örgütleme becerisinin geçtiğimiz on yıllarda deneysel açıdan neredeyse ideal koşullarda test edildiğini” belirterek, “Etraflarındaki devletlerin ihtilaflarının dışında özgürce nefes alacak alan onlara tanınır tanınmaz, dünyayı şaşırttılar” diye yazarken Rojava’da yaratılan devrimin Paris Komünü’nün devamı olduğunu dile getiriyor aslında.

Ortadoğu halkları ve dünyanın dört bir yanından gelerek bu devrime katılan, parçası olan devrimciler, kapitalist uygarlıkta yaşamanın ne menem bir cehennem olduğunu bilen insanlar Rojava denen küçük coğrafya parçasında yaşanan pratikten bir yeryüzü cenneti inşasının halen mümkün olduğunu görmüşlerdir. Bütün dünya halkları Rojava Devrimi’ni gerçekleştiren ahlaki-politik öncülüğün insanlık için ifade ettiği değeri kavramış ve kendi devletlerinin bütün manipülasyonlarına karşı Rojava Devrimi’nin yanında olduklarını göstermişler ve devletlerinin sözlü olarak da olsa bu işgale karşı tavır almasını sağlamışlardır. Bu savaş ve işgal Rojava Devrimi’nin yenilgisiyle sonuçlanmamıştır; bilakis devrimin meşruiyetini, tanınırlığını ve dünya halkları üzerindeki etkisini daha da arttırmıştır. Kısa vadede askeri ve siyasi olarak kazananlar uzun vadede bu devrimin insanlık için taşıdığı umut karşısında yenilmeye mahkumdurlar. Yenme ve yenilme meselesini bu çerçeveden okumak lazım.

Yazarın diğer yazıları